12 Ekim 2011 Çarşamba

Kredi kartları toz duman



Bankalar oldukça iştahlı bir şekilde, şahıslara verebildikleri kadar kredi kartı verdiler, aynı iştahla da iş yerlerini POS'larla donattılar. Ağustos sonu verilerine göre yaklaşık 50 milyon kredi kartı, 2 milyon adet POS bulunuyor piyasada.

Kredi kartı kullanılarak yapılan hemen her işlemden az ya da çok vergi kesildiği için, işine geldiği için otoriteler de bankaların bu agresif kredi kartı ve POS dağıtımını sessizce izlediler. İşleri hiç de yolunda gitmeyen milyonlarca insan gittikçe artan bir ivmeyle kredi kartlarından nakit çekmeye başladı. Yüksek faiz oranları herkesin malumu ancak denize düşen yılana sarılır misali nakit çekim sürekli arttı.

Çılgın bir tüketim toplumu olma yolunda küçük Amerika olma yolunda hızla ilerliyoruz toplum olarak. Ekranlardan gördüğümüz, bize gösterilen lüks hayat hepimizi cezbediyor. Kredi kartının “olan paramızı harcamakta bir araç” olduğunu unutup onu, “olmayan parayı harcayarak bir borçlanma aracı gibi” kullanıyoruz.

Aylık harcamasının sadece beşte birini ödeyebilen yaklaşık 2,5 milyon kişi, aylık harcamasının ancak yarısını ödeyebilen 4 milyon kişi olduğu tahmin edilmekte. Bunların bir kısmı mecburiyetten kredi kartından nakit çekim yapanlar ve harcama yapanlar, bir kısmı da maalesef ayağına yorganına göre uzatmayanlar. Parası olmadığı halde kredi kartıyla 18 taksit vs her şey dahil lüks otellerde tatil yapabilen bir topluma dönüştük.

Sonuçta çığ gibi büyüyen kredi kartı borçlarında nakit çekimin ağırlığı artınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu geçtiğimiz yıl 17 Aralık'ta bir yönetmelik yayımladı. Kredi kartı borcunun en az yarısını ödemeyi bir nevi zorunlu tuttu: “Bir takvim yılı içerisinde en fazla üç defa, dönem borcunun yüzde ellisine kadar ödeme yapılan kredi kartlarının limitleri, dönem borcunun tamamının ödenmesine kadar arttırılamaz ve bu tür kartlar nakit kullanımına kapatılır” Bu maddenin, yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceğini de açıkça belirtti.

Buna rağmen bu süre zarfında ne bankalar ne medya ne de tüketici dernekleri bilgilendirme yaptılar. Şimdi kredi kartının yarısından azını ödeyebilen yaklaşık 4 milyon kişi, aileleriyle birlikte kabaca 10 milyonun üzerinde kişi bu durumdan etkileniyor. Bunların arasında mecburiyetten kredi kartıyla borçlanıp bu miktarı ödeyemeyen kesim de maalesef hayli fazla.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun iyi niyetli bu düzenlemesi bu kesimin kredi kartlarını nakit çekime kapattı, kapatacak. Ancak bu kesimden önemli bir miktar insan öyle veya böyle kartı kullanarak nakit sağlamak zorunda. Bunların bu saatten sonra gidebilecekleri tek yer sokak aralarına kadar yayılmış POS'lu tefeciler. Kontörcü, cep telefoncu, kuyumcu vs tabelalar altında faaliyet gösteren önemli sayıda iş yeri, bu kişilerin boş limitleri kadar satış yapmış gösterip yüzde on beş civarlarındaki kesintiyle bu kişilere nakit verecekler.

Alışveriş sitelerinden vs kredi kartıyla altın alıp bunu kuyumculara bozdurup nakit elde etmek de sık kullanılacak bir yöntem ki tefecilerin yaklaşık %15'lik kesintisinden az bir kesinti olmuyor bunlarda da. İyi niyetle yapılan bu tür sert düzenlemeler asıl sorunu ortadan kaldırmıyor maalesef. Borçlanmak zorunda olan insanları bir yerden başka bir yere sevk ediyor sadece.

Dikkat, bundan sonra bankalar kart borcunun yarısından fazlasını ödeyebilen ellerinde kalan müşterilere dört elle sarılacaklar. Sadece bu kişilerin kart limitleri sorunsuzca arttırılabildiği için ve nakit çekime açık kaldığı için öncelikle bu müşteriler tek tek aranıp, bunlar da bu girdaba düşmeden bir an önce, kart limitleri arttırılmaya çalışılacak.

Bankaların yapacağı ikinci şey de sistemdeki “öteleme” açığından yararlanmak. “Kredi kartı borcunu ödeyemiyor musunuz, kart borcunuzun hepsini biz ödeyelim, borcunuzu öteleyelim, siz bize bunu borçlanın” mantığıyla borç sarmalını genişletecek bir açık hala mevcut sistemde. Bu açığı da tepe tepe kullanacak bankalar.

İşsizlik hastalık vs gibi mecburi nedenlerle hesaplı bir şekilde mecburiyetten bu yöntemleri kullananlar bir yana… Ancak daha fazla can yanmadan kendimize hakim olarak, olmayan parayı harcayıp kredi kartından bol bol harcama yapıp zor durumlara düşmeyelim. Kredi kartıyla alınan şeyin bedava alındığı gibi bir hissi artık bırakalım ve ayağımızı yorganımıza göre uzatalım.

Son söz, kredi kartı, olan parayı harcamak için bir araçtır, gelecekte kazanılacağı varsayılan paralara güvenip harcama yapılarak borçlanılacak bir araç değildir.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Ninja’lar artıyor



Star’dan Hüseyin Özay’ın anlattığına göre bankalarımız Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından NİNJA krediler hakkında uyarılmış.. NİNJA tabiri, İngilizce “No Income, No Job, no Asset” kelimelerinin baş harflerinden, geliri, mesleği ve hiç birikimi olmayan kişileri tasvir etmekte kullanılıyor. Amerika’da bu kişilere verilen mortgage kredileri, faizlerinin de değişken olması yüzünden, geri dönmeyince o malum “mortgage krizi”ni tetiklemişti. Bizde de bu tür kişilere verilen krediler varsa da bunların geri ödenmemesi tek başına bir kriz meydana getirmez.

Odaklanılması gereken şey bu kredilerin sektör için risk oluşturup oluşturmadığı değil aslında. Sektörde belli bazı bankalar, bu tür kişilere yönelik özellikle pazarlama yapıyorlar. Gayrı menkul kredisi kullandırımlarında nasıl olsa krediye aracılık edilen mülk teminat alınıyor, müşteri borcu ödeyemezse gayrı menkulü satarız olur biter basitliğiyle yaklaşmak çok yaygın bankacılar arasında. Banka çalışanlarını buna iten de yöneticileri.

Her sene katlanarak artan satış hedeflerini gelir hedeflerini gerçekleştirmek için yöneticilerin bazen yönlendirmesiyle bazen göz yummasıyla etik dışı işlemler çok yaygın hale geldi bankacılık sektöründe. Anlı şanlı bankaların şubelerinin gelirlerini daha yüksek gösterip genel müdürlükten ekstra prim alabilmek için açıkça ahlaksız işlemler yaptıklarını sektör çalışanları itiraf ediyorlar. Vadesiz hesabında para olan müşterilerin hesaplarından “yıllık hesap işletim ücreti 3.taksit” vb gibi tamamen uydurma açıklamalarla keyfe keder paralar kesilmesi, aslında 50 lira masrafı olan bir işlem için müşterinin hesabından 100 lira almak gibi şeyler en yaygın yapılan işlerden sadece bir kaçı.

Bankacılık Düzenlenme ve Denetleme Kurumu iyi niyetle çalışan bir kurum. Ancak önceliğini vatandaşı bankalara karşı korumak üzerine kurmamış, yetersiz kadrosuyla bankaları epey geriden takip etmeye çalışan hantal bir yapı. Hala bankaların “0,49 faiz ile kredi” gibi tamamen kandırmaca ilanlarının önüne geçmedi, geçemedi mesela. Bankalar açık açık, masrafları gizleyerek çarpıtarak yalan söyleyerek reklamlarını her mecrada hala yayınlayabiliyorlar. Dolayısıyla tüketicinin şunu anlaması gerekiyor, bankalara karşı onu koruyan bir yapı yok. Bankalarla çalışan kişiler sektör hakkında bilgi sahibi olacak, hakkına parasına sahip çıkacak. Yoksa banka yöneticilerinin kişisel ihtirasları uğruna, çalışanlara hedef baskısı yüzünden yüz liralık maaşı olana bin liralık kredi kartı da verilir, geliri olmayana gayrı menkul kredisi de verilir. İş işten geçtikten sonra bankaları uyarmanın bir anlamı da kalmaz.