<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157</id><updated>2012-02-10T11:20:51.949+02:00</updated><category term='kredi'/><category term='ev satın almak'/><category term='mortgage'/><category term='konut kredisi'/><title type='text'>Hüseyin Deniz</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>72</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-5665896387459981653</id><published>2012-02-10T11:18:00.000+02:00</published><updated>2012-02-10T11:20:51.954+02:00</updated><title type='text'>Bankaların bu sene karnı çok ağrıyacak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JkKs6XOcN0k/TzThOCjXXSI/AAAAAAAACao/Ui2TpXF71Wk/s1600/20120130114938.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 275px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-JkKs6XOcN0k/TzThOCjXXSI/AAAAAAAACao/Ui2TpXF71Wk/s400/20120130114938.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707434259104881954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2010’da tüm bankaların vergi sonrası net karları 22 milyar TL iken 2011 sonunda bu rakam 20 milyarın altına düştü, 100 lira olan kar 90’a indi yani. Bu senenin geçtiğimiz yıldan daha karlı bir yıl olacağını öngörüyor bankalar. Bu demek değil ki bankalar açısından rahat bir yıl olacak. Bu yıl bankaların karın ağrısı mevduat olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevduat, geliri giderinden fazla olan kişilerin şirketlerin elinde kasasında kalan paraları ifade ediyor, bankaların olmazsa olmazı. Bu seneki sıkıntının nedeni mevduatın artış hızının düşmesi. 2011 yılında tüm bankalardaki kur etkisinden arındırılmış mevduat sadece yüzde altı arttı. Bu oran son beş yıldaki en düşük artış oranı. Mevduat yüzde altı artarken krediler ise yüzde yirmi iki arttı geçtiğimiz yıl. Bankalar 2010’da topladıkları 100 liranın 88 lirasını kredi olarak kullandırmışlardı. Mevduatın yeterince artmamasının sonucu mevduat miktarını dahi aştı kredi hacmi geçtiğimiz yıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne oldu da bankalardaki bu yıl paraların artışı son beş yılın rekor düşük oranında kaldı? Bunun böyle olmasının en büyük muhtemel nedeni geçtiğimiz yılın altın yılı olmasından kaynaklanıyor. Altının hızlı yükselişi nedeniyle tasarruf sahipleri birikimlerini altına yönlendirdiler. Henüz bankalardaki altın hesapların yeterince bilinmemesi nedeniyle birikimler bankalardan çekilerek fiziki altın alındı, binlerce ton olduğu tahmin edilen diğerlerinin yanındaki yerini aldılar; yastık altı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altındaki bu dalgalanma ve milletçe altına olan ilgimiz çok derinliği olmayan bankaların mevduat yapısında gözle görülür bir değişim meydana getirdi geçtiğimiz yıl. Buna tedbir olarak Merkez Bankası Erdem Başçı’nın geçtiğimiz günlerde çok önemli açıklamaları oldu. Merkez Bankası şu an sadece bir katılım bankasının gerçekleştirdiği fiziki altın toplayıp bu altınları bankadaki hesaplara yine altın cinsinden aktarımının yaygınlaşmasını arzu ettiklerini açıkladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan “2012 yılında vatandaşın yastık altındaki altınlarının banka mevduatına, altın depo hesaplarına dönüşmesi, vatandaşların gelir elde etmesi, aynı zamanda Merkez’in altın rezervlerinin güçlendirilmesi yönünde adımlar atabiliriz” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası’nın altınla ilgili bu planından sonra beklediğimiz bir başka düzenleme zorunlu karşılıklarda. Merkez Bankası, bankalara yatan paraların vadesine ve türüne göre yüzde onbirine kadar olan kısmını bankalardan alarak kendi kasalarında tutuyor. Zorunlu, munzam karşılık dediğimiz bu oranların düşmesi bankaların Merkez Bankası’na daha az para göndermesine, dolayısıyla ellerinde daha fazla paranın kalmasına yol açacak. Bankalar bu beklentilerini şimdiden Merkez’e dillendirmeye başladılar bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an piyasada bir sıkıntı yok ama sektörde gidişat likidite açısından pek parlak değil, bankaların ellerindeki paralar yeterince artmıyor. Bunun için birikimlerin kendi bankalarına aktarılması için perde gerisinden kirli bir faiz yarışı başlamak üzere. Mevduata verdikleri bu yüksek faizi bir yandan kredilerin oranlarını arttırarak telafi edecekler diğer yandan da faizle mevduatla vs işi olmasa dahi bankacılık hizmetlerinden faydalanan kişilerden alınan komisyonlara yükleneceklerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Net karlarının düşmesine bakmayın, geçen yıl bu komisyonlardan kaynaklanan gelirlerini yaklaşık yüzde yirmi arttırdı bankalar. Herkesin gözü faizlerde ama komisyonlara karışan yok nasıl olsa. Bu yıl da öyle olacaktır. Para gönderirken internet şubelerden masrafsız para gönderilebilen bankaları seçin. Hesap işletim ücretini sorgulayın, ödememek için anlaşın, hesap işletim ücreti olmayan bankaları seçin. Kredi kartı yıllık aidat vs gibi ücretler istemeyen kartları bankaları tercih edin. Bu ve buna benzer şeylerden bankalar 15 milyar TL’den fazla para kazandılar geçtiğimiz yıl. Kime ne kazandırdığınıza dikkat edin, seçici olun…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-5665896387459981653?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/5665896387459981653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/02/bankalarn-bu-sene-karn-cok-agryacak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5665896387459981653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5665896387459981653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/02/bankalarn-bu-sene-karn-cok-agryacak.html' title='Bankaların bu sene karnı çok ağrıyacak'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-JkKs6XOcN0k/TzThOCjXXSI/AAAAAAAACao/Ui2TpXF71Wk/s72-c/20120130114938.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1840034021530391488</id><published>2012-01-30T21:39:00.002+02:00</published><updated>2012-01-30T21:40:59.848+02:00</updated><title type='text'>Yılın kazananları kaybedenleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9NaZgCIpKFs/TybyKy1yoFI/AAAAAAAACaY/l3lWqPH_Qsg/s1600/kazananlar%2Bkaybedenler.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-9NaZgCIpKFs/TybyKy1yoFI/AAAAAAAACaY/l3lWqPH_Qsg/s400/kazananlar%2Bkaybedenler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5703512245371314258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnişli çıkışlı bir yıl oldu geçtiğimiz 2011 yılı. Altın, getirisi pozitif olan yani kazandıran az sayıdaki yatırım araçlarından birisiydi. Amerikan doları bazında yıllık getirisi yüzde dokuz oldu. Yerel para birimleri cinsinden getiride ise Dünya Altın Konseyi’nin incelediği önde gelen 12 ülke arasında Türkiye ilk sırada yer alıyor. Yılbaşında Türk Lirası birikimini altın’a yatıran yatırımcının 1000 TL’si yılsonunda 1,344 TL oldu, altın yatırımcısı %34,4 kazandı. Türkiye’den sonra altın’ın yerel para cinsinden en çok değer kazandığı ülkeler Güney Afrika %33,8 ve Hindistan %28,8 oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gerçek getiri yılbaşında kaç liradan aldık, yılsonunda kaç liradan sattık şeklinde hesaplanmıyor aslında. En basitinden bu bir yıl boyunca enflasyonun etkisini de hesaba katmak gerekiyor. 2011 için enflasyon kabaca yüzde on idi. Yani 2010 yılsonunda 100 liraya satın alabildiğimiz şeyleri 2011 yılsonunda 110 lira ödeyerek satın alabilir hale geldik. Bu da cebimizdeki paranın satın alma gücünün yüzde on eridiği anlamına geliyor. Demek ki gerçek getiriyi hesap etmek için kazanılan orandan enflasyonun etkisinin arındırılması, net kazancın hesaplanması gerekiyor ki buna reel getiri diyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde Türkiye İstatistik Kurumu çeşitli yatırım araçlarının reel getirilerini her ay düzenli olarak raporluyor. Tüketici Fiyatları Endeksi oranını baz alarak yapılan hesaplamalara göre Külçe altın, Dolar, Euro, İMKB ve TL mevduat faizini tercih edenlerden geçtiğimiz yıl en çok kayba uğrayan kesim İMKB’yı yani borsayı tercih edenler oldu. İMKB-100 endeksinde geçtiğimiz yıl geneli reel getiri yüzde -28 olarak gerçekleşti. İMKB’de reel getiri değil ciddi manada reel götürü oldu yani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borsadan sonra yılın kaybedenleri TL’lerini bankaya faize yatıranlar oldu. Yıl genelinde aldıkları faiz oranından enflasyonu arındırınca faiz geliri elde eden kesimin reel getirisi yüzde -2,79 oldu. Borsadaki gibi gerçekte getiri değil götürü oldu bu sınıfta da. Yılsonu itibarıyla mevduat bankalarındaki Türk Lirası vadeli hesaplarda şirketler hariç sadece gerçek kişilerin paralarının toplamı 244 milyar TL idi. Bu büyük kitle de yılın kaybedenleri oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Döviz ile tanışmamız, dövizin serbest bırakılması yaklaşık otuz sene oldu. Çok eski bir geçmişimiz olmamasına rağmen döviz bulundurmayı hep sevdik. Şu an bankalardaki mevduatın içinde yabancı paraların oranı yüzde otuzların altına düşmüş olsa da bunun geçmişi çok yeni. 2003 yılından önceki yıllarda bankalardaki mevduatın yarısından fazlası döviz idi. Geçtiğimiz yıl dövizden doları tercih edip buna yatırım yapanlar enflasyondan arındırılmış net yüzde 11,23 getiri elde ederken Euro’yu tercih edenler ise net yüzde 10,78 kazanç elde ettiler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ve yılın şampiyonu, külçe altın’daki enflasyondan arındırılmış net getiri ise yüzde 31,06 oldu. Artıp azalarak yıl içinde dalgalansa da altın tam 11 yıldır peş peşe yılı başladığı noktadan hep yukarılarda bitirerek yatırımcısının yüzünü yine güldürmüş oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalardaki altın miktarı geçtiğimiz yıl Merkez Bankası’nın altın rezervi miktarını geçerek 140 ton’a yaklaştı. Altın’a ilgi katlanarak devam ediyor, bakalım geçtiğimiz yılın getiri şampiyonu olan altın bu yıl da ipi göğüsleyebilecek mi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1840034021530391488?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1840034021530391488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/yln-kazananlar-kaybedenleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1840034021530391488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1840034021530391488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/yln-kazananlar-kaybedenleri.html' title='Yılın kazananları kaybedenleri'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9NaZgCIpKFs/TybyKy1yoFI/AAAAAAAACaY/l3lWqPH_Qsg/s72-c/kazananlar%2Bkaybedenler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7577099899952788940</id><published>2012-01-20T16:35:00.003+02:00</published><updated>2012-01-20T16:38:30.275+02:00</updated><title type='text'>Bankaların 2011 yılı şube ve personel sayılarındaki artış azalışlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LxW-vskI0dc/Txl72aZRdRI/AAAAAAAACZk/n6kzTzIsATo/s1600/art%25C4%25B1%25C5%259F%2Bazal%25C4%25B1%25C5%259Flar.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 187px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-LxW-vskI0dc/Txl72aZRdRI/AAAAAAAACZk/n6kzTzIsATo/s400/art%25C4%25B1%25C5%259F%2Bazal%25C4%25B1%25C5%259Flar.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699722978142549266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Fh4oR_0x9Xc/Txl77O5Oh_I/AAAAAAAACZw/QsIZdSR2JKE/s1600/bankalar%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fube%2Bpersonel%2Bsay%25C4%25B1lar%25C4%25B1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Fh4oR_0x9Xc/Txl77O5Oh_I/AAAAAAAACZw/QsIZdSR2JKE/s400/bankalar%25C4%25B1n%2B%25C5%259Fube%2Bpersonel%2Bsay%25C4%25B1lar%25C4%25B1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699723060954695666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7577099899952788940?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7577099899952788940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/bankalarn-2011-yl-sube-ve-personel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7577099899952788940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7577099899952788940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/bankalarn-2011-yl-sube-ve-personel.html' title='Bankaların 2011 yılı şube ve personel sayılarındaki artış azalışlar'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-LxW-vskI0dc/Txl72aZRdRI/AAAAAAAACZk/n6kzTzIsATo/s72-c/art%25C4%25B1%25C5%259F%2Bazal%25C4%25B1%25C5%259Flar.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3145158620181003504</id><published>2012-01-19T08:48:00.000+02:00</published><updated>2012-01-19T08:49:44.064+02:00</updated><title type='text'>Bir bakışta Türkiye Ekonomisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-b217dC6LkMk/Txe83hnQVFI/AAAAAAAACZY/oT6MOV7RVDI/s1600/h%25C3%25BCseyin%2Bdeniz%2Bt%25C3%25BCrkiye%2Bekonomisi.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-b217dC6LkMk/Txe83hnQVFI/AAAAAAAACZY/oT6MOV7RVDI/s320/h%25C3%25BCseyin%2Bdeniz%2Bt%25C3%25BCrkiye%2Bekonomisi.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699231515562497106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi arasında 16.sırada bulunuyor. Amerika, Çin ve Japonya listede ilk üçte yer alırken bizden sonra sıralamada İran, Avustralya, Tayvan ve Polonya yer alıyor. Yine ekonomik büyüklük açısından Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya'nın ardından Avrupa'nın en büyük altıncı ülkesiyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüfus açısından oldukça avantajlı bir konumdayız. Avrupa nüfusunun dörtte biri 60 yaş üzeri iken bizde bu oran sadece %10. Avrupa'nın 14 yaş altı nüfusu %15 iken bizim nüfusumuzun ise %26'sı bu yaşın altında. Kaliteli bir eğitimle nitelikli genç işgücüne sahip olma avantajımız Avrupa'nın sahip olmadığı ender avantajlarımızdan birisi. Tabi bunu değerlendirebilirsek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi başına düşen milli gelir ne kadar yüksek olursa o ülke vatandaşlarının o kadar müreffeh bir yaşam sürdüğü kabul edilir. Hemen her ülkenin milli geliri Amerikan Doları bazında her sene hesaplanıp Dünya Bankası, IMF gibi kuruluşlar tarafından yayınlanır. Buna göre ülkemizde 2010 yılı kişi başına düşen milli gelir 10 bin dolardır. Dünya Bankası sıralamasına göre 173 ülke arasında 52. Sırada yer alıyoruz. Lüksemburg 105 bin dolar ile listenin ilk sırasında yer alırken Kongo ve Burundi 200 dolardan az bir rakamla kişi başı milli gelir listesinin sonlarındalar. Dünyada 100 ülke bulunmuş olsa ve bunlar en zenginden en fakir olana doğru sıralansa biz bu 100 ülke arasında 30. sırada yer almış olurduk. Hükümetin planına göre 10 bin dolar olan bu rakam bu yıl 11 bin dolara çıkacak, 2014'te ise 12 bin 500 dolar olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki istihdam yapısına bakıldığında 2002'den bu yana kendi hesabına çalışanlar, işverenler ve bir aile işinde ücretsiz çalışanlar azalırken başkası için ücretli olarak çalışanların oranı artıyor. 2002'den 2010'a, işverenler ve kendi işini yapanlar %29'dan %25'e düşerken ücretli çalışanlar ise %50'den %61'e çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1983-1994 yılları arasında enflasyon ortalama %63, 1995-2001 yılları arasında ortalama %72, o yıldan bu zamana da ortalama %11 olmuş. Bu yıl ve önümüzdeki iki yıl enflasyonun yüzde 5-6'larda olması hedefleniyor. 2010 yılı enflasyonu ile sıralaması yapılan 102 ülke arasında en yüksek enflasyona sahip 39. ülkeyiz. 1998'de dünyada üçüncü iken 2008'de 85. idik, enflasyonun tırmanışa geçmesiyle tekrar 39.luğa çıkmış olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhracatımız yıllık 134 milyar dolar, ithalatımız 241 milyar dolar oldu Kasım sonu itibarıyla. İthalattaki rekoru tabi ki sahiplenen olmadı, ihracattaki rekora vurgu yapıldı ama basitleştirerek söylersek, 2002'de 100 olan ihracat bu yıl 372 olurken 2002'de 100 olan ithalat ise 463'e fırladı. Şimdi alınan tedbirlerle ithalat frenlenmeye çalışılırken ihracat da örtülü devalüasyonla vs teşvik edilmeye çalışılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazine Müsteşarlığı'nın yayınladığı en güncel (16 Ocak) verilerle ülkemizin ekonomik durumu hakkında özet bilgiler böyle. Sürünmüyoruz ölmüyoruz bitmiyoruz, fevkalade iyi durumda da değiliz. Ekonomide temkinli, vasat sıralarda ama sürekli yükselen, durumu iyiye giden bir seyir halinde ilerliyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3145158620181003504?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3145158620181003504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/bir-baksta-turkiye-ekonomisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3145158620181003504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3145158620181003504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/bir-baksta-turkiye-ekonomisi.html' title='Bir bakışta Türkiye Ekonomisi'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-b217dC6LkMk/Txe83hnQVFI/AAAAAAAACZY/oT6MOV7RVDI/s72-c/h%25C3%25BCseyin%2Bdeniz%2Bt%25C3%25BCrkiye%2Bekonomisi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2141803864205661570</id><published>2012-01-11T14:19:00.000+02:00</published><updated>2012-01-11T14:20:46.521+02:00</updated><title type='text'>Saflar, meşhurlar, çakallar…</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-AOV8dxLi8bc/Tw1-a6dJBHI/AAAAAAAACZM/RAoRrzYupN4/s1600/huseyin%2Bdeniz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-AOV8dxLi8bc/Tw1-a6dJBHI/AAAAAAAACZM/RAoRrzYupN4/s320/huseyin%2Bdeniz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696348104526726258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her yeni yıl ile birlikte yatırım bankaları, onların ekonomistleri, akademisyenler ve köşe yazarları yeni yıl için yatırım enstrümanlarının muhtemel yılsonu fiyatlarını tahmin etmeye çalışırlar. Muhtemel gelişmeleri kestirerek genel ekonomik gidişat hakkında ileriye yönelik yorum yapmak pekala mümkün ve makul olsa da yatırım araçları hakkında şu zaman şu ürünün fiyatı şu olacak şeklinde kesin rakamlar telaffuz etmek pek akıllıca değil. Bu tür yorumları yapanları şöyle tasnif edebiliriz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Saflar. Sayıları en az olan grup. Piyasanın gidişatından kendince analizler çıkararak şu zaman dolar şu fiyatta olacak vs tarzı masumane tahminler yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Meşhur olmak isteyenler, şöhretini parlatmak isteyenler. Her yatırım enstrümanı hakkında ileriye yönelik fiyat açıklaması yaparlar. Tutmaz ise sorun yok, neden tutturamadın diye kimse yakasına yapışacak değil. Ama ya tutarsa, “ben 9 ay evvel demiştim doların tekrar 1,45 TL'ye ineceğini” diye ortada dolaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Politize olmuş ekonomistler. Tanınması en kolay grup. Ya her şey pespembedir, dolar düşecek, petrol ucuzlayacak, ihracat patlayacak, büyüme coşacaktır.. ya da her geçen gün uçuruma doğru gidiyoruzdur, bir yüzde otuz daha devalüasyon kaçınılmazdır, işsizlik çığ gibi artmaktadır, ithalat patlamıştır, enflasyon coşmuştur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Çakallar. En tehlikeli olan grup, büyük miktarlarda fonları yöneten yatırım danışmanları gibi. Piyasayı yönlendirip kendi fonlarının pozisyonunu ona göre belirlemeyi amaçlarlar. Gidişatı iyi okurlar ama gözümüzün içine baka baka yalan söylerler. Kendi yönettikleri fonlarının selameti tabi ki her şeyin üstündedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tasniften sonra, şunu artık hepimizin kesinlikle iyi anlaması gerekiyor ki altının dövizin petrolün vs hangi tarihte fiyatlarının ne kadar olacağının önceden bilinmesi mümkün değildir. Geçen yazımızdaki gibi “2012 İran yılı olacak, İran-ABD restleşmelerinin doruğa çıktığı bir yıl olacak bu yıl, dolayısıyla petrol ve altın fiyatlarının yukarı seyirde olacağını söyleyebiliriz” türü genel beklentiler haricindeki açıklamalara itibar etmeden evvel defalarca düşünülmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ons'u şimdi 1600 dolar olan altın Mart'ta 1800 dolar olacak” gibi tahmin kılıfı giydirilmiş söylemler genellikle piyasayı yanıltmayı yönetmeyi amaçlayan art niyetli açıklamalardır. Üzülerek de görüyoruz ki bu tür ifadeler kimin söylediğine bakılmaksızın medyada kendine yer bulmakta. Buna en güncel örnek “başarılı yatırım gurusu” olarak tanıtılan Jim Rogers'ın geçenlerdeki açıklaması. “Şimdilerde 1600 dolar civarında olan altının fiyatı 1200 dolara düşecek” açıklamasını yaptı guru yatırımcı. Aynı kişi, altın 1900 dolara giderken “altın iki bin doların çok üzerine çıkacak” açıklaması yapmıştı oysa. Bu lobi, altın fiyatları çok yükseldiğinde fiyatların kısa zamanda fırlayacağı beklentisini yayıp küçük yatırımcıların altın almasını sağladı, altına talebi körükleyip fonundaki altınları yüksek fiyattan sattı, şimdi “çok düşecek” diyerek yüksek fiyattan sattıkları altınları düşük fiyattan almayı amaçlıyorlar muhtemelen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük paraların döndüğü, türlü ahlaksızlıkların yüz kızarmadan işlendiği bir piyasadan bahsediyoruz. Yorumcuları filan bırakın, mahkeme kararıyla sabit, zamanında devalüasyon yapmadan önce şahsi parasını dolara çevirip vurgun yapan “Merkez Bankası Başkanı” bile gördük bu ülkede. Başka ülkede olsa istifa edip insan içine çıkamayacak, bu utançla ülkesinde yaşayamayacak duruma gelirdi; bizimki ise ulusal bir gazetede köşe yazarı oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az veya çok, yatırımlarınıza yön vermeden evvel itimat etmeniz gereken, kulak vereceğiniz yorumcuları iyi seçin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2141803864205661570?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2141803864205661570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/saflar-meshurlar-cakallar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2141803864205661570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2141803864205661570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/saflar-meshurlar-cakallar.html' title='Saflar, meşhurlar, çakallar…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-AOV8dxLi8bc/Tw1-a6dJBHI/AAAAAAAACZM/RAoRrzYupN4/s72-c/huseyin%2Bdeniz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3006653295866101252</id><published>2012-01-04T10:28:00.000+02:00</published><updated>2012-01-04T10:30:25.326+02:00</updated><title type='text'>2012: İran yılı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wgutgOe6IFk/TwQN99P2bCI/AAAAAAAACZA/gsaqqdkyx08/s1600/alt%25C4%25B1n%2Bsiyah%2Balt%25C4%25B1n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-wgutgOe6IFk/TwQN99P2bCI/AAAAAAAACZA/gsaqqdkyx08/s320/alt%25C4%25B1n%2Bsiyah%2Balt%25C4%25B1n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693691186967374882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2012'de İran ile yatıp İran ile kalkacağız, İran'daki gelişmeleri çok ama çok yakından takip edeceğiz. Çünkü komşumuz İran'ın içinde yer alması muhtemel gelişmeler tüm dünya piyasalarını alt üst etmeye aday. Bu yıl, dünyayı yanına çekmeye çalışan ABD ile İran'ın restleşmelerde rekor kıracağı, gündemi en çok meşgul edeceği bir yıl olacak gibi görünüyor. Bu restleşmelerin, karşılıklı meydan okumaların haber olması, medyaya düşmesi bile petrol ve altın fiyatlarını yukarı itmeye yetiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Analistlerin bir kısmı Rusya ve Çin ile olan sıkı ilişkileri nedeniyle İran'a ABD operasyonunu uzak görüyorlar. Ancak zaman zaman İran'a askeri müdahalenin konuşulması, hatta en kötü senaryo olarak müdahale edilmeye başlanmasıyla birlikte, ki kanaatim çok uzun olmayan bir zamanda bunun gerçekleşeceği yönünde, altın ve petrol fiyatları çılgınca yukarılara gidecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran'a en küçük bir uyarı, İran'ın buna sıradan bir cevabı bile piyasalarda tedirginliğe neden oluyor. Nitekim altın bu yüzden geçen haftaki kapanışına göre kısa sürede %2'nin üzerinde değer kazanarak onsu 1600 doların üzerini gördü. Petrol fiyatları da gün içinde varili 4 dolar artarak tırmandı ve 111 doları gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol en çok ve en yaygın kullanılan enerji kaynaklarından biri. Petrol fiyatlarındaki artış tüm dünyada malların ve hizmetlerin fiyatlarını da arttırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol fiyatları arttıkça, petrolle çalışan ekipmanlarca çıkarılan altının fiyatı da artar, mazotla çalışan pompalarla sulanan tarlalarda bahçelerde yetişen ürünlerin fiyatları da zamlanır, üretilen diğer ürünlerin ülke içinde yahut ülke dışındaki pazarlara nakliye masrafları da artar ve o ürünlerin fiyatları zamlanır. Kısaca, petrol fiyatlarındaki artış herkesi çok yakından ilgilendiren önemli sonuçlar doğurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol İhraç Eden Ülkeler (OPEC ülkeleri) arasında Suudi Arabistan'dan sonra en çok petrol üreten ve Venezüella-Suudi Arabistan'dan sonra en çok petrol rezervi bulunan bir ülkenin, İran'ın yaşayacağı kargaşalar bu yıl petrol ve altın fiyatlarını olabildiğine dalgalandıracak gibi görünüyor. İran'a askeri bir operasyon gerçekleşmese dahi artan gerginlik, bununla ilgili çıkacak haberler bile petrol altın fiyatlarını dalgalandırmaya ve fiyatları yükseltmeye yetecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hengamede yıldızı parlayacak yatırım araçları kesinlikle altın ve siyah altın tabir edilen petrol. Altının uzun vadede kazandıran bir yatırım aracı olduğu zaten malum ancak bu yılki muhtemel dalgalanmalarda ‘al-sat'larla kısa vadede de para kazandırmaya aday. Altın fiyatlarının kısa süreli geri çekilmeleri kimseyi yanıltmasın. Her zaman için en güvenilir yatırım aracı yıllardır altın oldu, öyle olmaya da devam edecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3006653295866101252?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3006653295866101252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/2012-iran-yl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3006653295866101252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3006653295866101252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2012/01/2012-iran-yl.html' title='2012: İran yılı'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wgutgOe6IFk/TwQN99P2bCI/AAAAAAAACZA/gsaqqdkyx08/s72-c/alt%25C4%25B1n%2Bsiyah%2Balt%25C4%25B1n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6542068881199776361</id><published>2011-12-28T14:21:00.001+02:00</published><updated>2011-12-28T14:23:49.463+02:00</updated><title type='text'>Altına hücum! Her ay 11 ton altın aldık…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XRlAgYXM_qs/TvsKTgZbOrI/AAAAAAAACY0/V1dpYOcfBlo/s1600/Alt%25C4%25B1na%2Bra%25C4%259Fbet.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 212px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-XRlAgYXM_qs/TvsKTgZbOrI/AAAAAAAACY0/V1dpYOcfBlo/s320/Alt%25C4%25B1na%2Bra%25C4%259Fbet.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691153884343122610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki bankalarda 2010 sonunda 35 ton altın bulunuyordu. 2011’in Ekim sonu itibarıyla ise bankalardaki altın miktarı 145 ton’a ulaştı. Bu altınlar çalınma kaybolma vs risklere girmek istemeyen yatırımcıların, yani halkın bankalarda tuttuğu kaydi altınlar. 2011’de vatandaşlarımız bankalar aracılığıyla her ay 11 ton altın alımı yaptı, 10 ayda bankaların altın stokları 110 ton artarak merkez bankasının 116 ton olan rezervlerini geçmiş oldu. Bankalardaki 145 ton ve merkez bankasındaki 116 tondan başka kabaca beş bin ton da yastık altı tabir ettiğimiz altın olduğu sanılıyor ülkemizde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 yılına 1 onsu (31 gramı) yaklaşık 1400 dolardan başlayan altının onsu şimdilerde 1600 dolar civarında ve muhtemelen yılı bu fiyattan bitirecek. Yani yıla altın alarak başlayan ve altınlarını muhafaza eden yatırımcılar yaklaşık %15 bir getiri elde etmiş oldular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 yılı için altın fiyat tahminlerinde fiyatların bin doların altına ineceğini söyleyenler ile iki bin doların üzerine çıkacağını tahmin edenler yanıldılar, tıpkı analistleriyle meşhur HSBC ve Morgan Stanley gibi… Geçmişte söylediklerine ve gerçekleşen altın fiyatlarına baktığımızda altın fiyatları konusunda en dikkate alınması gereken kişilerden birinin Credit Suisse Kıymetli Madenler Analisti Tom Kendall olduğunu söyleyebiliriz. Altında 2012 için ise en makul fiyat tahminleri iki bin dolar civarında yoğunlaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saglamaltin.com sitesinden Mehmet Bengü Uluengin’in altına yatırım yapmayı düşünenlere önerileri ise şunlar: “En güzel taktik, daha doğrusu ‘düşünce şekli,’ en dipte alım yapmaya çalışmaktan vaz geçmek. En dibi bulmak çok zor. Hadi diyelim bir kez buldunuz. Daha sonraki seferlerde bunu tekrarlamak neredeyse imkansız. O zaman en dip noktayı bulmaya çalışmaktan vaz geçin. Altın düştü mü? Biraz alım yapın, ama kesinlikle tüm paranızla değil. Daha mı düştü? Tekrar alım yapın. Yok yükselmeye mi başladı? Güzel, zaten bir miktar alım yapmıştınız. Kâr etmeye başladınız yani. Ancak bir miktar daha paranız var. Dursun. Siz tetikte kalın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiyat hareketini izleyin. Çok kısa sürede çok hızlı mı yükseldi? Bir miktar satın. Ancak temel pozisyonunuz kalsın. Gerileyince sattığınızı tekrar alın. Veya, altını zamanlamaya çalışmaktan vazgeçin. Yatırın bir miktar, dursun. Unutun o yatırımı. Günlük, hatta haftalık aralıklarla bile kontrol etmeyin. Altı ay sonra bakın. Bugünkü değerinin üzerinde olacağına kalıbımı basabilirim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altına yatırım yapanlara, yapacaklara son bir not.. Piyasada satılan altınların fiyatlarında işçilik maliyetleri de vardır. Bu yüzden alım satımlardaki fiyat farkları müşteri aleyhine artabilmektedir. Altına yatırımın en güvenilir yolu, yastık altında muhafazaya göre birçok avantajları bulunan alternatif, bir bankadan altın hesabı açtırmaktır. Bunun için altın hesap yahut vadesiz hesap, ne ad altında olursa olsun her hangi bir hesaptan hiç bir masraf komisyon vs almayacağını kesinlikle taahhüt eden bir bankayı seçmemiz gerekiyor menfaatimiz icabı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banka aracılığı ile, Dolar-Euro alıp satar gibi, miligram bazında bile alım satım yapabilecek, düşük meblağlarda dahi, 20 liralık, 50 liralık… altın alarak tasarruf etme imkânımız olacak ve bu işlemler için her hangi bir komisyon, muhafaza ücreti vs de ödemeyeceğiz. Devletin bankalardaki mevduata verdiği güvence altın hesaplarda da aynen geçerli ve altının değer artışlarından kaynaklanan kazancımız da her hangi bir vergiye tabi değil. Bunların yanı sıra altın fiyatlarındaki artış veya azalışlarda yahut dilediğimiz her hangi bir zaman alım satım yapabilme avantajı, ücretsiz ve güvenli muhafaza kolaylığı, işçilik ücreti giydirilmemiş saf altın fiyatlarından dar marjlarda alım satım imkânı, istenildiğinde fiziki teslim imkânları, yararlanılması gereken imkânlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6542068881199776361?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6542068881199776361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/altna-hucum-her-ay-11-ton-altn-aldk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6542068881199776361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6542068881199776361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/altna-hucum-her-ay-11-ton-altn-aldk.html' title='Altına hücum! Her ay 11 ton altın aldık…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XRlAgYXM_qs/TvsKTgZbOrI/AAAAAAAACY0/V1dpYOcfBlo/s72-c/Alt%25C4%25B1na%2Bra%25C4%259Fbet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-8045463535253337878</id><published>2011-12-22T08:40:00.000+02:00</published><updated>2011-12-22T08:42:12.978+02:00</updated><title type='text'>Kredi Kartından 22,5 milyar TL! Buna can dayanmaz…</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kg8aOJm_T8E/TvLRKrlry4I/AAAAAAAACYo/-CZfSDheriI/s1600/bunacandayanmaz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-kg8aOJm_T8E/TvLRKrlry4I/AAAAAAAACYo/-CZfSDheriI/s320/bunacandayanmaz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688839260752038786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kredi kartlarının sadece alışverişte kullanılması gereken bir ödeme aracı olması gerektiğini kulak ardı ettik yıllarca. Sıkıştığımızda, ama bilerek ama bilmeyerek, yüksek faizli borcun altına girip nakit çektik. Bu nakit çekme işi öylesine yaygınlaştı ki 2007’de yerli kredi kartlarıyla yurt içinde 13 milyar TL olan nakit çekim, bu yılsonunda muhtemelen ikiye katlanarak 26 milyar TL’ye ulaşacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalararası Kart Merkezi verilerine göre bu yılın ilk 11 ayında tam 87 milyon kez ve 22,5 milyar TL nakit avans çekimi yapıldı kredi kartlarından. Buna can dayanmaz… Aylık %2’nin üzerinde bir faizle çekilen bu nakit avanslardaki gidişatın korkutucu olduğu apaçık bir gerçek. Kasım sonu itibarıyla 51 milyona dayanan kredi kartlarına otoritenin bir düzenleme yapması gerektiği uzun zamandır konuşuluyordu. Kredi kartı sektöründe bankalar oldukça rahatlar. İnternetten başvuru yapıp hiç şubeye gitmeden adrese kredi kartı teslimatı hala yaygın bir şekilde devam ediyor. Sürekli olarak gelirinden fazlasını harcama eğilimindeki kitlenin maalesef yıldan yıla artması bankaların kredi kartları konusunda agresif satış yapmalarını körüklüyor. Bu konuda en büyük otorite BDDK, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, şube dışında tezgâh açıp kart satmanın yasaklanması, asgari ödeme tutarlarının yükseltilmesi vs gibi hemen her yıl kredi kartlarıyla ilgili bazı tedbirler getirse de bankalar çalıyı dolaşmayı gayet iyi beceriyorlar. Şimdi konuşulan tedbir de kredi kartlarına tek limit getirilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin isteği üzerine çalışma başlatan BDDK, artık şahıslara bir kredi kartı limiti getirecek. Çalışmaları kısa bir süre önce başlayan konunun tüm ayrıntıları henüz belli değil. Belli olan, kişinin yıllık gelirinin yarısı yahut belli bir oranı kadar o kişiye bir kredi kartı limiti açılacak. O limit dâhilinde kalmak kaydıyla şahıs dilediği kadar kart alabilecek artık. Mesela, yıllık geliri 24 bin TL olan biri, 12 bin TL’lik tek kart alabileceği gibi, isterse bin TL limitli 12 karta sahip olabilecek. Değişmeyecek olan asıl şey ise bu toplam kredi kartı limiti olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serbest çalışan milyonlarca kişi ve kayıt dışılığın tavan yaptığı bir piyasada şahısların gelir beyanı nasıl olacak, kişilerin beyan ettiği gelirler neye göre nasıl belgelenerek kredi kartı limiti belirlemesine temel teşkil edilecek şimdilik net değil. Henüz çok yeni olan çalışma nihayete erince göreceğiz bunları. Şu aşamada kredi kartlarına getirilmesi düşünülen bu tedbir hem tüketicileri yani bizleri karttan harcama konusunda frenleyecek hem de kredi kartlarında bankaların rekabetini kızıştıracaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada eşi benzeri olmayan, kredi kartlarıyla yapılan ödemelerdeki bol taksitlerin de sınırlandırılması gerektiği başka bir husus olarak önümüzde durmaya devam ediyor. İnsan, tabiatı gereği, yaptığı harcama küçük dilimlere bölününce harcamak konusunda daha cesur oluyor ve ihtiyacı olmasa dahi kolaylıkla satın almalar yapabiliyor. Harcamayı teşvik eden bol taksitli sistem de, bankalar ne kadar engellemeye çalışsalar da, düzenleme yapılması gereken ilk konulardan biri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketimden ve harcamadan kendini alıkoyamayan, bir şeyin olmayışına yokluğuna tahammül edemeyen, ‘olmadığında sabredip, olduğunda şükreden’ toplum yapımızdan uzaklaştıkça bu gibi konuları hep konuşmaya devam edeceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-8045463535253337878?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/8045463535253337878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/kredi-kartndan-225-milyar-tl-buna-can.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8045463535253337878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8045463535253337878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/kredi-kartndan-225-milyar-tl-buna-can.html' title='Kredi Kartından 22,5 milyar TL! Buna can dayanmaz…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-kg8aOJm_T8E/TvLRKrlry4I/AAAAAAAACYo/-CZfSDheriI/s72-c/bunacandayanmaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7745474904594147037</id><published>2011-12-19T22:34:00.002+02:00</published><updated>2011-12-21T09:36:17.657+02:00</updated><title type='text'>Firmanızı batırmanın en kestirme yolları</title><content type='html'>İşletmeler de her canlı, her fani gibi doğarlar büyürler ve ölürler. Kimisi karıncalar gibi 3-5 yıl ancak yaşayabilirken kimisi de bazı kaplumbağalar gibi bir asır devirerek hayatını devam ettirebilir. Firmaların (şirket ve gerçek kişi işletmelerine genel olarak “firma” diyelim) doğum ölüm istatistiklerine baktığımızda bu yılın ilk 10 ayında 100 bine yakın firmanın kurulduğunu, diğer yandan bunların neredeyse yarısı kadar firmanın da kapandığını görüyoruz. Geçen yılın ilk 10 ayında kapanan firma sayısı açılanların %40’ı kadar iken bu yıl bu oran %50’ye yaklaşmış durumda. Firmaları kapanmaya götüren birçok neden var. Bunların bir kısmı dışsal nedenler olarak ön plana çıkarken (vergiler, rakipler vs) bir kısmı da firmanın iç bünyesinden, kendi iş yapış tarzındaki hatalardan kaynaklanıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Firma olarak iş yapış tarzından kaynaklanan hatalar elbette pek çok. Biz duruma tersten bakarak “bir firma nasıl en kolay yoldan batırılır” sorusuna en belli başlı cevapları sıralayalım:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2008 yılındaki krizde bankaların batırdığı Kayseri’nin dev tekstil firmalarından birinin yaptığı gibi, rasgele bir banka ile çalışın, ufak hesaplar yaparak kredi oranındaki 1-2 puan indirime, havale masraflarındaki 3-5 kuruş iskontoya göre seçin bankanızı. Ama yine de şunu unutmayın ki bazı bankalar, havalar günlük güneşlik iken verdikleri kredileri daha yağmur başlamadan en ufak bir kriz emaresinde geri ödemenizi isteyebilir. Siz 2 yıl vadeli aldığınız kredinin taksitlerine göre işlerinizi planlamış olabilirsiniz ama bu bir takım bankaları hiç ilgilendirmez. Önemli olan onların durumudur. İsterlerse kredinin faizini yeniden düzenlerler, isterlerse “hemen kredinin hepsini ödeyeceksin” diyebilirler. Ne tür bir banka ile çalıştığınızın bu açıdan hiçbir önemi yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşsizlik hala yüksek oranlarda, iş arayan bir dünya insan var. Bu yüzden çalışanların motive olması, onların mutlu olup müşterilere de kaliteli hizmet vermesi vs gibi söylemlerin aslı astarı yoktur. Onları makine gibi görüp en ucuz maliyetle en çok nasıl çalıştırabilirseniz çalıştırın.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Teknolojiyi ihmal edin. Firmanızın kesinlikle internet sitesi olmasın, facebook, twitter vb “şeylerden” uzak durun, internetten işinizle ilgili rakiplerinizle ürünlerinizle ilgili araştırmalara girmeyin. Ülkemizde ve dünyada sizin yaptığınız işi kim nerede nasıl yapıyor araştırmayın. En iyi yol bildiğiniz yoldur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yeni fikirlere kapalı olun. Batan yahut devleşen birçok firmanın serüvenine şahit olan banka finans sektörü çalışanlarına her hangi bir konuda aman bir şey danışmayın. Finansal kuruluşların özellikle Ticaret ve Sanayi Odaları ile müşterek düzenledikleri katılımın ücretsiz olduğu ve teşvik edildiği “KOBİ toplantıları” vs gibi organizasyonlara iştirak etmeyin. Fuarları da zinhar takip etmeyin, fuarlara gidip işinizle ilgili, sektörden diğer insanlarla tanışıp ürünleri görmekle, rakipleri tanımakla vs vakit harcamayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçlü yanlarınız nelerdir, zayıf kaldığınız alanlar nereler, pazarda fırsat var mı, acaba nelerdir, piyasadaki tehditleri tanıyıp buna göre tedbirler almak.. gibi konularda böbürlenmeden, bozulmadan, akıllıca düşünüp zaman ayırıp çalışmalar yapmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Her şey olacağına varır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Devletin birçok alanda özellikle üretim yapan firmalara sağladığı muazzam avantajları araştırmayın, bunlardan faydalanmayın. Kimlere ne tür teşvikler verilebiliyor, hibelerin şartları nelerdir, yurt dışındaki fuarlara katılımlarda nerelerden ne destekler mümkün, KGF de neyin nesi gibi konular ehline malum, yapan yapıyor zaten. Tamamen ihmal edilesi konulardır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Firmaları batıran (tersi durumda ihya eden) pek çok başlıktan bir çırpıda sayılabileceklerden sadece bir kaçı.. Umarız önümüzdeki yıllarda kurulan firma sayıları artarken kapanan firma sayıları da azalır, 100 firma açılıyorsa kapananların sayıları şimdiki ellilerden kırklardan en kısa zamanda tek hanelere düşer…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7745474904594147037?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7745474904594147037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/firmanz-batrmann-en-kestirme-yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7745474904594147037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7745474904594147037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/firmanz-batrmann-en-kestirme-yollar.html' title='Firmanızı batırmanın en kestirme yolları'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4776223442648615275</id><published>2011-12-19T22:33:00.001+02:00</published><updated>2011-12-21T09:36:05.423+02:00</updated><title type='text'>Katılım Bankaları? İkna edilmeyi bekleyen geniş bir kitle var</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-GzH1n6cNx7Q/Tu-fstD6bDI/AAAAAAAACYQ/5k1uXKmlTKE/s1600/katilim%2Bbankalari.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 178px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-GzH1n6cNx7Q/Tu-fstD6bDI/AAAAAAAACYQ/5k1uXKmlTKE/s320/katilim%2Bbankalari.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687940444751293490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türk bankacılık sistemine dâhil edilen eskinin özel finans kurumları şimdinin katılım bankaları büyümelerine son sürat devam ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel finans piyasalarında ismi “İslamic Banking” yani İslami bankacılık olan bu sektörün ülkemizdeki son zamanlardaki hızlı büyümesi esasında çok geç kalmış bir büyüme. İlk katılım bankasının faaliyete başlamasından bugüne 25 yıldan fazla süre geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dört katılım bankası yedi yüz şube ve on beş bin personelle faaliyet göstermekteler. Aradan geçen bunca yıla rağmen katılım bankalarının bankacılık sektöründeki pazar payı çok kısıtlı kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül sonu itibarıyla sektörün elde ettiği 15 milyar TL’lik net karın sadece 600 milyon TL’si katılım bankalarına ait, yani yüzde 4’ü. Kredilerde ve mevduatta da yaklaşık yüzde 5,5 paya sahipler katılım bankaları. Kuruluşları merhum Özal’ın çabalarıyla 80 ihtilali sonrası, özellikle muhafazakâr kesimin faizli bankalarla çalışmaktan imtina etmesi nedeniyle gerçekleştirilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birikimi olanların mevduatlarını alarak bunlarla krediye ihtiyacı olanları fonlayan katılım bankalarının bu kadar düşük pazar payına sahip olmalarının en büyük nedeni tabi ki yıllarca şubeleşmede geri kalmış olmaları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 700 olan katılım bankalarının toplam şube sayısı bundan on yıl önce sadece 100 civarında idi. Şubeleşememenin en büyük nedenlerinden biri de finansal piyasalardaki çalkantılardan ziyade siyasi bakış açısıydı. 1980 ihtilalini yapan generaller ikna edilerek kurulmuşlardı ama sonraki yıllarda bu sektörün palazlanmasına bir türlü izin vermediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar diğer bankalar topladıkları mevduatın büyük bir kısmını yüksek faizlerle devlete satarken katılım bankaları topladıkları fonlarla sadece hep reel sektörü fonladılar. Bugün katılım bankaları topladıkları mevduattan daha fazlasını reel sektöre aktarmış durumdalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül sonu itibarıyla mevduat bankalarının topladığı 100 liranın 43 lirası tahvil bono gibi kâğıtlarda iken Katılım bankalarının topladığı mevduat 100 birim olmasına rağmen dağıttıkları kredi miktarı 102’yi geçmiş durumda. Mevduatın haricinde yurt dışından kaynak aktarımı da önemli rakamlara ulaşacak önümüzdeki zamanlarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılım bankalarının önündeki en büyük engel kendilerine karşı olumsuz bakış açısına sahip geniş bir kitlenin oluşu. İslami bankacılık kavramının içini dolduramayan kişilerin odakların ikna edilmesi katılım bankalarının en öncelikli işi. Özellikle reklamlarla vs kendilerini ve sistemi geniş kitlelere tanıtmalılar, kafalardaki soru işaretlerini ciddiyetle ve basitçe izah etmeliler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslami kurallar çerçevesinde yapılabilecek bankacılığın en güzelinin yapıldığına dair geniş bir kitle ikna edilmeyi bekliyor. Bu açıdan Türkiye Katılım Bankaları Birliği’ne çok görev düşüyor. Birliğin atıl yapısından sıyrılıp bir an önce aktif bir yapıya bürünmesi bu açıdan önem arz ediyor. Yoksa sayıları sadece dört olan katılım bankalarının her birinin üç yüz-beş yüz pazarlamacısının tanıtım ve pazarlama faaliyeti ile mevduat bankalarından pazar payı alabilmeleri, kendilerini geniş kitlelere tanıtabilmeleri çok zor…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4776223442648615275?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4776223442648615275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/katlm-bankalar-ikna-edilmeyi-bekleyen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4776223442648615275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4776223442648615275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/katlm-bankalar-ikna-edilmeyi-bekleyen.html' title='Katılım Bankaları? İkna edilmeyi bekleyen geniş bir kitle var'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-GzH1n6cNx7Q/Tu-fstD6bDI/AAAAAAAACYQ/5k1uXKmlTKE/s72-c/katilim%2Bbankalari.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7534484199613642977</id><published>2011-12-19T22:28:00.002+02:00</published><updated>2011-12-21T09:35:48.208+02:00</updated><title type='text'>Bankalar için çıldırma vakti</title><content type='html'>Yılın son çeyreğinde, özellikle de yılın son ayında bankalar çılgınca işler yapmaya başlıyorlar. Kendi aralarındaki rekabeti de son derece bozan işlemler oluyor bunlar genelde. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Vedat Akgiray tezgâh altı mevduat faizinin %12’ye çıktığını ifade etti. Piyasa ile az çok ilgili olan herkesin malumu, ilgililerin de en azından bildiklerini öğrenmiş olduk bu açıklaması ile. %12 faiz veren bankanın internet sitesine baktığımızda maksimum faizin %7,50 olduğunu görüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak parasını cebine koyup şubeye giden müşteriye, ilan ettikleri oranların çok çok üzerinde faiz veriyorlar. Yasak olmasına rağmen bu uzun bir süredir bu şekilde devam ediyor. Yılı olabildiğine yüksek mevduat toplayarak kapatıp bilançolarına makyaj yapıyorlar daha güzel görünmesi için bilançolarının. Ara sıra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı sert çıkışlar yapıp sektörü azarlıyor ama bu azarlamaların bir yaptırım gücü olmadığı için çok da ciddiye alınmıyor gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde zaten maalesef sermayesi güçlü olan, bazı şeyleri pervasızca yapsa da otorite cesurca ceza vermeye çekiniyor. Bunu en son maaş ödemeleri konusunda aralarında anlaşıp rekabeti yok eden uygulamalar yapan bankalara verilen komik cezalarda gördük. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 adet banka, rekabeti yok eden uygulamalarla aralarında sözleşme imzalamışken ve her şey bu kadar açık iken Rekabet Kurumu’nun normalde cirolarının %10’una kadar ceza verme yetkisi varken bunlara sadece cirolarının binde beşi kadar bir ceza kesebildi ki milyar dolar karlar elde eden bankalar için gerçekten çok komik kaçmıştı bu “ceza”lar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankaların esas patronu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. Ama bankalara çeşitli alanlarda başka kurumlar da müdahale ediyorlar. Birden fazla kurumun bankalar üzerinde denetleme yapıp onlara cezalar kesebilmesi özellikle bankaların halkla ilişkilerindeki aksaklıklarının gözden kaçmasına neden olabiliyor. Dosya masraflarını şişirip, kredinin gerçek maliyetini gizleyerek hala sıfır faizli kredi verdiklerini iddia edebiliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür şeyler yoğun şikâyetlere söz konusu olsa da yıllardır bu konuya eğilen, yanlış bilgilendirme ile haksız rekabete yol açan uygulamaların üzerine giden olamıyor maalesef.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zararın neresinden dönülürse kardır düşüncesiyle en basitinden mevcut bir kurumun içinde bir kurul oluşturularak bankalar hakkında en azından gerçek kişi müşterilerden gelen şikâyetler hemen incelenmeli ve en kısa zamanda yaptırımı olan kararlar alınabilmelidir. Her biri bir avukatlar ordusu ile çalışan bankaların karşısında oldukça savunmasız kalan ve öyle ya da böyle bankalarla çalışmak durumunda olan kişilerin yanında yer almalıdır otorite. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok vergi veriyor, istihdam yaratıyor vs diye artık bankaların haksız uygulamalarına göz yumulmamalıdır. Önümüzdeki süreçte karlılık anlamında daha da zor yıllar geçirecek olan bankacılık sektörüne bu tarz sıkı denetimler artık elzem görülüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7534484199613642977?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7534484199613642977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/bankalar-icin-cldrma-vakti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7534484199613642977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7534484199613642977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/12/bankalar-icin-cldrma-vakti.html' title='Bankalar için çıldırma vakti'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4503230059803089395</id><published>2011-11-29T19:19:00.004+02:00</published><updated>2011-11-30T11:45:34.520+02:00</updated><title type='text'>Yetmez ama Evet!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-iH3axMjuxPo/TtUU0H2HxBI/AAAAAAAACYA/Trv87dV8rsw/s1600/rekabet%2Bkurumu.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 118px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-iH3axMjuxPo/TtUU0H2HxBI/AAAAAAAACYA/Trv87dV8rsw/s320/rekabet%2Bkurumu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680469390689551378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1997’de bir kurulun atanmasıyla faaliyete başlayan Rekabet Kurumu, geçtiğimiz hafta sektörün büyük bankaları hakkında soruşturma açılmasına karar verdiğini duyurdu. Büyük bankalar ve maalesef üç kamu bankası da dâhil toplam 12 banka aralarında anlaşıp kredi kartı ücretlerinde, mevduat faizlerinde ve kredi faizlerinde ortak ücretler ve oranlar belirlemekle suçlanıyorlar. Rekabet Kurumunun temel amacı “piyasada hâkim durumda olan bir teşebbüsün bu hâkimiyetini kötüye kullanmasının engellenmesi” olarak ifade ediliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bu soruşturma oldukça geç kalmış ama zararın neresinden dönülse kardır kabilinden bir soruşturma olacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bankacılık sektörü rekabetten yıldan yıla uzaklaşmaktadır. 48 bankanın faaliyet gösterdiği Türk bankacılık sektöründe bu yılın ilk dokuz ayında elde edilen net karın %50’sini dört büyük banka (İş, Ak, Yapı Kredi, Garanti) ve %27’sini üç kamu bankası (Ziraat, Halk, Vakıf) elde etti. Yani 7 banka net karın %77’sini götürürken geri kalan %23’ü ise 41 banka bölüşmekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka verilere oranlara bakmaya hacet yok, bankacılık sektöründe rekabet hak getire. Üç beş banka oranları komisyonları keyfince belirlemekte, diğerleri de lideri izleme stratejisi ile büyük bankaların belirlediği ücretlere göre kendi ücretlerini belirlemekteler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu keyfi ve denetimden uzak sistem “üretenin çalışanın hizmetinde olması gereken bankalar” yerine “bankalara hizmet eden çalışanlar ve halk” sonucunu doğurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sorumluluğu banka yöneticilerinden çok onlara bu boş meydanı veren bu imkânı sağlayıp dilediklerince at koşturmalarına olanak sağlayan otoritelerde. Özel sektörün kapitalist düzende hırsla daha da fazla kazanmak istemesi anlaşılır bir durum. Ama ülke yöneticilerinin ve otoritenin bu hırslı sektörü dizginlemeyip halkı bunların insafına terk etmesi kabul edilebilir bir durum değil.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Geçtiğimiz aylarda Rekabet Kurumu, maaş ödemeleri konusunda aralarında anlaştığı tespit edilen bankaların soruşturmasını tamamlamıştı. Normalde geçtiğimiz yıl cirosunun %10’una kadar ceza kesebilme yetkisi varken kanunen, ceza oranı bu bankalar için yüzde yarımın dahi altında kalmıştı, muhtemelen siyasi müdahale ile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişteki bu duruma bakılacak olursa güçlü sermayeye, bankalara karşı Rekabet Kurumu’nun dik duramadığını, yüksek para cezaları veremediğini söylemek mümkün. Muhtemelen kredi kartı ücretlerinde ve mevduat ile kredi faizlerinde aralarında anlaşıp ortak-yakın fiyatlar belirleyen bankalara da yaptırım gücü olan ağır cezalar veremeyecek Rekabet Kurumu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar hakkındaki son soruşturma, etik dışı çalışmayı ilke edinmiş bankalar hakkındaki şikâyetlerin ayyuka çıkması üzerine dostlar alışverişte görsün kabilince bir gaz alma operasyonu olacak muhtemelen. Her şeye rağmen hiç aksiyon alınmamasındansa şimdilik bu tür bir soruşturma açılması haberi dahi sevindirici. Umalım ki yeterli ve zamanında denetimlerle sektörde etik çalışmayan bankalar bu alışkanlıklarından öyle ya da böyle zaman içinde vazgeçirilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4503230059803089395?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4503230059803089395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/11/yetmez-ama-evet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4503230059803089395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4503230059803089395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/11/yetmez-ama-evet.html' title='Yetmez ama Evet!'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-iH3axMjuxPo/TtUU0H2HxBI/AAAAAAAACYA/Trv87dV8rsw/s72-c/rekabet%2Bkurumu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4925135664854286102</id><published>2011-11-24T14:05:00.004+02:00</published><updated>2011-11-24T14:16:15.409+02:00</updated><title type='text'>30/09/2011 BANKALARA ÖZET BAKIŞ: aktifler, krediler, mevduat, özkaynaklar, ödenmiş sermaye, net kar, bilanço dışı hesaplar, şube personel sayısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Bazia9DdsXg/Ts41hfpzXVI/AAAAAAAACX0/jespTTCCryg/s1600/b%25C3%25BCy%25C3%25BCkler.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 82px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Bazia9DdsXg/Ts41hfpzXVI/AAAAAAAACX0/jespTTCCryg/s400/b%25C3%25BCy%25C3%25BCkler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678535029709561170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0ckksxCeSZ8/Ts41hVkNWDI/AAAAAAAACXo/I22o39j6uzw/s1600/ortalar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 97px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0ckksxCeSZ8/Ts41hVkNWDI/AAAAAAAACXo/I22o39j6uzw/s400/ortalar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678535027001743410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JfEhr7q5VZo/Ts41g87gqVI/AAAAAAAACXg/GZZfoLevkAA/s1600/k%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCkler.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-JfEhr7q5VZo/Ts41g87gqVI/AAAAAAAACXg/GZZfoLevkAA/s400/k%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCkler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678535020388591954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-cMu6fXdQzhU/Ts41gtXVpwI/AAAAAAAACXQ/M4hNXuRv1MA/s1600/mikrolar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 167px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-cMu6fXdQzhU/Ts41gtXVpwI/AAAAAAAACXQ/M4hNXuRv1MA/s400/mikrolar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678535016210343682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4925135664854286102?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4925135664854286102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/11/30092011-bankalara-ozet-bakis-aktifler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4925135664854286102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4925135664854286102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/11/30092011-bankalara-ozet-bakis-aktifler.html' title='30/09/2011 BANKALARA ÖZET BAKIŞ: aktifler, krediler, mevduat, özkaynaklar, ödenmiş sermaye, net kar, bilanço dışı hesaplar, şube personel sayısı'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Bazia9DdsXg/Ts41hfpzXVI/AAAAAAAACX0/jespTTCCryg/s72-c/b%25C3%25BCy%25C3%25BCkler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-739132349335561531</id><published>2011-10-12T22:37:00.001+03:00</published><updated>2011-10-12T22:39:48.666+03:00</updated><title type='text'>Kredi kartları toz duman</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gyVWmSJhtX8/TpXs-MrwZUI/AAAAAAAACV8/YyV8L9ZpC3I/s1600/kredi%2Bkartlar%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-gyVWmSJhtX8/TpXs-MrwZUI/AAAAAAAACV8/YyV8L9ZpC3I/s320/kredi%2Bkartlar%25C4%25B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5662692659789063490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bankalar oldukça iştahlı bir şekilde, şahıslara verebildikleri kadar kredi kartı verdiler, aynı iştahla da iş yerlerini POS'larla donattılar. Ağustos sonu verilerine göre yaklaşık 50 milyon kredi kartı, 2 milyon adet POS bulunuyor piyasada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kredi kartı kullanılarak yapılan hemen her işlemden az ya da çok vergi kesildiği için, işine geldiği için otoriteler de bankaların bu agresif kredi kartı ve POS dağıtımını sessizce izlediler. İşleri hiç de yolunda gitmeyen milyonlarca insan gittikçe artan bir ivmeyle kredi kartlarından nakit çekmeye başladı. Yüksek faiz oranları herkesin malumu ancak denize düşen yılana sarılır misali nakit çekim sürekli arttı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çılgın bir tüketim toplumu olma yolunda küçük Amerika olma yolunda hızla ilerliyoruz toplum olarak. Ekranlardan gördüğümüz, bize gösterilen lüks hayat hepimizi cezbediyor. Kredi kartının “olan paramızı harcamakta bir araç” olduğunu unutup onu, “olmayan parayı harcayarak bir borçlanma aracı gibi” kullanıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylık harcamasının sadece beşte birini ödeyebilen yaklaşık 2,5 milyon kişi, aylık harcamasının ancak yarısını ödeyebilen 4 milyon kişi olduğu tahmin edilmekte. Bunların bir kısmı mecburiyetten kredi kartından nakit çekim yapanlar ve harcama yapanlar, bir kısmı da maalesef ayağına yorganına göre uzatmayanlar. Parası olmadığı halde kredi kartıyla 18 taksit vs her şey dahil lüks otellerde tatil yapabilen bir topluma dönüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta çığ gibi büyüyen kredi kartı borçlarında nakit çekimin ağırlığı artınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu geçtiğimiz yıl 17 Aralık'ta bir yönetmelik yayımladı. Kredi kartı borcunun en az yarısını ödemeyi bir nevi zorunlu tuttu: “Bir takvim yılı içerisinde en fazla üç defa, dönem borcunun yüzde ellisine kadar ödeme yapılan kredi kartlarının limitleri, dönem borcunun tamamının ödenmesine kadar arttırılamaz ve bu tür kartlar nakit kullanımına kapatılır” Bu maddenin, yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceğini de açıkça belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen bu süre zarfında ne bankalar ne medya ne de tüketici dernekleri bilgilendirme yaptılar. Şimdi kredi kartının yarısından azını ödeyebilen yaklaşık 4 milyon kişi, aileleriyle birlikte kabaca 10 milyonun üzerinde kişi bu durumdan etkileniyor. Bunların arasında mecburiyetten kredi kartıyla borçlanıp bu miktarı ödeyemeyen kesim de maalesef hayli fazla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun iyi niyetli bu düzenlemesi bu kesimin kredi kartlarını nakit çekime kapattı, kapatacak. Ancak bu kesimden önemli bir miktar insan öyle veya böyle kartı kullanarak nakit sağlamak zorunda. Bunların bu saatten sonra gidebilecekleri tek yer sokak aralarına kadar yayılmış POS'lu tefeciler. Kontörcü, cep telefoncu, kuyumcu vs tabelalar altında faaliyet gösteren önemli sayıda iş yeri, bu kişilerin boş limitleri kadar satış yapmış gösterip yüzde on beş civarlarındaki kesintiyle bu kişilere nakit verecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışveriş sitelerinden vs kredi kartıyla altın alıp bunu kuyumculara bozdurup nakit elde etmek de sık kullanılacak bir yöntem ki tefecilerin yaklaşık %15'lik kesintisinden az bir kesinti olmuyor bunlarda da. İyi niyetle yapılan bu tür sert düzenlemeler asıl sorunu ortadan kaldırmıyor maalesef. Borçlanmak zorunda olan insanları bir yerden başka bir yere sevk ediyor sadece. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat, bundan sonra bankalar kart borcunun yarısından fazlasını ödeyebilen ellerinde kalan müşterilere dört elle sarılacaklar. Sadece bu kişilerin kart limitleri sorunsuzca arttırılabildiği için ve nakit çekime açık kaldığı için öncelikle bu müşteriler tek tek aranıp, bunlar da bu girdaba düşmeden bir an önce, kart limitleri arttırılmaya çalışılacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankaların yapacağı ikinci şey de sistemdeki “öteleme” açığından yararlanmak. “Kredi kartı borcunu ödeyemiyor musunuz, kart borcunuzun hepsini biz ödeyelim, borcunuzu öteleyelim, siz bize bunu borçlanın” mantığıyla borç sarmalını genişletecek bir açık hala mevcut sistemde. Bu açığı da tepe tepe kullanacak bankalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik hastalık vs gibi mecburi nedenlerle hesaplı bir şekilde mecburiyetten bu yöntemleri kullananlar bir yana… Ancak daha fazla can yanmadan kendimize hakim olarak, olmayan parayı harcayıp kredi kartından bol bol harcama yapıp zor durumlara düşmeyelim. Kredi kartıyla alınan şeyin bedava alındığı gibi bir hissi artık bırakalım ve ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz, kredi kartı, olan parayı harcamak için bir araçtır, gelecekte kazanılacağı varsayılan paralara güvenip harcama yapılarak borçlanılacak bir araç değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-739132349335561531?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/739132349335561531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/10/kredi-kartlar-toz-duman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/739132349335561531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/739132349335561531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/10/kredi-kartlar-toz-duman.html' title='Kredi kartları toz duman'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-gyVWmSJhtX8/TpXs-MrwZUI/AAAAAAAACV8/YyV8L9ZpC3I/s72-c/kredi%2Bkartlar%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2584045516366690688</id><published>2011-10-01T20:43:00.001+03:00</published><updated>2011-10-01T20:45:54.773+03:00</updated><title type='text'>Ninja’lar artıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ki8a7mVCxq4/TodRyYRrsPI/AAAAAAAACV0/3fz4FrQri-I/s1600/ninjacard.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 202px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ki8a7mVCxq4/TodRyYRrsPI/AAAAAAAACV0/3fz4FrQri-I/s320/ninjacard.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658581382766244082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Star’dan Hüseyin Özay’ın anlattığına göre bankalarımız Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından NİNJA krediler hakkında uyarılmış.. NİNJA tabiri, İngilizce “No Income, No Job, no Asset” kelimelerinin baş harflerinden, geliri, mesleği ve hiç birikimi olmayan kişileri tasvir etmekte kullanılıyor. Amerika’da bu kişilere verilen mortgage kredileri, faizlerinin de değişken olması yüzünden, geri dönmeyince o malum “mortgage krizi”ni tetiklemişti. Bizde de bu tür kişilere verilen krediler varsa da bunların geri ödenmemesi tek başına bir kriz meydana getirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odaklanılması gereken şey bu kredilerin sektör için risk oluşturup oluşturmadığı değil aslında. Sektörde belli bazı bankalar, bu tür kişilere yönelik özellikle pazarlama yapıyorlar. Gayrı menkul kredisi kullandırımlarında nasıl olsa krediye aracılık edilen mülk teminat alınıyor, müşteri borcu ödeyemezse gayrı menkulü satarız olur biter basitliğiyle yaklaşmak çok yaygın bankacılar arasında. Banka çalışanlarını buna iten de yöneticileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sene katlanarak artan satış hedeflerini gelir hedeflerini gerçekleştirmek için yöneticilerin bazen yönlendirmesiyle bazen göz yummasıyla etik dışı işlemler çok yaygın hale geldi bankacılık sektöründe. Anlı şanlı bankaların şubelerinin gelirlerini daha yüksek gösterip genel müdürlükten ekstra prim alabilmek için açıkça ahlaksız işlemler yaptıklarını sektör çalışanları itiraf ediyorlar. Vadesiz hesabında para olan müşterilerin hesaplarından “yıllık hesap işletim ücreti 3.taksit” vb gibi tamamen uydurma açıklamalarla keyfe keder paralar kesilmesi, aslında 50 lira masrafı olan bir işlem için müşterinin hesabından 100 lira almak gibi şeyler en yaygın yapılan işlerden sadece bir kaçı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankacılık Düzenlenme ve Denetleme Kurumu iyi niyetle çalışan bir kurum. Ancak önceliğini vatandaşı bankalara karşı korumak üzerine kurmamış, yetersiz kadrosuyla bankaları epey geriden takip etmeye çalışan hantal bir yapı. Hala bankaların “0,49 faiz ile kredi” gibi tamamen kandırmaca ilanlarının önüne geçmedi, geçemedi mesela. Bankalar açık açık, masrafları gizleyerek çarpıtarak yalan söyleyerek reklamlarını her mecrada hala yayınlayabiliyorlar. Dolayısıyla tüketicinin şunu anlaması gerekiyor, bankalara karşı onu koruyan bir yapı yok. Bankalarla çalışan kişiler sektör hakkında bilgi sahibi olacak, hakkına parasına sahip çıkacak. Yoksa banka yöneticilerinin kişisel ihtirasları uğruna, çalışanlara hedef baskısı yüzünden yüz liralık maaşı olana bin liralık kredi kartı da verilir, geliri olmayana gayrı menkul kredisi de verilir. İş işten geçtikten sonra bankaları uyarmanın bir anlamı da kalmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2584045516366690688?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2584045516366690688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/10/ninjalar-artyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2584045516366690688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2584045516366690688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/10/ninjalar-artyor.html' title='Ninja’lar artıyor'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Ki8a7mVCxq4/TodRyYRrsPI/AAAAAAAACV0/3fz4FrQri-I/s72-c/ninjacard.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-898344595775433325</id><published>2011-09-21T19:45:00.004+03:00</published><updated>2011-09-21T19:49:55.444+03:00</updated><title type='text'>Altın’da 2000 Dolar uzak değil</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-cZ3yCSUNw6E/TnoVpw6bkRI/AAAAAAAACVs/nAy933q_W64/s1600/alt%25C4%25B1n3.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-cZ3yCSUNw6E/TnoVpw6bkRI/AAAAAAAACVs/nAy933q_W64/s320/alt%25C4%25B1n3.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5654856089365877010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Altın fiyatları inişli çıkışlı seyrine tam sürat devam ediyor. Geçen yıl bu zamanlar 1 ons’u 1200 dolar civarında olan altın fiyatları geçenlerde 1900 doların üstünü gördükten sonra şu sıralar 1800’ün altına inmiş durumda. Şimdi herkesin birbirine sorduğu soru ise altındaki seyrin aşağı yönlü mü yoksa yukarı yönlü mü olacağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu konuşmaya başlamadan önce çok kısa bilinmesi zorunlu bir iki teknik bilgi edinmekte fayda var. Bunlardan ilki ve en önemlisi altın fiyatlarının ülkemizdeki arz talepten etkilenmediğidir. Düğün aylarının gelmiş olması, arzın artmış olması, altın piyasasının kalbi Kapalıçarşı’nın sinek avlaması altın fiyatları üzerinde hiçbir etki meydana getirmez. Altın fiyatları temelde Londra Altın Piyasası’nda belirlenir. İkinci olarak bilinmesi gereken husus altın fiyatları ons ve Amerikan Doları bazında takip edilir. Kıymetli madenler için 1 ons yaklaşık 31,1 grama eşittir. Bundan anlaşıldığı üzere üçüncü ve sonuncu belirtilmesi gereken şey de altının TL fiyatının bire bir doların artmasına azalmasına bağlı olarak değiştiğidir. 19 Eylül’de altın fiyatları keskin bir şekilde düşerken doların da aksi yönde sert bir şekilde 1,80’in üzerine çıkması yüzünden altının gram bazında TL fiyatı bu nedenle bu tarihte pek değişmedi. Dolar-TL paritesine aldanmadan trendi takip etmek için muhakkak altın fiyatları Ons-Dolar bazında takip edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Eylül 2011’i 1776 Dolardan kapatan altının aynı gün geçmiş 5 yıldaki fiyatları şöyle idi (1 ons/dolar) : 1279, 1012, 869, 725, 583. Şimdi soru, “altın yeterince değerlendi, hatta hak ettiğinden bile fazla değerlendi ve bu fiyat aslında bir balon” mu, yoksa “değerini bulmadı henüz, kısa zamanda gidecek yolu var” mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altının global piyasalarda değerini en çok arttıran şey lokal ve sınırlı arz talepten ziyade gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin durumudur. Amerika ve lokomotif Avrupa ülkelerinin ekonomik durumu stabil ise yani bu ülkelerde her şey yolunda ise altın pek rağbet görmez ve fiyatlarında ani değişiklikler meydana gelmesi beklenmez. Durum tersi ise yatırımcılar bu ülkelerin kağıtlarını (bu kağıtlara para da dahil) ellerinde bulundurmak istemezler ve paralarını kağıt yerine her zaman kolayca nakde yahut takasa girebilen bu kıymetli madene yönelirler. Altının gelecekteki fiyatının ne olacağı beklentisinin ardında temelde işte bu durum yatar. Şimdi geleceğe yönelik fiyat tahminleri yaparken temel faktörlerin durumuna bakalım kısaca. Amerika’nın durumu stabil mi? Uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu S&amp;P, ABD’nin kredi notunun “tekrar” düşebileceğini açıkladı. ABD 10 yıllık tahvil getirileri 1960’tan sonra ilk kez %2’nin altına geriledi. Lokomotif Avrupa ülkelerinde ve diğer önemli ülkelerde ekonomik durum stabil mi? Sadece Amerikan tahvilleri değil, Almanya ve Japonya’nın tahvilleri de tarihi düşük getirilerinde. 10 yıllık İngiliz tahvilleri ise1900’lü ve 2000’li yıllarda görülmemiş düşük getiri seviyelerinde. Uzun vadeli devlet tahvillerin getirilerinin düşük olması, bu ülkelere yönelik gelecek beklentilerinin karamsar olduğunun göstergesidir. Nitekim Moody’s, Fransız bankalarının da notunu düşürdü. Bir çok önemli Avrupa ülkesi borç batağında ve Avrupa Birliği kendini kurtarmak için çırpınıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç nedir altın fiyatları açısından? Önümüzde büyük devletlerin ekonomik durumları hakkında karamsar bir tablo var. Bu karamsar tablo büyük yatırımcıların mecburen altına yönelmesini sağlayacaktır. Avrupa Birliği ülkelerinin borç batağı içinde olması, kur savaşları, tahvillerin inanılmaz düşük getirileri gibi durumlar güçlü bir altını teşvik eden etmenler. Nitekim HSBC de geçtiğimiz günlerde geleceğe yönelik altın fiyatları tahminlerini yükseltmek durumunda kaldı bu tablo yüzünden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu tarihte şu fiyat olacak gibi bir şey söylemek zaten tahmin olmaz bilgi olur. Ama lafı dolandırmadan söylemek gerekirse, önümüzde bu tablo varken, şimdilerde 1700-1800 arasında dolaşan altın fiyatlarında yakın zamanda 2000 doları göreceğimizi tahmin ediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, altına yatırım yapıyorsanız ya da yapmayı düşünüyorsanız, bu piyasayı yakından takip eden uzmanların ve akademisyenlerin hazırladığı, altın hakkında güvenilir bilgiler sunan saglamaltin.com sitesini takip etmenizi öneririm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-898344595775433325?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/898344595775433325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/09/altnda-2000-dolar-uzak-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/898344595775433325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/898344595775433325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/09/altnda-2000-dolar-uzak-degil.html' title='Altın’da 2000 Dolar uzak değil'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-cZ3yCSUNw6E/TnoVpw6bkRI/AAAAAAAACVs/nAy933q_W64/s72-c/alt%25C4%25B1n3.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7374946708223356369</id><published>2011-08-10T20:56:00.002+03:00</published><updated>2011-08-10T20:59:13.304+03:00</updated><title type='text'>En iyi ekonomistler milyonerlerdir</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LYQTBKDrqtc/TkLG43T5q8I/AAAAAAAACVQ/hIXkt2kNY8o/s1600/ekonomistler.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-LYQTBKDrqtc/TkLG43T5q8I/AAAAAAAACVQ/hIXkt2kNY8o/s320/ekonomistler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639288363643677634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki hafta önceki yazımızı “Dolar’ın 1,75 – 1,85 bandına gelmesi sürpriz olmayacaktır. Çok uzak olmayan bir zamanda altın gram fiyatında 100 TL’yi görmemiz de bizi şok etmemeli” diyerek bitirmiştik. Piyasalarda dolar ve altın fiyatları öngördüğümüz değerlere kısa sürede geldiler. Kısa zamanda anlık geri çekilmeler görülecekse de altın ve özellikle dolar için bu düzey artık tutunma rakamlarıdır, bu düzeylerin çok altına inip orada kalmaları beklenmiyor. Altında ise beklenti hala yukarı yönlü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomi piyasalarını takip edip öngörülerde bulunmak isteyenlerin önündeki en büyük engel maalesef ekonomistlerimizdir. Tarafsız bir şekilde gelişmeleri yorumlayıp aktarması beklenen ekonomistler fena halde politize olmuş durumdalar. Gelişmeleri yorumlamalarına bakıldığında bu fena halde açığa çıkıyor. Bir yanda yandık bittik, kriz kapıda, perişan olacağız diye bardağın sürekli boş kısmına odaklananlar, diğer yanda ise ekonomide sanki her şey dört dörtlük yolundaymışçasına etrafa pembe gözlüklerle bakan ve herkesi de öyle bakmaya zorlayıp agresifleşen majestelerinin ekonomistleri. Bunlar da diğerleri gibi o kadar şirazeden çıkmış durumdalar ki hükümetin tehdit olarak kabul edip tedbirler aldığı konularda dahi o konuların bir olumsuzluk teşkil etmediğini ısrarla savunabiliyorlar. Bu yüzden bu tür ekonomistlerin söylemlerine kulak vermeden evvel, onların eğitiminden, geçmiş öngörülerinin gerçekleşme durumundan evvel politize olup olmadıklarının ve ne ölçüde ne yönde politize kişilikler olduklarının tahlil edilmesi gerekiyor. Siyasi kaftanlarını giyerek ekonomistliklerini ikinci planda tutan bu kişiler genellikle kasten verileri ve piyasaların gidişatını yanlı yorumlayabiliyorlar. Bu yüzden piyasaların gidişatını yorumlayıp doğru yatırım kararlarını erkenden alabilmek için öncelikle yabancı ekonomistlerin küresel yorumlarına dikkat etmek gerekiyor. Yine ülkemizde finansal danışmanlık hizmetleri sunan yabancı şirketlerin finansal açıklamalarını ve hamlelerini dikkatle takip etmek gerekiyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, 3 Temmuz Pazar sabahı başlayan futbolda şike operasyonu hepimiz için beklenmedik bir olay iken bu yabancıların henüz Haziran ayında yaklaşık 10 milyon TL Fenerbahçe hissesi, 2 milyon TL’lik Galatasaray hissesi, yarım milyon TL’lik Beşiktaş ve Trabzonspor hissesi satarak kulüplerin hisse senetlerinden çoktan çıktıklarını unutmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Milyonerler” diye özetlediğimiz yüksek tutarda birikimi olan ve ferdi olarak hareket eden, yatırım kararlarını kendi kanaatleriyle sezgisel olarak şahsen yönlendiren çok sayıdaki kişi bu durumu zaten çözmüş durumda. Altın 90 liraya çıktığında bunu fırsat olarak gören küçük yatırımcılar bu fiyattan satış yaparken, yakından gözlemledik ki, bu milyonerlerimiz akın akın bu fiyattan bankalardan altın alımı yapıyordu. Onlar yine haklı çıktılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancıların ve milyonerlerimizin reflekslerine bakınca şimdi şunu görüyoruz. Dolar alımları kısıtlı, ancak altın fiyatları 90 liralardayken alım yapmaya cesaret edemeyenler şimdi ons fiyatı 1750 dolar olan altının yakın zamanda 2000 dolarları göreceğini tahmin ederek gramı 100 liradan yüklü miktarlarda altın almaya devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alın teri birikimlerini doğru yerlerde değerlendirmek isteyenler için son söz. Ekonomistlerin, yazarların hepsine kulak verin, ama kesinlikle onlara değil sadece kendinize güvenin. &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7374946708223356369?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7374946708223356369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/08/en-iyi-ekonomistler-milyonerlerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7374946708223356369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7374946708223356369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/08/en-iyi-ekonomistler-milyonerlerdir.html' title='En iyi ekonomistler milyonerlerdir'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-LYQTBKDrqtc/TkLG43T5q8I/AAAAAAAACVQ/hIXkt2kNY8o/s72-c/ekonomistler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3440262370262289335</id><published>2011-08-08T21:08:00.000+03:00</published><updated>2011-08-08T21:09:03.406+03:00</updated><title type='text'>Tüketici kredilerinde ve mevduatta bankalar</title><content type='html'>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bu yılın ilk yarısına ait bankacılık verilerini 5 Ağustos’ta yayınladı. Bankalara getirilen bir takım yavaşlatıcı önlemlere rağmen bankalar tam gaz tüketicilere yönelik reklamlara devam ettiler. Mevduatta, konut ve taşıt kredilerinde hangi banka yılın yarısını nerede bitirdi? Dört temel kalemde sektörün durumuna bakacağız. Bu kalemlerde toplam meblağın yanı sıra bankaların büyüklüklerinden kaynaklanan farklılıkları göz ardı edebilmek için her bir bankanın şube başına düşen rakamlarını açıklayıp buna göre sıralamaları vereceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarruf mevduatı, ticari olmayan, bireylerin tasarruf amacıyla bankalara yatırdıkları paraları ifade eder. 2010’un ilk yarı yıl sonunda bankalardaki tasarruf mevduatı tutarı 333 milyar TL iken bu yıl bu rakam %14 artarak 381 milyar TL’ye çıktı. Bankaların toplayabildikleri tasarruf mevduatlarına bakıldığında şube başına 45 milyon TL ve üzeri mevduat toplayabilen dört banka var. Bunlar sırasıyla Ziraat, İş, Albaraka ve Garanti. Topladıkları tasarruf mevduatı şube başına 25 milyon TL ve altında kalan bankalar ise HSBC, Şekerbank, Denizbank ve son sırada TEB yer alıyor. Diğer tüm bankalar ise şube başına 25-45 milyon TL tasarruf mevduatı topladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarruf mevduatına diğer mevduatı da ilave ederek esas toplam mevduata baktığımızda ise geçen yılın yarısında 526 milyar TL olan bu tutar %21 artarak 637 milyara yükseldi. Toplam mevduatta şube başına en çok mevduat toplayan bankalar sıralamasında 70 milyon TL ve üzeri meblağ ile dört bankayı görüyoruz. Bunlar sırasıyla Ziraat, Garanti, Vakıf ve İş Bankası. Şube başına en az toplam mevduatı olan bankalar sıralamasında en sonda ise şube başına 30 milyon TL altında kalan üç banka yer alıyor, bunlar Denizbank, Şekerbank ve TEB.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konut kredileri 2010 yarı yılda 52 milyar TL iken bu tutar %37 artarak 71 milyar TL’ye çıktı. Şube başına en çok konut kredisi kullandıran ilk beş banka sırasıyla Finansbank, Vakıfbank, Garanti, Akbank ve Kuveyt Türk. Şube başına 5 milyon TL altında kalan en sondaki bankalar ise TEB, HSBC ve Şekerbank. Konut kredilerinde yaptığı yoğun reklamlar Şekerbank’a çok yaramamış. Reklamlarındaki 30 yıl vade vurgusu ters tepip uzun vadeden ürken müşterileri cezbetmeyip aksine onları kaçırmış görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak taşıt kredilerindeki duruma bakacağız. Taşıt kredileri geçen yılın yarısında 4,4 milyar TL iken bu yılın yarısına gelindiğinde %50 artarak 6,6 milyar TL’ye ulaştı. Şube başına en çok taşıt kredisi kullandıran bankalar ise 1 milyon TL ve üzeri rakamlara ulaşan ING, Yapı Kredi, Garanti ve Akbank oldular. Bu kalemde en az taşıt kredisi kullandıran beş bankanın ise Albaraka, Ziraat, HSBC, Halkbank ve Şekerbank olduğu görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalara ne kadar tedbir getirilirse getirilsin bankalar agresif reklamlarına devam ederek tüketici kapma yarışına devam ediyorlar. Oranların artma eğiliminde olduğu önümüzdeki süreçte tablonun nasıl değiştiğini hep birlikte göreceğiz. &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3440262370262289335?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3440262370262289335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/08/tuketici-kredilerinde-ve-mevduatta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3440262370262289335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3440262370262289335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/08/tuketici-kredilerinde-ve-mevduatta.html' title='Tüketici kredilerinde ve mevduatta bankalar'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4557719402787082612</id><published>2011-08-05T21:50:00.001+03:00</published><updated>2011-08-05T21:52:03.196+03:00</updated><title type='text'>Dış ticarette son durum</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-f1NObwoFLVA/Tjw7yMMz4UI/AAAAAAAACVI/SDWRdOoFAVg/s1600/disticaret.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 244px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-f1NObwoFLVA/Tjw7yMMz4UI/AAAAAAAACVI/SDWRdOoFAVg/s320/disticaret.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637446567015473474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, Haziran 2011 dönemine ait dış ticaret istatistiklerini yayınladı. Alınan bazı tedbirlerle ihracatın diri tutularak ithalatın azaltılması planlanmıştı ancak verilere bakıldığında durumun istenilen şekilde gelişmediği görülüyor. Haziran ayında ihracat geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %19 artarak 11 milyar dolar oldu. Aynı dönemde ithalat ise %42 arttı ve 22 milyar dolar oldu. Yabancı ülkelere mal hizmet satarak yurda kazandırdığımız döviz 11 milyar dolar iken yurt dışından satın aldığımız mal ve hizmetlere ise 22 milyar dolar ödemişiz. Bu durumun sürdürülemez olduğunu herkes her ortamda dile getiriyor. Alınan ilk tedbirler bankalara olmuştu. Kredilerin yavaşlatılarak ithalatın dolaylı yoldan frenlenmesi planlanmıştı. Bekleme süresini doldurduk ve bugün gördüğümüz manzara sadece bankalara getirilen önlemlerle ithalatın hız kesmediği oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cari açığın düşürülerek makul seviyelere getirilebilmesi için ek önlemler alınacağı çok açık. Vergi artışı gibi daha sancılı önlemler yerine son günlerdeki gelişmelere bakılırsa alınacak ilk tedbirin kurların arttırılması olacağını söylemek mümkün. Nitekim şimdiden dolar 1,60 TL’den 1,70 TL seviyesine oturmuş durumda. Geçen yazımızda bahsettiğimiz gibi ithalat ihracat makasını daraltabilmek için en kestirme çözüm kurların kontrollü bir şekilde arttırılmasıdır. Kurların ne oranda hangi seviyeye kadar arttırılacağını kesin olarak söylemek mümkün değil. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanvekili Ahmet Akbalık bir süredir sektörün devalüasyon isteğini açıkça belirtiyor. Aslında herkesin bildiği şeyler ancak herkesin açıklamakta çekingen kaldığı yegane çözüm bu süreçte devalüasyon. Akbalık, %20 civarındaki bir kur artışının ithalatı dizginleyeceğini ihracatı coşturacağını dolayısıyla cari açığın da böylelikle frenlenebileceğini söylüyor. Söylediklerinde son derece haklı. Cari açığı düşürmek için tüm piyasaları kapsayan tedbirlerle ekonominin tümüne yönelik değil özellikle tüketimle üretim yapan sanayiye yönelik tedbirlerin ayrıştırılması gerektiği son derece yerinde bir çözüm önerisi. Cari açık öyle bir noktaya geldi ki artık kur artışından başka herhangi bir tedbir cari açığı düşürmekte yetersiz kalacaktır. İhracatçıların istediği seviye 1,80 – 1,85 seviyeleri. Başbakan bu isteğe “ortasını yakında bulacağız” diyerek yanıt verdi. Çok uzun olmayan bir zamanda dövizde ortası bulunacaktır. Önümüzdeki dönem için kurların ne olacağını söyleyebilmek imkansız ancak ekonomistlerin tahminlerine göre en makul seviye tahmini doların 1,75 – 1,85 seviyelerine oturacağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte önemli bir diğer nokta da kurların artışından sonra ihracatın istenen seviyede gerçekleşebilmesi. Dünyada ortalık toz duman. En çok ihracat yaptığımız bölge Avrupa’nın durumu hiç iç açıcı değil. Kontrollü kur artışından sonra umudumuzu tamamen ithalatın azalmasına ihracatın artmasına bağlayacağız. İthal malların fiyatlarının artması kaçınılmaz olacak. Dolayısıyla ithalatta bir azalma tahmin etmek hiç de zor değil. Diğer kanatta da istediğimiz durumun olması için Avrupa’da işlerin rayında gitmesi gerekiyor. Geçtiğimiz ay en çok ihracat yaptığımız ilk üç ülke Almanya, İtalya ve İngiltere idi. Şayet Avrupa’da gündemde olan ülkelerin haricinde bir iki ülkede daha kriz çıkarsa ihracatçılarımız kur desteğine rağmen mal satışında zorlanacaklar ve bundan sonra en istenmeyen senaryo olarak diğer ilave tedbirler gündeme gelebilecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4557719402787082612?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4557719402787082612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/08/ds-ticarette-son-durum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4557719402787082612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4557719402787082612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/08/ds-ticarette-son-durum.html' title='Dış ticarette son durum'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-f1NObwoFLVA/Tjw7yMMz4UI/AAAAAAAACVI/SDWRdOoFAVg/s72-c/disticaret.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-246965847682843967</id><published>2011-07-26T19:37:00.000+03:00</published><updated>2011-07-26T19:38:22.401+03:00</updated><title type='text'>Piyasalar çıldırdı mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Lh_wWR0A1aM/Ti7tVk-w30I/AAAAAAAACVA/jH2VVuvfKa0/s1600/piyasalar%2B%25C3%25A7%25C4%25B1ld%25C4%25B1rd%25C4%25B1%2Bm%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Lh_wWR0A1aM/Ti7tVk-w30I/AAAAAAAACVA/jH2VVuvfKa0/s320/piyasalar%2B%25C3%25A7%25C4%25B1ld%25C4%25B1rd%25C4%25B1%2Bm%25C4%25B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633701138847031106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Piyasalar çıldırtıldı. Döviz ve altın fiyatlarının sıçraması işin içinde olmayan çoğu kişi için sürpriz oldu. Aslında bu manzarada, özellikle döviz fiyatları için, bir sürpriz yok. Olan biten tam olarak bir kontrollü devalüasyon, örtülü devalüasyondur. Bu kelimeyi kullanmak piyasaların huzurunu kaçıracağı için resmi makamlar otoriteler tarafından kullanılmaz, kullanılmayacaktır da, ama olan biten tam olarak bundan ibaret. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 1 haftadır bir tiyatro seyrediyoruz. Lütfen kronolojiye dikkat: 19 Temmuz’da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi İşleri Başkanı Dr. Bülent Gedikli, dünya ekonomisi üzerinde kara bulutların gözükmeye başladığını, bunun Türkiye’ye olumsuz etkileri olacağını ve tedbirli olunması gerektiğini açıkladı. “Ne varsa onu tutun. Fazla harcamayın, kriz kapıda” dedi. Ardından 20 Temmuz’da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan basın mensuplarına konuşarak “olumsuz senaryolara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Kokuyu alan derecelendirme kuruluşu Fitch de 21 Temmuz’da Türkiye’nin artık krize daha açık bir ülke olduğunu açıkladı. Bir gün sonra 22 Temmuz’da Merkez Bankası Başkanımız Erdem Başçı “Açık pozisyonu sınırlayan rahat eder” açıklaması yaptı, yani döviz artacak, döviz borçlarınızdan kurtulun mesajı verdi açık açık. Dün böyle konuşan başkaları vatan haini ilan edilip kriz simsarı olarak adlandırılırken hükümet üyelerinin ve otoritelerin birden bu söyleme geçmesinden mesajı alanlar aldılar. Tüm bu olanlardan ve açıklamalardan sonra Temmuz’a 1,60 TL’den başlayan Dolar 1,70 TL’nin üzerine çıktı. Bu çıkış bilinçli olarak yönlendirilmiş bir hareketin sonucunda meydana geldi. İthalatın patladığı, ihracatçıların belli bir banda sıkışmış döviz fiyatları karşısında kıvrandığı ve cari açığın sürekli artmaya devam ettiği bir ortamda “devalüasyon” beklenen bir gelişme olmalı. Devalüasyon nedir? Devalüasyon en basit anlatımıyla hükümet kararıyla döviz kurlarının belli bir oranda arttırılmasıdır. Döviz kurlarının artmasını neden ister bir hükümet? Döviz kurları artınca ithalat azalır, yurt dışından mal ve hizmet almak zorlaşır pahalı hale gelir, öte yandan ise bizim ürettiklerimiz döviz bazında ucuzladığı için bunları yurt dışına satabilmemiz kolaylaşır, ihracat artar. Böylelikle yurt dışına daha az döviz göndeririz, yurt dışından daha fazla döviz getirmiş oluruz. Yani şu an başımızın belası cari açığı azaltmak için önemli bir avantaj elde etmiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarımız ve önümüzdeki dönemde yaşayacaklarımız cari açıkla mücadele için yetkililer tarafından bilinçli olarak tetiklenmiş bir süreçtir, "örtülü" ve Merkez Bankası "kontrollü" devalüasyondur. Bu devalüasyon öncekiler gibi akşamdan sabaha kurların % 20 vs arttırıldığı açık bir devalüasyon şeklinde olmayacaktır. Yatırım danışmanlık şirketlerinin ekonomistlerine göre, ay başına göre henüz % 7’lerde olan bu düzeltme önümüzdeki süreçte % 10 - % 15’i bulabilir. Yani Dolar’ın 1,75 – 1,85 bandına gelmesi sürpriz olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiyatı uluslar arası piyasalarda oluşan altında ise ilginç bir durum yaşanıyor. Uluslar arası piyasalarda zaten ons’u 1600 Dolar’ı aşarak rekor seviyeye gelmiş altın, ülkemizde Dolar’ın da yükselmesiyle birleşince gramı 90 TLseviyesine geldi. Şunu çok açık, kısa ve anlaşılır bir biçimde ifade etmek gerekiyor: altın fiyatları uluslar arası piyasalarda zaten artış trendinde. Bizde döviz de artış trendinde olunca birleşen bu iki dalga ile çok uzak olmayan bir zamanda altın gram fiyatında 100 TL’yi görmemiz bizi şok etmemeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-246965847682843967?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/246965847682843967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/piyasalar-cldrd-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/246965847682843967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/246965847682843967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/piyasalar-cldrd-m.html' title='Piyasalar çıldırdı mı?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Lh_wWR0A1aM/Ti7tVk-w30I/AAAAAAAACVA/jH2VVuvfKa0/s72-c/piyasalar%2B%25C3%25A7%25C4%25B1ld%25C4%25B1rd%25C4%25B1%2Bm%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-9114861102199806520</id><published>2011-07-24T17:23:00.001+03:00</published><updated>2011-07-24T17:28:19.571+03:00</updated><title type='text'>Vizeler ve dış ticaret</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-jSI9QWx19M4/Tiwr-dp22LI/AAAAAAAACU4/RIguS62Wl7A/s1600/vize.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-jSI9QWx19M4/Tiwr-dp22LI/AAAAAAAACU4/RIguS62Wl7A/s320/vize.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5632925586045720754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazı komşularımızla ve diğer ülkelerle vizelerin karşılıklı kalkması bir kısmımızda sevince neden olurken bir kısmımız ise bu ülkelerle vizelerin kalkması için verilen çabanın boş olduğu kanısındaydı. Özellikle orta doğu ülkeleriyle vizelerin kalkması neticede her şey bir yana ekonomik anlamda bizim için son derece olumlu bir gelişme idi. Bölgede meydana gelen gelişmeler en çok bu durumun sefasını sürmeye hazırlanan bizi etkiledi ama önemli olan buradaki insanların baskıcı rejimlerden bir an önce kurtulabilmeleri tabi ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürdün, Lübnan, Suriye gibi nispeten küçük ülkeler dünya çapında çok önemli ülkeler olarak görülmeseler de bizim için ekonomik anlamda önemli ülkelerdir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile olan dış ticaretimiz ithalat ihracat anlamında her zaman bizim aleyhimize işlemiştir. Yani bu ülkelere satış yapabildiğimiz tutarlardan hep daha fazlasını ödemişizdir, onlara net bazda dış ticarette para ödeyen taraf neticede hep biz olmuşuzdur. Oysa bu saydığımız küçük ülkelere ve bunların benzeri diğer ülkelere ciddi anlamda mal ve hizmet satarak para kazanıyoruz, dış ticarette terazi hep bizden yana ağır basıyor. O kadar ki sadece Libya, Suriye, Ürdün ve Lübnan’a ihracatımız 2009’dan bu yana Amerika’ya ihracatımızdan daha fazla hale geldi. Bu dört ülkeye geçen yıl sattığımız mal ve hizmetlerden 5 milyar dolara yakın para kazandık. Üretimin yanı sıra tam bir tüketim çılgını da olan stratejik ortağımız ve dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri’ne ihracatımız ise sadece 3.8 milyar dolarda kaldı. Orta doğu ülkeleri ile vizelerin kalkması karşılıklı ticarete son derece olumlu katkı sağlamaya başlamıştı ki bölge karıştı. Er ya da geç bölge yine durulacak muhakkak. Vizesiz gidiş gelişlerin mümkün olduğu bu ülkelerden ithalat da artıyor elbette ancak esas artış ihracatta, durum bizim lehimize yani. Bu dört ülkeden son dört yılda toplam ithalatımız 4 milyar dolar iken ihracatımız ise 15 milyar dolar olmuş. A.B.D.’ye de bu dört yılda yapabildiğimiz ihracat yine 15 milyar dolar ama 41 milyar dolar ithalat yapmışız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkeler çoğu kalemde bizim ürettiğimiz kalitede mal ve hizmet üretmekten şimdilik uzaklar. Şehirdeki elit kesiminden dağ başındaki köyde yaşayan insanına kadar Türk dizileri müptelası halkları var. Bu dizilerin de büyük katkısıyla öylesine bir Türkiye hayranlığı var ki bölgede… Çin, ürettiği malların satışını kolaylaştırabilmek için etiketlerine Made in Istanbul, Turkey yazıp da gönderiyor bu ülkelere. Elimiz çok güçlü bu coğrafyada, bunu kullanabilmek için vizelerin kalkması çok yerinde oldu. Bölge durulup taşlar yerine oturduğunda dış ticarette ülkemiz lehine çok önemli hacimler göreceğimiz muhakkak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği ülkeleri ile vize konusunda müzakerelerin devam ettiği malum. Amerika Birleşik Devletleri ise Visa Waiver Program denen bir vize muafiyet programı kapsamında 36 ülkeye vize muafiyeti uyguluyor. Bu program kapsamındaki ülkelerin vatandaşlarını vize almak zorunda kalmadan 90 güne kadar turizm veya iş için ABD'ye seyahatlerine imkan sağlıyor. Ülkemiz de bu program kapsamında yol haritası verilen 12 aday ülke arasında yer alıyor. Amerika Birleşik Devletleri ile olan işbirliğimiz sadece askeri alanda değil de turizm ve ticaret alanında da devam edecekse ülkemizin bu programa bir an önce dahil olması gerekiyor. Bizim ihracatçılarımızın önündeki en büyük engel maalesef vize problemidir. Vize probleminin aşıldığı ülkelerle ticaret ile başlayan yakınlaşma her alanda artarak devam edecektir. Eksenimizin ne yönde olacağı, bu ülkenin rotasının ne yönde olacağı biraz da ülkelerin vize uygulamalarına bağlıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-9114861102199806520?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/9114861102199806520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/vizeler-ve-ds-ticaret.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9114861102199806520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9114861102199806520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/vizeler-ve-ds-ticaret.html' title='Vizeler ve dış ticaret'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-jSI9QWx19M4/Tiwr-dp22LI/AAAAAAAACU4/RIguS62Wl7A/s72-c/vize.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6499940524908298526</id><published>2011-07-16T00:59:00.000+03:00</published><updated>2011-07-16T01:01:16.145+03:00</updated><title type='text'>Kendinizi silkeletmeyin</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tjthv_h0OCY/TiC4caskjYI/AAAAAAAACUw/VpOmCznwqBQ/s1600/keriz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tjthv_h0OCY/TiC4caskjYI/AAAAAAAACUw/VpOmCznwqBQ/s320/keriz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5629702332555234690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Menkul Kıymetler Borsası, ülkemizde faaliyetlerine başladığı yıldan bu yana çeyrek asırdır kolay yoldan, kısa zamanda ve çok para kazanmak isteyenlerin her zaman gözdesi olmuştur. Azınlık bir grup dışında çoğu kişi böyle düşünerek girdiği borsada her zaman para kaybetmiştir. Şunun açıkça bilinmesi gerekiyor, borsada kısa zamanda çok büyük paralar kazanmak herkesin istediği ama çok çok az kişinin “başarabildiği” bir iştir. Borsadan bu yolla para kazananlar da büyük yatırımcılar, bu piyasanın kurdu olmuş yatırım danışmanlarıyla çalışan yabancılardır. Küçük sermayelerle gazete-dergilerden ilgili köşeleri takip ederek para kazanmaya çalışan küçük yatırımcılar ise bu piyasanın genelde kaybedenleri, keriz silkeleyici kurtların kurbanları, masum kuzucuklardır. Keriz silkeleme bize mahsus bir tabirdir. Sıklıkla piyasada bu işlemin yapıldığına maalesef şahit oluyoruz. Yasa dışı olduğu için bu kişilere operasyon üstüne operasyon düzenlenmekte ancak kısa zamanda çok para kazanan bu işi yapanlar her zaman bu işlemleri yapmaya devam etmekteler. En kısa şekliyle keriz silkeleme, halka arz edilme oranı düşük olan, “sığ” denilen hisse senetlerinin fiyatları düşükken satın alınması, sonrasında bunların fiyatlarının asılsız söylentilerle yükseltilip iştahlandırılmış kişilere satılması işlemidir. Bu aynı zamanda borsada sıklıkla kullanılan “manipülasyon”un da tarifidir, yasa dışıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığ kâğıtlar (halka arz oranı düşük olan, küçük şirketlerin hisse senetleri) fiyat dalgalanmalarına çok müsaittir. Öğrenciyken fakültede aldığım bir ders sayesinde tanıştığım şimdi ismini hatırlamadığım bir yatırım danışmanı bunu anlatırken bir kağıt ismi vermiş ve bu sığ kağıtların fiyatlarının nasıl kolayca yönlendirilebileceğini ispat etmişti. Söylediği kâğıdın fiyatı onun basit al-sat oyunlarıyla dediği gün dediği oranda artmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borsaya girecekseniz hiç olmazsa şunlara mutlaka dikkat edin. Küçük şirketlerin sığ kâğıtlarını almadan önce iyi düşünün. Gazete ve dergilerin borsa köşelerindeki yorumcuların verdiği akıllara itibar etmeden evvel bir daha düşünün. Unutmayın, yazdıklarının binlerce takipçisi olan o kişilerin de, onların patronlarının da paraları aynı piyasada çeşitli kâğıtlarda. Kısa zamanda kolayca çok büyük paralar kazanmak hırsından kendinizi kurtarın. Bu işlerin içinde olup tüm birikimini hisse senetlerine yatırmak yetmiyormuş gibi üstüne yüksek miktarlarda kredi çekerek borsaya giren ve batarak mahvolan insanlar tanıyorum. Bilmek de her zaman insanı yanlıştan koruyamayabiliyor işte. Kazanabileceğiniz parayı değil kaybedebileceğiniz parayı düşünün. Bu kaybedebileceğiniz para miktarı hayatınızı alt üst edecek miktarda ise tekrar tekrar ve iyi düşünün. Bu işin uzmanı değilseniz 150’ye yakın lisanslı aracı kurumlara devredin bu işi. Borsada yabancı banka, aracı kurum veya şahıs nam ve hesabına gerçekleştirilen işlemleri de iyi inceleyin. Piyasadaki kurt yatırım danışmanlarının portföylerini yönettiği yabancılar genellikle herkesten önce “havayı koklayarak” aksiyon alırlar. 3 Temmuz Pazar sabahı başlayan futbolda şike operasyonu hepimiz için beklenmedik bir olay iken bu yabancıların henüz Haziran ayında yaklaşık 10 milyon TL Fenerbahçe hissesi, 2 milyon TL’lik Galatasaray hissesi, yarım milyon TL’lik Beşiktaş ve Trabzonspor hissesi satarak kulüplerin hisse senetlerinden çoktan çıktıklarını unutmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borsa her geçen gün yapısal anlamda daha iyiye gidiyor. Umuyoruz “kumar oynamak”tan mütevellit “borsada oynamak” tabiri de bizde "borsada yatırım yapmak" olarak değişecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6499940524908298526?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6499940524908298526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/kendinizi-silkeletmeyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6499940524908298526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6499940524908298526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/kendinizi-silkeletmeyin.html' title='Kendinizi silkeletmeyin'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-tjthv_h0OCY/TiC4caskjYI/AAAAAAAACUw/VpOmCznwqBQ/s72-c/keriz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-352256120573598448</id><published>2011-07-06T22:29:00.001+03:00</published><updated>2011-07-06T22:34:38.888+03:00</updated><title type='text'>Dış borçlarımız da özelleşiyor…</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KNkd5L9vMgw/ThS4xV_yaTI/AAAAAAAACUo/laM2l0wnegM/s1600/bor%25C3%25A7lar.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-KNkd5L9vMgw/ThS4xV_yaTI/AAAAAAAACUo/laM2l0wnegM/s320/bor%25C3%25A7lar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626324992350382386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin dış borçları enteresan veriler içerir. Hemen her istatistikî veride olduğu gibi ülkemizin dış borçları verilerinde de çoğu kişi –maalesef- bulunduğu kampa göre bunları yorumlar. Bir grup görme özürlünün, filin bambaşka yerlerine dokunarak fili tarif etmeye kalkışması gibi birbirine taban tabana zıt yorumlar yapılmasının nedeni de bu sebeptendir. Kimisi, dış borçların arttığını ama bunların çoğunun devletin değil özel sektörün borcu olduğunu söyleyip pembe tablolar çizer, kimisi de tabloyu en ham haliyle yorumlayıp felaket tellallığı yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz şimdi bu verileri mümkün olan en sade şekle sokup, pembe tablo çizmek yahut felaket çığırtkanlığı yapmak derdine düşmeden sadece olan biteni anlamaya çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birazdan üzerinde konuşacağımız ülkemizin dış borç verilerindeki temel kaynağımız Hazine Müsteşarlığı’nın 4 Temmuz’da güncellediği yayını “Türkiye Ekonomisi”dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin dış borcu dendiğinde bu borcu yapan temelde iki sektör vardır. İlki devlet (kamu borcu), diğeri ise özel sektör borcudur. “Özel sektör borcu neden Türkiye’nin dış borcu sayılıyor” sorusuna verilebilecek en özet cevap ise şudur: “bu borçların kefili devlettir. Borç, sadece borcu alanın değil, aynı zamanda onun geri ödeneceğine kefil olanın da borcudur.” Bu bilgiden sonra dış borç yapısına baktığımızda özel sektörün toplam dış borçlar içerisinde 2005 yılında ağırlığı % 54 iken bu yıl Mart sonu itibarıyla % 67’ye çıktığını görüyoruz. Devletin borcunun azaldığı anlamına gelmiyor bu; özel sektör devletten daha fazla borçlanıyor yıllardır. Bu yüzden dış borçlarımız içinde devletin borcunun ağırlığı azalırken borçlarımızı özel sektör sürekli arttırıp, deyim yerindeyse dış borçlarımızı özelleştiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cari açığın tehlikeli bir hal aldığı hükümet tarafından bile kabul edilip alınacak tedbirler konuşulurken bazıları da cari açığın kriz simsarları tarafından tehlikeli bir boyuta ulaşmış gibi gösterildiğini, aslında ortada tehlikeli bir durum olmadığını iddia ediyor. Bunu söyleyenlerin en büyük iddiası ise özel sektörün borçlarının yapısının daha da kısa vadeli hale gelmesi. Hâlbuki en son verilere göre özel sektör kısa vadeli borçlarının ağırlığı “inanılmaz artmış” durumda değil. Hatta 2005 yılında % 40 olan kısa vadeli borç oranı bugün % 37’ye düşmüş durumda özel sektörün dış borçlarında. Tam tersine, devletin borçları içindeki kısa vadeli olanların ağırlığı ise geçen dört yıl neredeyse sıfır iken 2010 ve 2011 ilk çeyrek sonu itibarıyla % 5’e çıktı. “Devletin kısa vadeli dış borcu sadece 4,9 milyar dolar. Özel sektörün kısa vadeli borcu ise 70 milyar dolar” diyerek sadece rakamlar üzerinden durumu açıklamaya çalışmak son derece yanıltıcı. Kriz simsarları herkesin malumu, ancak bunları öne sürmeye çalışarak cari açığı küçümsemek yahut başka mecralara çekmek pek doğru bir davranış değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu dış borçlarımızda son durum ise özet olarak şundan ibaret; 2002’de 257 milyar TL olan kamu brüt borçlarımız % 93 artarak 2010 sonunda 497 milyar TL oldu. Merkez Bankası varlıklarını, kamu mevduatını ve işsizlik sigortasında biriken tüm meblağı toplayıp borçlarımızdan düşsek bile net 318 milyar TL borcumuz var. Kamu borcu da görüldüğü üzere sürekli artmakta ancak tabi ki bardağın yarısı da dolu. Dolu tarafa da bakmak gerekirse; 2002 yılında bu borçlarımız Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla’mızın % 62 sine karşılık geliyorken bu oran % 29’a düşmüş durumda. Yetersiz seviyede ama en azından borçlanma hızımızdan daha fazla üretim yapabiliyoruz artık. Borçlanırken ödediğimiz faiz oranları hem Türk Lirası’nda hem de dövizde düştü. 2002’de Euro’ya %10 faiz öderken bu faiz oranı bugün % 5’e düştü sözgelimi. Bu sayede de devlet, 2002’de topladığı 100 TL verginin 86’sını faize verirken, bu oran bugün 23’e düştü. Sevindirici olan bir diğer husus ise uzun zamandır para almadığımız IMF’ye borcumuz iki yıl içerisinde sıfırlanmış olacak mevcut ödeme planına göre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistik önemli bir bilim. Kim nereden bakıp neyi görmek istiyorsa rahatlıkla verileri o şekilde aktarabiliyor. Politik istatistik ise maalesef bizde de giderek yaygınlaşmaya başladı. Politik istatistik nedir, Winston Churchill’in özetiyle: “Delikanlı, parlamento üyesi olmak istediğini anlıyorum. Öğrenmen gereken ilk ders; ben bebek ölümlerinin oranları hakkında istatistiksel bir rapor istediğimde, benim bütün istediğim, benim başbakanlığım döneminde ölen bebeklerin sayısının başka birinin başbakanlığı dönemindekilerden daha az olduğunun kanıtıdır. Politik istatistik budur."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-352256120573598448?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/352256120573598448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/ds-borclarmz-da-ozellesiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/352256120573598448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/352256120573598448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/07/ds-borclarmz-da-ozellesiyor.html' title='Dış borçlarımız da özelleşiyor…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-KNkd5L9vMgw/ThS4xV_yaTI/AAAAAAAACUo/laM2l0wnegM/s72-c/bor%25C3%25A7lar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1841878670330375020</id><published>2011-06-30T20:58:00.001+03:00</published><updated>2011-06-30T21:00:35.180+03:00</updated><title type='text'>İslâm Âlemi ne âlemde?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-deYrDYMv7kM/Tgy5tfOqgqI/AAAAAAAACTM/yKPncn0JMHA/s1600/islam.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 221px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-deYrDYMv7kM/Tgy5tfOqgqI/AAAAAAAACTM/yKPncn0JMHA/s320/islam.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624074225807164066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki bir yazımızda ülkeler arası sıralamalarda nerelerdeyiz sorusuna cevap vermiştik. Belli başlı ekonomik ve sosyal göstergelere bakıldığında ülkemizin tüm dünya ülkeleri sıralamasındaki yerini görmüştük. Gevşeyen Avrupa Birliği üyesi olma isteğimizin ardından yarı ciddi yarı blöf amacıyla sırtımızı Batı dünyasına, yüzümüzü İslam dünyasına çevirdik. Eksen kayması tartışmalarının temelinde yatan bu politika değişikliği ile İslam dünyasının önemli bir ülkesi haline geldiğimiz muhakkak. Bu coğrafyada çoğu ülke vatandaşlarının yaşanılası bir ülke olarak gördüğü ülkemizi bazı önemle kalemlerde bu ülkelerle karşılaştıralım. Ne durumdayız sorusuna geçen yazımızda olduğu gibi tüm dünya ülkeleri bazında değil de sadece İslam ülkelerini baz alarak bir karşılaştırma yapalım. Bu vesile ile “en”lerin İslam ülkeleri hangileri tanıyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bakacağımız veri ülkelerin nüfusları. Nüfus, doğru kullanıldığında üretim için, kalkınma için en büyük güç. Üretime değil de tüketime kanalize edilen bir nüfus ise sefaletten başka bir şey getirmiyor. 2010 yılı verilerine göre, Endonezya (240 milyon), Pakistan (174 milyon), Nijerya (158 milyon), Bangladeş (150 milyon), Mısır (81 milyon) ve İran’ın (74 milyon) ardından yaklaşık 73 milyon ile dünyada en çok nüfusa sahip 7. ülkeyiz. Bu nüfus, İslam Konferansı Örgütü’ne üye 57 ülkeden yaklaşık yarısının nüfusunun toplamına eşit. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam ülkelerindeki insanların beklenen yaşam sürelerine bakıldığında ise en uzun yaşam sürelerinin en zengin ülkelerde olduğunu görüyoruz tabi ki. Katar ve Brunei 78 yıl ile insanların en uzun beklenen yaşam süresine sahip ülkeler. Türkiye 57 ülke arasından 73 yıl ile sıralamada 13. oluyor. Listenin sonlarındaki Sierra Leone, Afganistan, Çad ve Mozambik gibi fakir İslam ülkelerinde ise insanların ortalama yaşam süreleri sadece 45 ile 50 yıl arasında değişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmamız gereken önemli bir veri de ülkelerin Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla’ları (GSYH). Çok kabaca ifade etmek gerekirse GSYH, üreten kişinin/kurumun milliyetine bakmaksızın, yerli yabancı ayrımı yapmadan, bir ülke sınırları içinde bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetlerin parasal değeridir. Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla dediğimiz bu rakam ne kadar büyük ise ülkede o kadar çok üretim yapıldığı, o ülkenin ekonomik anlamda o kadar güçlü olduğu, refah düzeyinin de o kadar iyi olduğu genel kabul görmüştür. Bu önemli sıralamada ise ülkemiz 741 milyar Dolar ile listenin başında yer alıyor. Bu rakam 57 İslam ülkesi arasında 42 ülkenin rakamının toplamından fazla. Endonezya 511 milyar Dolar, Suudi Arabistan 468 milyar Dolar, İran ise 347 milyar Dolar ile bizi takip eden ülkeler. Listenin dibinde ise genellikle çoğumuzun ismini bile duymadığı 1 - 2 milyon nüfusa sahip küçük orta Afrika ülkeleri yer alıyor. 1,5 milyonluk nüfusunun yarısı Müslüman olan Guinea-Bissau, hemen hemen hepsi Müslüman olan 1 milyon nüfuslu Cibuti vb gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam ülkelerinde kişi başına düşen yıllık gelirlere bakıldığında (halkı en zengin ülkeler) 89 bin Dolar ile Katar ilk sırada, 64 bin Dolar ile Birleşik Arap Emirlikleri ikinci ve 58 bin Dolar ile Kuveyt üçüncü sırada. Ülkemiz bu sıralamada 10 bin Dolar ile dokuzuncu sırada yer alıyor. Halkı en fakir olan, kişi başına düşen yıllık gelirin 400 Dolar’dan bile az olduğu ülkeler ise Somali, Nijer, Tacikistan ve Guinea-Bissau. Toplamda 20 İslam ülkesindeki yıllık kişi başı gelir 1,000 Dolar’ın altında..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa gibi refahın paylaşıldığı bir coğrafya değil İslam coğrafyası. Sadece fakirliğin paylaşıldığı bir coğrafya da değil. Bir yanda gelişmiş Avrupa ülkelerinden bile fazla zenginlik içerisindeki ülkeler, insanlar; diğer yanda açlıkla, yoklukla, diktatörlerle mücadele eden insanların ülkelerinden müteşekkil zor bir coğrafya ve biz bu iki zıt dünyanın ortasında yerimizi arayan bir ülkeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Tüm verilerin kaynağı İslam Konferansı Örgütü’ne bağlı İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik, Sosyal Araştırmalar ve Eğitim Merkezi’dir: sesric.org )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1841878670330375020?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1841878670330375020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/islam-alemi-ne-alemde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1841878670330375020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1841878670330375020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/islam-alemi-ne-alemde.html' title='İslâm Âlemi ne âlemde?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-deYrDYMv7kM/Tgy5tfOqgqI/AAAAAAAACTM/yKPncn0JMHA/s72-c/islam.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7457447819623855431</id><published>2011-06-21T20:15:00.000+03:00</published><updated>2011-06-21T20:16:23.700+03:00</updated><title type='text'>Ya hemen harca, ya da bekle</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-z5DpBqArbtI/TgDRzXSmbDI/AAAAAAAACTE/DoDOI5OtUMk/s1600/zam.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-z5DpBqArbtI/TgDRzXSmbDI/AAAAAAAACTE/DoDOI5OtUMk/s320/zam.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5620723015313943602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki hafta önceki yazımızda “seçimden sonra zam yağmuru mu var” sorusunu gündeme getirip cevabını vermiştik. Evet, zamlar olacak ancak bunlar iğneden ipliğe her kalemde olmayacak demiştik özetle. Seçim sonuçları heyecanının yatışmasından sonra şimdi ortalık daha net. Zam-vergi artışı olmayacak denmesine rağmen bazı kalemlerde doğrudan yahut direkt artışların olacağı kesinlik kazandı denilebilir. Artışlar vergileri arttırmak suretiyle mi olacak, yoksa satın alınan ürünleri büyük ölçüde finanse eden banka kredilerinin maliyetleri arttırılarak, bu zamlar mümkün olan en az şekilde hissedilecek şekilde mi olacak? Şimdi konuşulan hangi kalemlerde tedbirlerin ne şekilde alınacağına yönelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk düzenlemenin otomotiv sektöründe olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yılın ilk beş ayında satılan her 100 otomobilden 60 tanesi ithal otomobil oldu. Beş yıl aradan sonra otomotiv sektöründe ithalat ihracatı geçti. Yani Türkiye’de üretilen (aslında büyük ölçüde sadece montajı yapılan) araçları yurt dışına satıp ülkeye kazandırdığımız para, yurt dışında üretilmiş araçlara ve parçalarına gönderdiğimiz paranın altında kaldı. Esas sıkıntımız cari açık olduğuna göre yurt dışına giden her kuruşun kısılması için ithal malların satışı frenlenecek. Otomobil de bu kategoride ilk sırada yer alıyor. Piyasaya bu yönde en rahat müdahale banka kredilerinin maliyetlerini arttırılarak yapılıyor. Bu yüzden araç kredilerinden alınan vergi arttırılarak taşıt kredilerinin oranları yükseltilecek, kredi ile araç almayı planlayanlar bu maliyet artışı yüzünden araç alımlarını bir kere daha gözden geçirmek durumunda kalacaklar. Kredi ile işim olmaz, para biriktirip nakit alırım diyenleri de bu fikirlerinden caydırabilmek için tüm araçlarda, özellikle de ithal araçlarda ÖTV artışı mutlaka gündeme gelecektir. Sıfır araçlarda başlayan fiyat artışı dalgası ikinci ele de mutlaka yansıyacaktır. Yakın zamanda otomobil almayı planlayanların acele etmesinde fayda var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konut alımlarında kredi kullanımı epey yaygın. 2010’un Nisan ayı sonu itibarıyla 47 milyar TL olan konut kredileri bu yılın Nisan sonunda tüm önlemlere rağmen % 38 artarak 65 milyar TL’yi aştı. Bu kalemde getirilmesi muhtemel düzenleme de konut kredilerine vergi konulması. Şu an konut kredilerinden her hangi bir vergi alınmıyor. Diğer bireysel kredilerde olduğu gibi kullanılan kredinin en az % 15’i kadar (mevcut KKDF oranı) bir vergi konut kredileri için de söz konusu olabilir. İlaveten, satın alınmak istenilen konutun eksper değerinin en az % 25’inin satın alan tarafından peşin ödenmesi zorunluluğunda oran arttırılabilir. Şu an telaffuz edilen peşinat oranı % 40. Böylece bu iki önlemle konut kredisi kullanmak isteyenlerin satın alma istekleri ve satın alma güçleri frenlenmiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicileri en çok etkileyecek muhtemel bir tedbir de kredi kartlarına getirilecek azami taksit sayısı olacaktır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu yetkililerinin zaten epeydir her fırsatta sınır getirilmesi gerektiğini ifade ettikleri taksit sayıları bu defa kısıtlanacak gibi görünüyor. Artık 18 taksit beyaz eşya, 24 taksit mobilya vs gibi taksitlendirmeler olmayacak. Satın alma gücü olmayan kişilerin dahi taksitlere güvenerek harcama yapmaları yahut bu taksitli satışların kolaylığı ile en pahalısından lüksünden satın almalar frenlenecek bu tedbirle. Özellikle beyaz eşya sektörünün itirazları var bu konu ile ilgili ama bu itirazların ancak kademeli kısıtlamayı sağlamaktan öte geçemeyeceği düşünülüyor. Önce azami 18 taksit, 2012’den sonra azami 12 taksit.. gibi bir düzenlemeye gidilebilir bu itirazlar da göz önüne alınarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu dolaylı denebilecek bu tedbirlerden başka, bazı ithal mallara getirilecek doğrudan vergi artışlarıyla bunlara olan talep kısılmaya çalışılacaktır. Burada görülebilecek ilk vergi artışı, zaten sektöre malum, tekstil ürünlerinde olacaktır. Bununla da “ithal olanı değil, yerlisini kullan” yönlendirmesi yapılmış olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki tüm bu tedbirler niçin? En özet cevap, ülke olarak döviz giderimiz döviz gelirimizden fazla olduğu için. Basit önlemlerle mal ihracatımızı, turizm gelirlerimizi vs bir an önce arttırıp bu açığı (meşhur cari açık) kapatamayacağımız için, tüm vatandaşlardan harcamalarını kısması isteniyor ki yurt dışına daha az para göndermiş olalım. Özellikle direkt ithal edilmiş malların yahut aslında önemli ve pahalı parçaları yurt dışından satın alınarak burada sadece montajı yapılmış “çakma yerli mallarının” satın alınmasından caydırılmak isteniyor tüketiciler. Tedbirler sadece bunlarla sınırlı kalmayacak, önümüzdeki haftalarda bunlar sıklıkla konuşuluyor olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7457447819623855431?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7457447819623855431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/ya-hemen-harca-ya-da-bekle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7457447819623855431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7457447819623855431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/ya-hemen-harca-ya-da-bekle.html' title='Ya hemen harca, ya da bekle'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-z5DpBqArbtI/TgDRzXSmbDI/AAAAAAAACTE/DoDOI5OtUMk/s72-c/zam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7307872793458753346</id><published>2011-06-15T19:49:00.000+03:00</published><updated>2011-06-15T19:50:50.994+03:00</updated><title type='text'>Türk Hava Yolları’na nazar mı değdi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rdgPo9N-WqQ/TfjiwiCc37I/AAAAAAAACS8/4srZA_hrQYk/s1600/thy.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-rdgPo9N-WqQ/TfjiwiCc37I/AAAAAAAACS8/4srZA_hrQYk/s320/thy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618489858543378354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda dünya çapında başarılı sponsorluk anlaşmalarıyla sürekli gündemde olan Türk Hava Yolları 1933 yılında kurulmuş gözbebeğimiz bir kuruluş. % 51’i halka açık, kalan % 49’u Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın. Başarılı ortaklıklar, beğenilen dünya çapında reklamlar, takdir edilen sponsorluk anlaşmaları gayet güzel. Dışarıdan bakıldığında ilk izlenim olarak çok başarılı görünen durum biraz irdelenince aslında şirket için alarm zillerinin çaldığı söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 bin personel ve 160 yolcu uçağı ile faaliyet gösteren Türk Hava Yolları’nda bu yılın ilk üç ayında yolcu doluluk oranı % 67’de kaldı. Yani tüm uçuşlarda tüm uçakların neredeyse üçte biri boş kaldı. Oysa Uluslararası Hava Taşımacılığı Örgütü’ne üye havayollarının yolcu doluluk oranı geçen yılın aynı dönemine göre düşmesine rağmen % 75 olarak gerçekleşti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirketin finansal tablolarında gidişatın pek de parlak olmadığı kolaylıkla görülebiliyor. Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine göre hazırlanmış tablolara bakıldığında 2009 yılını 559 milyon TL kar ile kapatan THY’nin net karının 2010’da 286 milyon TL’ye düştüğü görülüyor. Bu yılın ilk çeyrek verilerine göre ise şirket 332 milyon TL zarar etti. Şirketler için kritik bir kalem olan kısa vadeli borçlar ise 2009 yılına göre % 60 artarak 3 milyar TL’yi aştı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve buna benzer diğer pek çok verilerle şirketin halka açık %51’lik kısmının hisse senetlerine yatırım yapan yatırımcılar da zarar etmeye başladılar haliyle. Yılı 5,40 TL’den kapatan THY’nin hisse senetleri dün itibarıyla yılbaşına göre % 23 değer kaybederek 4,16 TL’den işlem görüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’nın dördüncü büyük havayolu şirketi, yurt içinde 41, yurt dışında 134 noktaya uçuş yapabilmeye başlamış kaliteli ve milli bir şirketimiz THY. Yaptığı sponsorluk anlaşmaları ile reklamlarla yurt dışında ülkemizi çok güzel tanıtıyor. Dünyaca ünlü futbol takımları Barcelona ve Manchester United ile sponsorluk anlaşmaları devam ediyor. Bu yıl da Ukrayna’nın en önemli futbol kulübü Shakhtar Donetsk ve Hollanda’nın ünlü futbol kulübü Ajax ile sponsorluk-reklam anlaşması gerçekleştirdi. Yunanistan’ın en başarılı basketbol kulüplerinden Maroussi Basketbol Kulübü ile sponsorluk anlaşması, Avrupa basketbolunun kulüpler bazında en büyük organizasyonu olan Euroleague’in isim sponsorluğu, Avrupa`nın Euroleague’den sonraki ikinci büyük organizasyonu olan Eurocup`ın da Global Sponsorluğu, Yeni Zellanda’dan Çin’e kadar Dünyanın dört bir yanında yapılan ve en prestijli golf turnuvalarından biri olarak kabul edilen Avrupa Bayanlar Golf Turnuvası’nın Türkiye ayağının ana sponsorluğu gibi reklam sponsorluk anlaşmaları son derece başarılı işler. Ancak artık bunları finansal tablolara da yansıtmanın zamanı geldi. Ne olursa olsun, yılı milyonlarca TL ile zararla kapattıktan sonra bu tür anlaşmaların da artık devam edemeyeceği çok açık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7307872793458753346?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7307872793458753346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/turk-hava-yollarna-nazar-m-degdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7307872793458753346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7307872793458753346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/turk-hava-yollarna-nazar-m-degdi.html' title='Türk Hava Yolları’na nazar mı değdi?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-rdgPo9N-WqQ/TfjiwiCc37I/AAAAAAAACS8/4srZA_hrQYk/s72-c/thy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7616173576976257546</id><published>2011-06-08T21:53:00.000+03:00</published><updated>2011-06-08T21:54:13.152+03:00</updated><title type='text'>Seçimden sonra zam yağmuru mu var?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-V1Mh0g4iVUw/Te_FMJ8tucI/AAAAAAAACSk/HKQ2S-x0Zhg/s1600/cari%2Ba%25C3%25A7%25C4%25B1k.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-V1Mh0g4iVUw/Te_FMJ8tucI/AAAAAAAACSk/HKQ2S-x0Zhg/s320/cari%2Ba%25C3%25A7%25C4%25B1k.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615924072973973954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Seçimden sonra neden bir zam yağmuru olacak “söylenti”si var? Bu beklentinin en büyük nedeni son günlerin en öne çıkan nedenlerinden biri olan cari açığımız. Cari açık nedir? Özetin özeti bir açıklama ile, bir ülkenin döviz giderlerinin döviz gelirlerinden fazla olması durumudur. Bu durum belli bir süre sürdürülebilir olsa da kontrol altına alınamaz noktaya geldiğinde süt liman olan finansal piyasalar birden alt üst olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bizdeki durum da bu aşamada. Kontrol altına almakta zorlanır hale geldiğimiz bu konunun “sorun” olduğu ekonomi yönetimimiz tarafından kabul edildi ve öncelikli konu haline geldi. Cari açığı azaltmak için yapılacak en basit şey ise döviz gelirlerimizi arttırırken döviz giderlerimizi azaltmak. Gelirleri arttırmak tabi ki istenilen bir çözüm, en sancısız olan çıkış yolu, ancak bunu kısa vadede sağlayabilmek çok güç olabilir. Daha kısa vadede çözüm sağlayacak ve durumu kontrol altına almaya yardımcı olabilecek diğer yol ise ülkenin döviz giderlerini mümkün olduğunca kısmak. Bu durumda yapılacak şey ise yurt içindeki özellikle ithalata dayalı tüketimi dizginlemek. Böylece daha az döviz harcayacağız, döviz gelirlerimiz artarken oluşacak bu durum cari açığı nihayet kontrol altına almamıza yardımcı olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İthalata dayalı tüketimi dizginleyebilmek için yapılacak şey çok açık. Birçok ithal mala dolaylı ya da doğrudan vergi gelecek. Seçimden sonra A’dan Z’ye her şeye zam gelecek, her şeyin vergisi artacak beklentisi yanlış. Ancak yurt dışından satın alınarak ülkemize getirilen yani ithal edilen çoğu şeye zam geleceğini söylemek mümkün. En başta en çok para harcadığımız şey enerji ürünleri. Petrol ürünlerinin fiyatlarının olağandan daha hızlı artması beklenilen bir durum. Petrol ürünlerine yapılacak zamlarla yurt dışına en çok döviz ödediğimiz bu ürünün kullanımı azalabilir, hem de daha az tüketim olduğu halde daha yüksek tutarda vergi toplanabilir. En kolay vergi akaryakıttan toplanıyor, son tüketicinin pompaya ödediği 100 TL’nin ortalama 65 TL’si vergi olarak maliyeye gidiyor… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İthal mallardaki vergi artışı nihai mallardan ziyade ara mallarına hammaddelere makinelere gelecek beklentisi zaten piyasa tarafından bilinen bir gerçekti. İmkânı olan işletmeler ihtiyaç duyabileceği ithal makinelerin hammaddelerin ara malların tedariki için tüm imkânlarını kullanarak bunları temin etmeye çalıştılar. Bakanlar kurulunda bekleyen tebliğde özellikle Uzakdoğu’dan ithal edilecek tekstil ürünlerine hatırı sayılır bir vergi artışı getirileceği de biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maliye bakanı seçimlerden sonra her ne kadar vergi artışı ve zam olmayacağını söylese de piyasa çoktan tedbirini alıp elinden geldiği kadar erken ithalatını yaptı. Son tüketicinin ise bu durumda yapabileceği pek bir şey yok. Elektrik, benzin, doğalgaz, ithal araçlar başta olmak üzere pek çok kalemde seçim sonrası fiyatların artması hiçbirimize sürpriz olmayacak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7616173576976257546?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7616173576976257546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/secimden-sonra-zam-yagmuru-mu-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7616173576976257546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7616173576976257546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/secimden-sonra-zam-yagmuru-mu-var.html' title='Seçimden sonra zam yağmuru mu var?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-V1Mh0g4iVUw/Te_FMJ8tucI/AAAAAAAACSk/HKQ2S-x0Zhg/s72-c/cari%2Ba%25C3%25A7%25C4%25B1k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2368007920949017219</id><published>2011-06-06T19:40:00.004+03:00</published><updated>2011-06-08T21:57:00.273+03:00</updated><title type='text'>Düğün ayları geldi, altın fiyatları artacak mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-UJ-WggLJ-ac/Te_F9IxgM3I/AAAAAAAACSs/ZrJYVGBdniE/s1600/alt%25C4%25B1n2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-UJ-WggLJ-ac/Te_F9IxgM3I/AAAAAAAACSs/ZrJYVGBdniE/s320/alt%25C4%25B1n2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615924914472104818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında yaz aylarının gelmesiyle altına olan talep arttığı için altın fiyatlarının da arttığı gibi bir inanış yaygındır. Ülkemizde Haziran Temmuz ve Ağustos ayları düğünlerin en çok yapıldığı aylardır. Peki, bu aylarda takı amaçlı satın alınan altınlar gerçekten de altın fiyatlarının yükselmesine neden oluyor mu? Altından bu tür dönemsel talepleri gözeterek kar elde etmek için yaz aylarını değil kış aylarını beklemelisiniz. Nedenini yazının devamında bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizdeki düğünler altın fiyatlarını yükseltir mi? Bu soruya temel teşkil eden cevap aslında altın fiyatlarının piyasada nasıl oluştuğunun açıklanmasıdır. Piyasayı yakından takip eden uzmanların ve akademisyenlerin hazırladığı altın hakkında güvenilir bilgiler sunan saglamaltin.com sitesinin özetlediği şekliyle; “Günümüzde altının değeri, belli başlı mali merkezlerde gün gün belirleniyor. Bu merkezlerden en önemlisi Londra Altın Piyasası. Fiyat, sabahın 10.30'unda belirleniyor, gün boyunca küçük de olsa değişiklikler gösterdikten sonra, öğleden sonra 3'te sabitleniyor. Bu rakamın belirlenmesinde, dünyanın en güçlü 5 pazarının temsilcileri (Johnson Matthey, Mocatha and Goldsmith, Samuel Montagu, Rothshild ve Sharps Pixley) belirleyici rol oynuyorlar. Fiyatı, tüm dünyadaki altın alış ve satışları etkiliyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki düğün sayılarına baktığımızda yaz aylarında bu sayı her ay için ortalama 70 binlerde iken yılın geri kalan aylarının ortalaması ise 40 binlerde. Yani yaz aylarında düğün sayılarında inanılmaz artışlar olmuyor sanıldığı gibi. Kaldı ki bizdeki düğünler nedeniyle oluşan takı talebini yurt içindeki mevcut altın stoklarımızla karşılayabiliyoruz. Küresel çapta hatırı sayılır ölçüde altın talebi oluşturmayan bu durum tabi ki dünya genelinde altın fiyatları üzerinde bir etki meydana getirmiyor. Altın fiyatlarının arza yahut talebe bağlı arttığı durumlar elbette vardır ancak bizim yaz aylarındaki düğün sayımızın %60 artması bu etkenlerden biri kesinlikle değildir. Dolayısıyla yaz aylarının, düğünlerin sezonunun gelmiş olması altın fiyatlarını arttırıcı bir etkiye kesinlikle sahip değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başında altından dönemsel talepleri özeterek kar elde etmek için yaz aylarını değil kış aylarını beklemelisiniz dedik. Evet, bizdeki düğünler altın fiyatları üzerinde belirleyici düzeyde değil ama bir başka ülkedeki düğünler altın fiyatlarını hemen her sene etkiliyor. O ülke de tahmin edilebileceği gibi nüfusu 1,5 milyara dayanmış olan Hindistan. Hindistan’daki en yoğun düğün sezonu Kasım’la birlikte başlayıp Aralık ayının sonuna kadar devam etmekte. Altın fiyatlarının geçmiş yıl grafiklerine bakıldığında da bu durum açıkça görülebilir. Altın fiyatları her yıl Eylül ile birlikte çıkışa başlar ve Kasım-Aralık aylarında zirveyi görür. 2010 yılında bizdeki düğün aylarını ortalama 60 TL’den kapatan altın, Aralık ayını 68 TL ile kapattı, 2009’da yaz aylarında 1 gram altın 46 TL iken yılı 54 TL ile bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altın fiyatlarını bizdeki düğünler arttırmıyor ancak Hindistan’daki düğünler altın fiyatlarını hemen her yıl ortalama %10 yukarıya çekiyor. Hindistan’da düğün sezonu da yaz aylarında değil yılın son çeyreğinde, kış aylarında...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2368007920949017219?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2368007920949017219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/dugun-aylar-geldi-altn-fiyatlar-artacak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2368007920949017219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2368007920949017219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/06/dugun-aylar-geldi-altn-fiyatlar-artacak.html' title='Düğün ayları geldi, altın fiyatları artacak mı?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-UJ-WggLJ-ac/Te_F9IxgM3I/AAAAAAAACSs/ZrJYVGBdniE/s72-c/alt%25C4%25B1n2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7071339903207875040</id><published>2011-05-28T12:54:00.001+03:00</published><updated>2011-05-28T12:54:50.261+03:00</updated><title type='text'>Tedbirler dört büyükleri çok kötü vurdu</title><content type='html'>Dört büyüklerden kastımız bankacılık sektöründeki en büyük dört özel banka. Bunlar Garanti Bankası, Akbank, Yapı Kredi ve İş Bankası. Bankaların işletmelere ve bireylere kredi vermelerini yavaşlatarak piyasayı soğutmaya çalışmak otoritenin en önemli tedbiriydi. Bunu yapmaktaki en büyük amaç cari açığın dizginlenebilmesiydi muhakkak. Bu tedbirler cari açık için iyileştirici olmadı ama banka karlarını alt üst etti. Tedbirlerin banka karlarına yansımasını analiz ederken ilginç sonuçlar görülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta itibarıyla tüm bankalar ilk çeyrek yani Mart sonu itibarıyla eteklerindeki taşları döktüler ve bağımsız denetim raporlarını açıkladılar. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun onayından geçmiş finansal tablolara bakıldığında şube sayısı 100 ve üzerinde olan 13 mevduat bankası ve 4 katılım bankasının karlarının toplamı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %14 düşüş gösterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki bankacılık sektörünü analiz ederken -şube sayısı 100’ün üzerinde olan bankaları ele alarak- sektörü dört ana gruba ayırmakta fayda var. İlk grup yukarıda zikrettiğimiz 4 büyükler (Garanti, Ak, İş ve Yapı Kredi), ikinci grup 3 kamu bankası (Ziraat, Halk ve Vakıf), üçüncü grup 6 orta büyüklükteki banka (Finansbank, TEB, Şekerbank, Denizbank, HSBC ve ING), dördüncü ve son grup ise 4 Katılım Bankası (Albaraka, Asya, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk çeyrek sonuçlarına baktığımızda dört büyüklerin net karı geçen yılın aynı dönemine göre %21 düşerek 2 milyar 800 milyon TL oldu. İş Bankası karı en çok düşen banka olarak bu grupta dikkati çekiyor. Kamu bankalarının karlılığı da geçen yıla göre %13 düştü. Bu düşüşün en önemli nedeni tek başına Ziraat bankasının karının %37 gibi sert bir düşüş göstermesi oldu. Vakıfbank %34 artış sağlarken Halkbank ise geçtiğimiz yılın karlılığını korudu denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bankalar geçen yılın karlılığını koruyamayıp daha az kar elde ederlerken orta büyüklükteki bankalar ise toplam karlılıklarını %29 arttırarak 665 milyon TL’ye çıkardılar. Grubu sürükleyen banka ise karını geçen yıla göre katlayarak 296 milyon TL’ye çıkaran Finansbank oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılım Bankalarına bakıldığında toplam karlılığın geçen yıla göre %9 azalarak 169 milyon TL olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Albaraka, karını %38 arttırarak bu grupta net karını arttırabilen tek katılım bankası oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, yaklaşık 4 milyar TL’lik bir büyüklüğe ulaşan bankalardaki kıymetli maden altın hesaplarında ilk 3 banka Garanti Bankası, Halkbank ve Kuveyt Türk oldu. Bankalardaki 4 milyar TL’lik altının yarısından fazlası bu üç bankada bulunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk çeyrek sonuçlarına göre özellikle büyük bankalar bu tedbirlerden ağır hasar almış görünüyorlar. Bu tedbirler alınmamış da olsaydı sonuç aşağı yukarı aynı olacaktı çünkü bu büyük bankalar öylesine çılgınca mevduat ve kredi yarışına girmişlerdi ki mevduata verdikleri faiz oranı kredilerden aldıkları faiz oranlarını geçmeye başlamıştı. Garanti Bankası genel müdürü Ergun Özen bu durumu aylar önce “biz bir yerlerde yanlış yapıyoruz” diyerek dile getirmiş ancak her şeye rağmen gidişattan dönülmemişti. Her yıl söylenen beylik laftır; “bu yıl bankalar için zorlu bir yıl olacak”, ama bu yıl gerçekten öyle olacak…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7071339903207875040?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7071339903207875040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/tedbirler-dort-buyukleri-cok-kotu-vurdu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7071339903207875040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7071339903207875040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/tedbirler-dort-buyukleri-cok-kotu-vurdu.html' title='Tedbirler dört büyükleri çok kötü vurdu'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4879542547952580793</id><published>2011-05-19T11:45:00.003+03:00</published><updated>2011-06-08T22:03:24.292+03:00</updated><title type='text'>Tahrir Meydanı’ndan Ekonomi Notları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GVOsKOjUuXc/Te_HdBn9uUI/AAAAAAAACS0/S3lC3bmPvKM/s1600/m%25C4%25B1s%25C4%25B1r.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 147px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-GVOsKOjUuXc/Te_HdBn9uUI/AAAAAAAACS0/S3lC3bmPvKM/s320/m%25C4%25B1s%25C4%25B1r.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615926561820490050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Perşembe-Cumartesi günleri 3 gün boyunca Mısır’daydım. 25 Ocak’ta başlayan halk isyanları 30 yıllık rejimi sonlandırmışsa da halk hala her Cuma tatil günü Tahrir Meydanı’nda protesto gösterilerine devam ediyor. Araçlarına, evlerinin ve işyerlerinin kapılarına 25 Ocak çıkartmalarını gururla yapıştırmış halk, düşürdükleri rejimin devlet başkanının tatil beldesindeki “tatilinin” sonlandırılıp artık yargılanmasını istiyor. Bu protestolarıyla emellerine de ulaşmışlardı o gün itibarıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin üçte biri kadar Gayrı Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) ve %90’ı Müslüman olan 80 milyonu aşkın bir nüfusu var Mısır’ın. Kabaca bu tabloya bakarak ülkemizle kıyaslandığında ekonomik olarak bizden 3 kat daha aşağı seviyede oldukları düşünülebilir ancak durum hiç de öyle değil. 30 yıldır ülkeye çöreklenmiş rejim ülke kaynaklarını öylesine sömürmüş öylesine son derece sınırlı sayıdaki kişiye hortumlamış ki halkın nispeten iyi durumda olan kesiminin aylık geliri sadece 80 Dolar civarında. Günde 2-3 dolarlık bir gelir getiren işe sahip olanların (polis öğretmen gibi orta tabaka memurların) mutlu olmasının beklendiği bir ülke. Konuştuğumuz ve Türkiye’den geldiğimizi öğrenen halk, ülkelerinin de bir gün halkı Müslüman olan Türkiye gibi zengin ve huzurlu bir ülke haline geleceğine inandıklarını hararetle anlatıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basit ekonomik tablo bile ülkedeki devrimin altında başka nedenler aramayı geçersiz kılıyor. Gün içerisinde 2-3 dolarlık para kazandıktan sonra günü kurtaran ve yarın ne yapacağını, nasıl para kazanıp karnını doyuracağını düşünmekten bitap düşen ülkenin yarısı bölgedeki isyan dalgasından cesaret alıp ayaklandı ve başlarına çöken rejimden kurtuldu. İsyanların temelinde ekonomik nedenler yattığını anlamak için halktan sıradan insanlarla 3-5 cümlelik bir mülakat yeterli oluyor. 70 milyar dolarlık kişisel serveti olduğunu düşündükleri devrik devlet başkanının ülkeyi nasıl 30 yıl boyunca prangaladığını çekinmeden anlatıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkede üretim yapan bir tekstilci Türk işadamı ise 70 kişi çalıştırdıklarını, ortalama 100 dolarlık aylık maaşla insanların inanılmaz bir şekilde canla başla çalıştığını anlatıyor. Haftada 1 gün çalışmadıkları halde işçilerden bir kısmının o tatil günü dahi gelip işlerin yetişmesi için çalıştıklarından bahsediyor. Sadece 1 gece bekçisi tuttukları halde çalışanların ailelerinden 8-10 kişinin her gece gönüllü olarak işyerinde nöbet tuttuklarından hüzünle söz ediyor, ayda 100 dolara yakın maaş aldıkları işyerini ekmek teknesi olarak görüp sahipleniyorlar umutla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik göstergeleri yanlı olarak yorumlamak bizde oldukça yaygın bir tutum. Bir yanda bardağın boş tarafına odaklanmış ve herkesi ülkenin yandığına bittiğine kül olduğuna inandırmaya çalışanlar, diğer yanda ise her şeyin güllük gülistanlık olduğunu iddia eden majestelerinin ekonomistleri. Gerçek şu ki durum her iki kesimin de iddia ettiği gibi değil. Ülke olarak durumumuz doğumuza göre iyi, batımıza göre ise daha kat etmemiz gereken epey yol var. Ama geleceğe dair ümitlerimiz kuvvetli. 2001’de 200 milyar USD olan Gayrı Safi Yurt İçi Hasılamızı 2009’da 600 milyar USD’ye çıkardıysak, 2023’te dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içerisinde yer almamız da bir hayal değil gerçekleşmesini bekleyeceğimiz bir hedef olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4879542547952580793?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4879542547952580793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/tahrir-meydanndan-ekonomi-notlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4879542547952580793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4879542547952580793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/tahrir-meydanndan-ekonomi-notlar.html' title='Tahrir Meydanı’ndan Ekonomi Notları'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-GVOsKOjUuXc/Te_HdBn9uUI/AAAAAAAACS0/S3lC3bmPvKM/s72-c/m%25C4%25B1s%25C4%25B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2396043965192110862</id><published>2011-05-15T15:23:00.001+03:00</published><updated>2011-05-15T15:24:33.742+03:00</updated><title type='text'>Bankacılar Modern Köleler mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-swgaQbTHXBU/Tc_F_A-oUGI/AAAAAAAACRA/El_9hMapaQU/s1600/modern%2Bk%25C3%25B6le.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-swgaQbTHXBU/Tc_F_A-oUGI/AAAAAAAACRA/El_9hMapaQU/s320/modern%2Bk%25C3%25B6le.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606917747484676194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günümüz iş dünyasında maaşlı çalışanlar için zaman zaman kullanılan genel bir ifade “modern köleler”. En kaba tabirle fikren çalışan ve genelde hizmet sektöründe yer alan beyaz yakalılar için olduğu kadar bedenen çalışan imalat sektöründeki mavi yakalılar için de kullanılması yadırganmıyor bu tabirin. Ancak en çok ilgiyi dışarıdan bakıldığında belki özenilen beyaz yakalılar için kullanıldığında görüyor. Beyaz yakalılar içinde bu tabir ise sıklıkla bankacılar için kullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;Bankacı dendiğinde bir banka şubesinde çalışan kişi akla geliyor. Bankacılar aslında geçmişte de günümüzde de bu tabiri hak eden çalışanlar olagelmiştir hep. Bunun nedenleri eskiden farklıydı şimdilerde ise daha farklı. Bilgisayarların kullanımda olmadığı yahut bu kadar olmazsa olmaz durumda olmadığı zamanlarda bankacıların her türlü işlemi manuel olarak da kağıt kalemle kaydetmek zorunda olmaları iş yüklerini muazzam arttırıyordu. Şimdilerde ise banka patronlarının her yıl karlarını katlanarak arttırmak istemelerinden kaynaklanıyor iş yükü. Daha fazla kar elde edebilmek için daha fazla satış yapılması gerekiyor ve sürekli artan şekilde bunaltıcı satış hedefleri veriliyor banka çalışanlarına. Eskiden satış kadrosuna verilen bu hedefler artık gişeciler için dahi sıradan oldu ve satış hedefi verilmesi işi şubelerdeki güvenlik görevlilerine ve çaycılara kadar geldi. İşin zıvanadan çıktığı yer ise “karlılık hedeflerinin tutması için şu ürünlerden şu kadar satılması gerekiyor, herkes bunları satacak, kime sattığınız nasıl sattığınız hiç önemli değil” zihniyetiyle iş yapılması. Talebi olmadığı halde ekonomik sicili temiz olan kişilere kredi kartı gönderilmesi, dönem sonlarında vadesiz hesabında para bulunan müşterilerin hesaplarından hesap işletim ücreti kesilmesi artık hepimizin sık karşılaştığı durumlar haline geldi. Karlılık hedeflerinin tutması amacıyla etik değerler ayaklar altına alınarak yanıltıcı bilgilerle “tek amaç her şeye rağmen sadece daha fazla satış” haline getirildi. Bu da neden banka ve bankacı kelimeleri artık geniş bir kesimde nefret uyandırıyor sorusunun cevabı aslında. &lt;br /&gt;% 80’i üniversite mezunu olan ve iki yüz bine yakın çalışanın olduğu sektör, üniversiteden yeni mezunlar arasında rağbet görmeye devam ediyor diğer yandan. Yeni mezunların da çalışacakları kurumları dikkatle araştırarak seçmeleri onlara düşen bir görev oluyor bu durumda. Etik dışı işler yapanların ödüllendirildiği, dışarıdan bakanların saat 17’de kapıların kapanmasıyla işin bittiğini sandığı şubeden akşam sekizden dokuzdan önce sadece izin alınarak çıkılabilen, asgari ücret civarında maaşların yaygın olarak görüldüğü bankaları tanıyarak ayıklamaları gerekiyor. &lt;br /&gt;Tüm bu olumsuz tablo içerisinde az da olsa etik değerlere gerçekten bağlı kurumların da olduğunu söylemek gerekiyor. Personelini sürekli saat 19’dan sonra dahi saatlerce çalıştırdığı tespit edilen şube müdürlerinin bu çalışma tarzını terk etmesi gerektiğini söyleyen, onları ikaz eden bir üst yönetimin de olduğunu bilmek bu ortamda sevindirici. Tablonun olumsuz yanındaki işlemler ve kişiler için otoritenin artık daha fazla seyirci kalmaması gerekiyor. Sektör kar hırsıyla o kadar kendinden geçmiş ki yetkili merciler dur demedikçe bu sevimsiz durum devam edecek gibi görünüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2396043965192110862?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2396043965192110862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/bankaclar-modern-koleler-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2396043965192110862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2396043965192110862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/bankaclar-modern-koleler-mi.html' title='Bankacılar Modern Köleler mi?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-swgaQbTHXBU/Tc_F_A-oUGI/AAAAAAAACRA/El_9hMapaQU/s72-c/modern%2Bk%25C3%25B6le.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7080583353853115584</id><published>2011-05-15T14:38:00.001+03:00</published><updated>2011-05-15T14:40:09.369+03:00</updated><title type='text'>KOBİ’ler bankalara teslim, aman dikkat…</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CIPHcGuDuC8/Tc-7ke9jP6I/AAAAAAAACQ4/s3qAfMfNNRs/s1600/kobi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 195px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-CIPHcGuDuC8/Tc-7ke9jP6I/AAAAAAAACQ4/s3qAfMfNNRs/s320/kobi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606906296560467874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler olarak kısaca KOBİ olarak adlandırdığımız işletmelerin bankalardan kullandıkları kredi tutarı Şubat sonu itibarıyla 150 milyar TL’ye dayandı. Bu meblağ geçen yılın aynı dönemine göre % 50’nin üzerinde bir artışa tekabül ediyor. Bu artış ve oranlar bir yandan ekonomik ataletten çıkışımızın göstergesi olarak yorumlanırken diğer yandan da artan hacim korkutucu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok hızlı bir şekilde artan bu hacim korkutucu çünkü KOBİ’ler alanında bizde maalesef her şey Allah’a emanet. Henüz ülkemizde KOBİ ne demektir, hangi işletmeler bu tanıma girer, hangi işletme KOBİ’dir, hangisi değildir sorusuna dahi net bir cevap verebilmek mümkün değil. Avrupa Birliği tanımını baz almaya çalıştığımızda ülkemizdeki hemen hemen tüm işletmeler KOBİ tanımına girdiği için kendi KOBİ tanımımızı kendimiz yapmamız gerekiyor. Bankalar açısından durum o kadar karmaşık değil. Çoğu banka yıllık “resmi cirosu” 5-7 milyon TL’ye kadar olan işletmeleri KOBİ segmentinde değerlendiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOBİ’ler ülkemiz için çok önemli. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rifat İraz hocamızın bir makalesinde özetlediği ifadeyle, “Günümüzde KOBİ’ler, küreselleşmenin yarattığı şiddetli rekabet ortamında ulusal ekonomilerin gelişmesi ve korunması bakımından önemli bir işlev üstlenmektedirler. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde KOBİ’ler, özellikle yarattıkları istihdam olanakları ve sahip oldukları esnek yapılarıyla çevresel değişmelere hızlı tepki vermeleri dolayısıyla ulusal ekonomilerin gelişmesinde ve küresel rekabetin olumsuz etkilerinden korunmasında oldukça etkili bir rol oynamaktadırlar. Bunun yanı sıra, taşıdıkları yerel olma özellikleri itibariyle yabancılaşmayı önlemesi ve orta sınıfı güçlendirmesi gibi rolleri, KOBİ’leri sosyal açıdan da önemli kılmaktadır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOBİ’lerin bankalarla ilişkilerinin artması, buna bağlı olarak kredi hacimlerinin hızlı bir şekilde önemli boyutlara ulaşması noktasında KOBİ’lerin üzülmemeleri için çok dikkatli olmaları gerekiyor. Bu dikkat elbette banka seçiminde gerekiyor en çok. Kullandıkları krediler ticari kredi kapsamında olduğu için tüketici kredilerden farklı olarak büyük bir tehlike içeriyor. Tüketici kredilerinde (bireylerin kullandığı araç, konut vs) vade boyunca banka kredi oranını yasal olarak değiştiremezken ticari kredilerde banka ekonomik koşullara göre kredinin oranını değiştirebilmektedir. Özellikle çalkantılı dönemlerde bankalar patronları çağırarak kredileri revize etmekte, işletmelerin zor duruma düşmelerine neden olabilmekteler. Bundan daha da tehlikelisi ticari kredileri banka istediği zaman geri çağırabilmektedir. Yani kullanılan kredinin taksitleri bitmemişken banka dilediği zaman işletmeden kredi borcunun hepsini hemen kapatmasını yasal olarak isteyebilmektedir. Tüketici kredilerinde yasal olarak imkânsız bir durum iken kriz zamanlarında ticari kredilerde bu sıklıkla karşılaştığımız bir durumdur. Banka ismi vermek yasal olarak maalesef bizi zor durumda bırakacağından hangi bankaların bu tür kötü davranışları alışkanlık edindiğini açıklayamıyoruz. Ancak, daha önce de sözünü ettiğimiz 2008’de patlak veren ekonomik krizde Kayseri’nin göz bebeklerinden 75 yıllık tekstil imalatçısı ve ihracatçısı Karartaş Grubu’nun kredilerini 6 ay erken çağırarak fabrikalarda üretimin durmasına, binlerce insanın işsiz kalmasına ve grubun bir şirketinin haraç mezat icradan satılığa çıkarılmasına neden olan iki özel banka örneği unutulacak gibi değil. İnternetten kısa bir araştırma yaparak sicili temiz olmayan bu bankalardan özellikle uzak durmakta fayda var. Bankaların müşterilerle kredi ilişkisi meşhur tabirle açık havada şemsiye verip yağmur başlar başlamaz şemsiyeyi geri almaktan ibaret. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada katılım bankalarının diğer mevduat bankalarına göre büyük bir avantajı öne çıkıyor. Katılım bankaları çalkantılı bir ortamda dahi ticari kredilerin oranlarını yukarı yönlü revize etmiyorlar ve yine son krizde de teyit edildiği üzere katılım bankacılığı prensipleri gereği ticari kredileri erken çağırmıyorlar. Ticari kredilerin hızla arttığı bir zamanda işletmeler çalışacakları bankaları titizlikle seçmeliler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7080583353853115584?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7080583353853115584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/kobiler-bankalara-teslim-aman-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7080583353853115584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7080583353853115584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/05/kobiler-bankalara-teslim-aman-dikkat.html' title='KOBİ’ler bankalara teslim, aman dikkat…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CIPHcGuDuC8/Tc-7ke9jP6I/AAAAAAAACQ4/s3qAfMfNNRs/s72-c/kobi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6447596779151578783</id><published>2011-04-30T12:02:00.001+03:00</published><updated>2011-04-30T12:06:03.948+03:00</updated><title type='text'>Bankaları zor günler bekliyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-igCrxEspuMg/TbvQ8nFDdLI/AAAAAAAACQw/dA_sDy_YCBM/s1600/bankalar%2Bzorda.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 274px; height: 184px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-igCrxEspuMg/TbvQ8nFDdLI/AAAAAAAACQw/dA_sDy_YCBM/s320/bankalar%2Bzorda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601300301266252978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu seferki zorluk küresel bir krizden ziyade kendi ülkemizin durumundan kaynaklanan tedbirlerden ötürü. Bunların en başında da ekonomik sistem için kötülüklerin başı kabul edilen cari açıktaki önlenemez ve korkutan artış. Cari açık kısaca ülkenin döviz gelirleri ile döviz giderleri arasındaki fark olarak özetlenebilir. Şahıs olarak basitçe giderimizin gelirimizden fazla olması durumundan pek farklı bir durum değil bu. Bizim de ülke olarak temelde ithalat ve kar transferlerinden kaynaklanan ülke dışına giden döviz tutarı yine temelde ihracat, turizm ve yurt dışındaki işçilerimizden gelen paradan fazla olduğu için cari açık tabir ettiğimiz bu tutar sürekli artıyor. Cari açık arttıkça, bu tutar büyüdükçe, kontrol edilebilir olmaktan çıkıyor ve bu durum ülke ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Geçtiğimiz yılın ilk iki ayı toplamında yaklaşık 6 milyar dolara yakın olan bu açık bu yılın ilk iki ayı sonunda ise katlanarak 12 milyar doları aştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bankaları ilgilendiren boyutu da bundan sonra başlıyor. Giderlerimizden en önemli kalem petrol ürünlerine harcadığımız para. Petrol ürünlerinin fiyatları arttıkça enerji bakımından büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülke olarak ödemek zorunda kaldığımız tutar da artmakta. Bu bizim kontrol edemeyeceğimiz ve tedbir alarak kısa vadede azaltamayacağımız bir harcama. Ancak diğer ithal malların ithalatını azaltabilmek için bazı tedbirler alınabilir. Otorite de bu yönde bir takım tedbirler almaya başladı. Bu tedbirler özellikle bankacılık sektörünün nefesini kesecek ölçüde sert. Öncelikle vatandaşın bankalara yatırdığı TL mevduatın Merkez Bankası’na yatırılması gereken oranları arttırıldı. Bu oran seri artırımlar başlamadan önce sadece %5-%6’lar civarındaydı ve üstelik bankalara bu paralar karşılığında faiz ödüyordu Merkez Bankası. Bu oran aylar içinde %16’ya kadar çıkarıldı ve artık bankalara Merkez Bankası’na yatırmak zorunda oldukları bu paralar için faiz ödenmemeye başlandı. Bununla yapılmak istenen temel şey bankaların sahip oldukları para miktarını azaltarak kredi vermelerini azaltmak idi. Çok kredi kullanımı çok tüketim, yeterli üretim yapamadığımız için de çok tüketim ithalat demek. Bankaların kredi vermelerini yavaşlatarak ve hatta azaltarak ithalat frenlenmek isteniyor. İthalat frenlenince de hesaplara göre yurt dışına giden döviz miktarı azalacak ve cari açık kısmen de olsa kontrol altına alınabilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hesabın tutup tutmayacağını şimdiden söylemek zor. Ancak erken bir gözlemle mevcut durumun hiç de arzu edilen şekilde gelişmediği söylenebilir. Bankaların kredi hacimleri geçen yıl ikinci ay sonu itibarıyla 405 milyar TL iken bu yılın ikinci ayı sonunda ise 550 milyar TL’yi aştı. Mevduatın maliyetinin artış trendine girmesi, kredi oranlarında ise bankaların gözle görülür bir artış yapmaması bankaların karlılıklarını oldukça düşürmeye başladı. Bu yılın şubat sonu karlılıkları ile geçen yılın şubat sonu karlılıklarına bakıldığında bankacılık sektörünün karı 3,5 milyar TL’den, artmak bir yana, 3 milyar TL’ye düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz erken de olsa, bu haliyle alınan tedbirlerin kredi hacmini ve beklendiği gibi ithalatı, cari açığı azaltmayacağını, sadece bankaların karlılığını düşüreceğini söylemek mümkün. Seçim dolayısıyla şimdilik sadece bankacılık sektörüne getirilen ve onlar için can yakıcı olan buna benzer tedbirleri seçimden sonra diğer sektörlerde de görmek sürpriz olmayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6447596779151578783?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6447596779151578783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/bankalar-zor-gunler-bekliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6447596779151578783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6447596779151578783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/bankalar-zor-gunler-bekliyor.html' title='Bankaları zor günler bekliyor'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-igCrxEspuMg/TbvQ8nFDdLI/AAAAAAAACQw/dA_sDy_YCBM/s72-c/bankalar%2Bzorda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4109797046545044477</id><published>2011-04-23T13:01:00.002+03:00</published><updated>2011-04-23T13:19:44.436+03:00</updated><title type='text'>“Beni ispiyonlar mısınız?”</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2yXGLNRGNvk/TbKkLt4ZoDI/AAAAAAAACQo/NYK_Tj6eKPg/s1600/ihbar.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 229px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-2yXGLNRGNvk/TbKkLt4ZoDI/AAAAAAAACQo/NYK_Tj6eKPg/s320/ihbar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5598717807976620082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kayıt dışılığın hayli yüksek olduğu ülkemizde bankacılara sorulan yahut sorulmak istenilen sık sorulardan biridir: “para yatıracağım, para transferi yapacağım ama bunu Maliye’ye bildirmek zorundaymışsınız diye duydum, doğru mu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar hakkında söylenebilecek ilk özellik bu kurumların bir güven müessesesi olduğudur, olması gerektiğidir. Müşterinin işlemleri hakkında müşterinin onayı olmadan hiç kimseyle ve hiçbir kuruluşla bilgi paylaşımı yapılmaz. Bunun istisnaları hakkında şunları söyleyebiliriz. Uygulamada durum şöyledir: ortada apaçık bir kanuni suç yok ise banka müşterinin işlemleri hakkında durduk yerde hiç kimseye hiçbir kuruluşa bilgi vermez. Ancak yetkili resmi bir merciden yazılı bir şekilde bilgi istendiğinde hesaplar hakkında bilgi verilir. Resmi bir merciden talep gelmediği halde bankaların bildirim yaptığı istisnai bir durum vardır. Bankalar özellikle hesaba yatan paraların bir suç işlenerek kazanıldığından şüphelenir ise bu işlemi derhal Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu’na (MASAK) bildirmek zorundadırlar. Nitekim geçtiğimiz 2010 yılında bankalar yaklaşık 10 bin adet şüpheli işlemi MASAK’a bildirdiler. Kurul, gelen bildirimleri tek tek inceleyerek gerekli aksiyonları almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok karşılaşılan yanlış algılama ise bu Kurul’un sadece vergi kaçıran kişilerin-kurumların takibatını yaptığının sanılmasıdır. MASAK’ın temel iki görevi, temel stratejik hedefi vardır. İlki, suç gelirlerinin aklanmasını önlemek, ikincisi ise terörün finansmanını önlemektir. Bu durumda bankalar müşterinin parasal işlemlerine konu olan bu paranın bir suç işlenerek elde edildiğinden şüpheleniyorsa, söz gelimi eroin ticaretinden, silah kaçakçılığından, baskı ve korkutma yoluyla kazanıldığından şüpheleniyorsa, bildirim yapmak zorundalar. Genelde de bankalar şu durumlarda Mali Suçları Araştırma Kurulu’na bildirim yaparlar: Dikkat çekecek biçimde yüksek tutarlı nakit çekme veya yatırma işlemlerinde bulunulması. Milyonlarca TL’nin çantalarla çuvallarla şubeye getirilerek yatırılmak istenmesi gibi. Müşterinin mali profili ile gerçekleştirdiği işlem arasında makul bir ilişki veya orantının bulunmaması durumunda da banka bu işlemi MASAK’a bildirmek zorundadır. Daha önce öğretmen olduğunu beyan etmiş bir müşterinin milyonlarca TL hesap hareketi olması gibi. Müşterinin beyanları, ibraz ettiği belgeler, davranışları ile fiili durum arasında tutarsızlıklara rastlanılması, makul açıklaması bulunmayan işlemlerin gerçekleştirilmesi durumunda da banka bu işlemleri bildirmek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların haricinde bankalar her müşteri profili için makul sayılabilecek meblağların vergisinin ödenip ödenmediği ile ilgili bir takibat yapmazlar, bu tür sıradan işlemleri de vergi dairelerine vs bildirmezler. Sadece herhangi bir nedenle yetkili resmi mercilerden gelen yazılı bilgi taleplerine cevap vermek zorundadırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4109797046545044477?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4109797046545044477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/beni-ispiyonlar-msnz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4109797046545044477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4109797046545044477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/beni-ispiyonlar-msnz.html' title='“Beni ispiyonlar mısınız?”'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-2yXGLNRGNvk/TbKkLt4ZoDI/AAAAAAAACQo/NYK_Tj6eKPg/s72-c/ihbar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3597340328264550945</id><published>2011-04-15T20:50:00.002+03:00</published><updated>2011-04-15T20:50:54.200+03:00</updated><title type='text'>Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qzKwBNEiEJY/TaiFZXaWDGI/AAAAAAAACQg/uoOxOHAr_dM/s1600/bes.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 259px; height: 194px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qzKwBNEiEJY/TaiFZXaWDGI/AAAAAAAACQg/uoOxOHAr_dM/s320/bes.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595869207835577442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki bir yazımızda kısaca bahsettiğimiz Bireysel Emeklilik Sistemi hakkında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme oldu. Esasında önemli bir çarpıklık giderilmiş oldu bu düzenleme ile. Türk Vergi Sistemi duayeni hocam Prof. Dr. Şükrü Kızılot’un yıllardır yazılarıyla, konuşmalarıyla gündemde tutup bu çarpıklığın giderilmesine dair çabaları sonuç vermiş oldu sonunda. Sisteme girip 10 yıl prim ödeme süresini doldurmadan sistemden ayrılanlardan kesilen %15 stopajın anaparadan kesilemeyeceğine hükmetti son karar merci olan Danıştay. Resmi Gazete’de de yayımlanan bu kararın önemi büyük. Bu kararın ne ifade ettiğini basit bir örnekle açıklamak gerekirse, 5 yıl boyunca aylık 200 TL prim ödeyen birinin 12 bin TL anaparası birikir, %30 da portföy getirisi olduğunu varsayarsak 3 bin 600 TL ile birlikte toplam 15 bin 600 TL birikimi olur. Kişi bu sürenin sonunda Bireysel Emeklilik Sistemi’nden ayrılmak istediğinde biriken 15 bin 600 TL toplam tutar üzerinden %15 stopaj kesiliyordu. Danıştay’ın bu kararından sonra 12 bin TL anaparadan her hangi bir kesinti yapılamayacak, sadece portföy getirisi olan 3 bin 600 TL’den kesinti yapılacak. Bugüne kadar bu örnekteki gibi bir katılımcıdan sistemden 10 yıldan önce ayrılmak istediğinde yaklaşık 2 bin 400 TL stopaj kesilirken bundan sonra sadece yaklaşık 550 TL kesilecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sistemden ayrılışı, teşvik edici denemese bile, kolaylaştırıcı bir etkisi olacağı tartışmalı. Esasen uzun soluklu bir tasarruf aracı olması planlanan sistemden ayrılmayı kolaylaştırıcı bir uygulama gibi de yorumlanabilir bu karar. Otorite mahkeme kararına direnmeyecektir ancak sistemden erken ayrılma durumunda başka yaptırımlar getirmesi de mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireysel Emeklilik Sistemi hakkında bu sisteme girmeli miyim, avantajım olur mu yoksa bu da bir çeşit kandırmaca tuzak mı gibi sorular çok sık karşılaştığımız sorular. Bu sorulara verilebilecek en özet cevap şudur: Bu sisteme girmek için iki nedeniniz olmalıdır. İlki, bu sistemin en büyük avantajı vergisel avantajdır. Şayet kayıt altında maaşlı bir çalışansanız, yahut tüm ekonomik faaliyetleri kayıt altında olan ticaretle uğraşan bir kişiyseniz vergisel avantajdan yararlanmak için bu sistem dünyanın hiçbir yerinde olmayan vergisel avantajlar sunmaktadır, sistem dışında kaldığınız her ay zararınızadır. Sisteme girmek için ikinci ve son neden, düzenli bir geliriniz olduğu halde düzenli olarak tasarruf edemiyor musunuz, maaşınızdan gelirinizden her ay az ya da çok belli bir miktarı biriktiremiyor musunuz, düşünmeyin, bu sisteme girin. Bu iki nedene de sahip değilseniz, yani kayıt altında çalışmayıp vergisel avantajdan da yararlanamayacaksanız yahut ne olursa olsun zaten her ay düzenli olarak az çok kendiniz birikim yapabiliyorsanız bu sisteme girmeyin. Sistemin güvenilirliğinden endişeniz olmasın, sistem Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kontrol edilmekte ve denetim altında tutulmakta. Siz sadece yukarıda belirttiğimiz üzere kendi durumunuzun sisteme uygun olup olmadığını belirleyin ve kararınızı ona göre verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem hakkında ayrıntılı bilgileri Emeklilik Gözetim Merkezi internet sitesinden edinebilirsiniz (egm.org.tr)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3597340328264550945?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3597340328264550945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/bireysel-emeklilik-sistemi-bes.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3597340328264550945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3597340328264550945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/bireysel-emeklilik-sistemi-bes.html' title='Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qzKwBNEiEJY/TaiFZXaWDGI/AAAAAAAACQg/uoOxOHAr_dM/s72-c/bes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6239807800097305521</id><published>2011-04-09T12:44:00.001+03:00</published><updated>2011-04-09T12:45:55.209+03:00</updated><title type='text'>Bankalara yolunuz düşüyorsa bu ekranı mutlaka kullanın…</title><content type='html'>Bankaların ürün ve hizmetlerinin fiyatlamasında çok farklı farklı rakamlarla karşılaşmak mümkün. Yılda 70 TL hesap işletim ücreti alan bankanın yanı sıra hiç hesap işletim ücreti almayan banka da var. Aynı ürünlerin aynı hizmetlerin fiyatları arasında %100’ü aşan meblağlar çok yaygın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün ve hizmetlerin birçoğunda keyfi bir fiyatlama yapmak bankaların kanunen hakları. 2006 yılına kadar kredi kartlarında da aynı durum söz konusuydu ki Merkez Bankası müdahale edip kredi kartlarında azami faiz oranları belirlemeye başladı. O tarihten bu yana kredi kartlarındaki faiz oranları bir nebze dizginlenebilmiş oldu ancak geçen hafta bahsettiğimiz üzere başta Kredili Mevduat Hesapları olmak üzere otoritenin el atması gereken düzenlemesi gereken birçok husus var. Otorite müdahale etmeyip düzenleme yapmadıkça bankaların hizmet ve ürünlerinde fahiş fiyatlamalarından kurtulmak oldukça zor görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yahut benzer ürün ve hizmetleri daha makul fiyatlarla sunan bankalar varken pahalısını kullanmak durumunda kalanların ve bundan şikâyetçi olanların belki şimdiye kadar haklı sayılabilecek bir mazeretleri vardı. Bu mazeret çok sayıda banka ve çok farklı sayıda ürün hizmetin fiyatlarını güvenilir bir şekilde karşılaştırma yapmak imkânının olmayışıydı. Geçtiğimiz günlerde çok önemli bir gelişme oldu ve bankaların patronu olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 1 Nisan’dan başlamak üzere tüketicilerin bu ihtiyacını giderecek bir ekranı kullanıma açtı. Başlangıç olarak ilk 3 ay boyunca test amaçlı kullanılacak bu ekran 1 Temmuz 2011’den itibaren kesin bilgilerle faaliyete devam ediyor olacak. Türk Bankacılık Sisteminde faaliyette olan tüm mevduat bankalarının, katılım bankalarının ve yatırım bankalarının para transferlerinden kiralık kasalara, hesaplardan kesilen ücretlerden ATM kullanım ücretlerine kadar hemen hemen her kalemde tüketicilerden ne kadar masraf-komisyon aldıkları bilgisine bu ekrandan ulaşılabileceğiz. Tüm bankaları, verdikleri hizmetlerin ve sundukları ürünlerin fiyatları konusunda birbirleriyle kıyaslama yapmak imkânını tüketicilere sunmuş oluyor BDDK bu uygulama ile. Bankaların burada yayınlanan fiyat ve oran bilgilerinin kesinlikle en güncel ve doğru veriler olması tüketicilerin bankalarla olan ilişkilerinde çok önemli bir basamak olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDDK, Merkez Bankası’nın 2006’da kredi kartı faizlerine müdahale ettiği gibi bankaların diğer ürünlerdeki ücret ve faizlerine direkt müdahale etmiyor. Ancak bu uygulamanın tüketicilerin kullanımına açılması, tüketicilerin banka-ürün kullanım alışkanlıklarını zamanla onlara sorgulatabilir. Şimdilik BDDK’nın bankaların fiyatlamalarıyla ilgili yapacağı şey bununla sınırlı kalacak gibi. Bundan sonrası tüketicilerin bilinçlenip kaliteli hizmeti ve ürünleri makul fiyatlarla sunan kurumları tercih etmelerine kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ebulten.bddk.org.tr/TuketiciVerileri/Comp/Comp.aspx"&gt;http://ebulten.bddk.org.tr/TuketiciVerileri/Comp/Comp.aspx&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6239807800097305521?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6239807800097305521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/bankalara-yolunuz-dusuyorsa-bu-ekran.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6239807800097305521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6239807800097305521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/bankalara-yolunuz-dusuyorsa-bu-ekran.html' title='Bankalara yolunuz düşüyorsa bu ekranı mutlaka kullanın…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3913463619463730035</id><published>2011-04-01T23:03:00.001+03:00</published><updated>2011-04-01T23:06:29.993+03:00</updated><title type='text'>KMH’lar kredi kartlarına rahmet okutacak</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WgDd946eLRA/TZYwOyI4e1I/AAAAAAAACP8/FZoqy1dLUsI/s1600/tcmb.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 270px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-WgDd946eLRA/TZYwOyI4e1I/AAAAAAAACP8/FZoqy1dLUsI/s320/tcmb.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5590709017962380114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2001 krizini takip eden yıllarda çok fazla sayıda kredi kartı mağduru vatandaşımız büyük zorluklar yaşadılar. Merkez Bankası’nın henüz kredi kartı faizlerini sınırlamadığı zamanlarda, zaten insafsız olan piyasa faizlerinin 2-3 katı faizi bankalar kredi kartlarına -%8’e yakın aylık faiz- işlettiler ve işinden gücünden olmuş kredi kartından nakit çekmek zorunda kalmış çok kişinin hayatlarını zora soktular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 yılına kadar yetkili merciler bütün olanları tabiri caizse sadece seyrettiler. Çok canlar yandıktan sonra nihayet 2006 yılında kredi kartları kanunu çıkarıldı. Bu kanunla sektör lideri bankaların aralarında gayrı resmi şekilde anlaşarak keyiflerince belirledikleri faiz oranlarına dur denmeye başlandı ve 2006 yılından beri kredi kartı faizleri aylık %5,75’ten başlayarak düşürülmeye başlandı. En son geçtiğimiz 24 Mart’ta bu oranları %2,12’ye düşürdü Merkez Bankası. Kredi kartı faizlerinin düşmesi bankaları bundan sonra kredi kartlarından daha da yüksek yıllık ücretler almaya itecek. Bugün 50 milyona dayanan kredi kartlarından bankaların ciddi tutarlarda yıllık üyelik ücreti almaya başlamasının 2006’daki kredi kartları kanunun çıkış sürecine denk gelmesi tabi ki tesadüf değil. Faiz oranları düşmeye başlar başlamaz akla gelen ilk çözümdü kartlardan yüksek tutarlarda “yıllık üyelik ücreti” alınması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası, kanundan kaynaklanan yetkisini tüketiciyi korumak amaçlı elinden geldiğince kullanmaya çalışıp kredi kartı faiz oranlarını düşürse de bankalar bunu telafi etmek için iki tür çıkış yolu stratejisi izliyorlar. Bu iki strateji temelde kredi kartlarını farklı şekilde kullanan iki grup tüketiciye göre şekilleniyor. İlki, bankaların en sevmediği kart kullanıcılarına, yani kredi kartlarını sadece ödeme amacıyla kullananlara yönelik. Her ay kredi kartını kullanıp dönem sonunda harcadığı tutarın hepsini ödeyenlerden yüksek kart ücretleri alınmaya devam edecek. İkinci strateji ise bankaların en sevdiği müşterilere, yani karttan harcama yapıp, harcadığı tutarın hepsini ödeyemeyenler ve bunu zaten kredilendirdiği yetmiyormuş gibi karttan nakit çekim yapanlara yönelik. Bankalar “nakit çekim ücreti” ile düşük gibi görünen faizlere gizli maliyet bindirseler de bu tüketici grubunu Kredili Mevduat Hesaplarına (KMH) yönlendirmeye çalışıyorlar yoğun şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otorite, kredi kartları faizlerini sınırlandırmış olsa da bugün kredili mevduat hesaplarının faizlerini bankalar tamamen keyiflerince belirliyorlar. Daha doğrusu bankacılık sektöründeki hizmet fiyatlamasına temel teşkil eden lideri izleme stratejisi uygulanıyor. Yani büyük bankalar neredeyse yıllık enflasyon oranı kadar faizi sadece 1 ayda kredili mevduat hesabından nakit çeken müşterilerden tahsil ediyorlar. Büyük bankaların belirlediği bu insafsız oranlar da diğer orta ve küçük bankalara örnek teşkil ediyor ve neredeyse tüm bankalar bu yüksek oranları uyguluyorlar. Bu insafsız uygulama otorite dur diyene kadar, tıpkı kredi kartlarında olduğu gibi, maalesef sürecek gibi görünüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3913463619463730035?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3913463619463730035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/kmhlar-kredi-kartlarna-rahmet-okutacak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3913463619463730035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3913463619463730035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/kmhlar-kredi-kartlarna-rahmet-okutacak.html' title='KMH’lar kredi kartlarına rahmet okutacak'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-WgDd946eLRA/TZYwOyI4e1I/AAAAAAAACP8/FZoqy1dLUsI/s72-c/tcmb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1076809528799151534</id><published>2011-04-01T23:02:00.001+03:00</published><updated>2011-04-01T23:02:39.951+03:00</updated><title type='text'>Hazine’ye yük olan bankalardan kurtulduk derken…</title><content type='html'>Hazine Müsteşarlığı’nın görev tanımlarından en çok bilineni sanırım yabancı ülkelerden ve kuruluşlardan Türkiye Cumhuriyeti adına borç alıp bunların geri ödeme sürecinin yönetilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte Hazine’nin sürekli borçları gündeme gelirken alacaklarından ise nedense pek bahsedilmez. 21 Mart Pazartesi günü T.C.Hazine Müsteşarlığı Şubat sonu itibarıyla alacak verilerini yayınladı. Hazine’nin alacağı halkın alacağı, Hazine’nin borcu halkın borcudur, bizim borcumuzdur.&lt;br /&gt;Yayınlanan son güncel verilerden görüyoruz ki, zamanında banka kurup halktan topladıkları mevduatı kendi şirketlerine aktaranların halka iade etmesi gereken paraları nasıl hazineye yük olduysa şimdi de belediyeler hazineye yük olmaya başladı. Doğrudan Hazine’den borç alıp yahut Hazine kefaleti ile yurtdışından borçlanıp bu borçlarını ödemeyen belediyelerin tüm bu borçlarını Hazine ödüyor, hepimiz ödüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistem o kadar rayından çıktı ki ödemek için yıllardır uğraştığımız didindiğimiz IMF’ye olan borçlarımız kadar bir parayı 10-15 belediye hazineye borç olarak “taktı”. Evet, Hazine’nin IMF’ye kalan borcu kadar da sadece 10-15 belediyeden gecikmiş alacağı var. Belediyeler yükümlülüklerini yerine getirip Hazine’ye bu gecikmiş borçlarını ödeseler o parayla IMF borcumuz bugün sıfırlanmış oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazine’ye gecikmiş borcu olan belediyelerin başında ASKİ’siyle EGO’suyla Ankara Büyükşehir Belediyesi geliyor, 5 milyar TL’ye yakın hazineye gecikmiş borç var. İzmit Belediyesi’nin 2 milyar TL’ye yakın gecikmiş borcu var Hazine’ye. Didim Belediyesi’nden Bandırma Belediyesi’ne bunun gibi on kadar belediyenin daha, ama az ama daha çok, Hazine’ye gecikmiş borcu var. Bunlardan belki meblağı düşük olanlar borçlarını ödeyebilir ama artık Milyar TL seviyesine ulaşmış olanların borçlarını ödeyemeyeceği malum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belediyelerin Hazine’den alıp veya Hazine’yi kefil gösterip yurt dışından alıp ödemediği bu borçlarının hepsini maalesef Türkiye’nin dört bir yanındaki esnaf, ücretli çalışan, emekli… vergileriyle ödeyecek.&lt;br /&gt;Yıllarca Hazine’nin sırtına yük olmuş bankalardan kurtulduk derken bazı belediyeler zamanın bankalarını aratmayacaklar gibi görünüyor. Daha yakın geçmişte fona devredilen bankaların milyarlarca borcunu bu halk ödedi vergileriyle. Artık kimse kimsenin borcunu ödemek zorunda kalmasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1076809528799151534?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1076809528799151534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/hazineye-yuk-olan-bankalardan-kurtulduk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1076809528799151534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1076809528799151534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/hazineye-yuk-olan-bankalardan-kurtulduk.html' title='Hazine’ye yük olan bankalardan kurtulduk derken…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1508553205368900619</id><published>2011-04-01T23:00:00.000+03:00</published><updated>2011-04-01T23:01:15.988+03:00</updated><title type='text'>2010’da hangi banka ne yaptı?</title><content type='html'>Bankaların bağımsız denetim raporları –HSBC hariç- geçtiğimiz hafta açıklandı. Şube sayısı 100’ün üzerinde olan toplam 17 adet mevduat ve katılım bankalarının verileri incelendiğinde Fortis, ING, Denizbank, Bank Asya ve Vakıfbank hariç hepsinin net karlılıklarını arttırdığını gördük. (Konsolide olmayan finansal tablolara göre) Net kar performanslarına göre bankalar incelendiğinde, şube başına 2 milyon TL net karı geçebilen altı banka oldu, sırasıyla: Garanti, Akbank, Halkbank, bir zamanların rekor zararlar açıklayan kamu bankası Ziraat Bankası, İş Bankası ve Yapı Kredi. Şube başına 1 milyon TL net karın altında kalan ise beş banka oldu 2010’da, bunlar: Fortis, ING, Şekerbank, TEB ve Denizbank. Şube başına 1 milyon TL ile 2 milyon TL net kar elde eden ise altı banka oldu, sırasıyla: Vakıfbank, Finansbank, Bank Asya, Albaraka, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karlılık miktarı ve bunun artışı/azalışı kadar bu karlılığın esas kaynağını gösteren faaliyet gelirleri/giderleri toplamı da banka kar performanslarının ölçümünde önemli ve mutlaka detaya inilmesi gereken bir kalem. Bankanın esas faaliyet konularından para kazanıp kazanmadığının tespiti, görünen karlılığın esas kaynağına odaklanılması açısından bankaların faaliyet gelirlerindeki giderlerindeki değişimler dikkatle incelenmekte. Bu değişimler açısından bankalara baktığımızda 17 mevduat ve katılım bankasından sadece 7 tanesinin faaliyet gelirlerini arttırabildiğini, 10 tanesinin ise faaliyet gelirlerinin 2009’a göre gerilediğini görüyoruz. Faaliyet gelirlerini artırabilenler sırasıyla Halkbank, Kuveyt Türk, TEB, Yapı Kredi, Finansbank, Albaraka ve Vakıfbank. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankaların topladığı altın miktarlarında da önemli bir artış oldu 2010 yılında. 2009 sonunda 1,2 milyar TL’lik altın varken bankalarda, 2010 sonunda altın miktarı katlanarak 2,5 milyar TL’ye yaklaştı. Bu artışın bir kısmı altının değer artışından kaynaklanmış olsa da fiyat artışı etkisini sıfırlarsak miktar bazında baktığımızda bankalardaki altının ton bazında yaklaşık %50 arttığını söyleyebiliriz. Böylece bankalardaki altının değeri -resmi kuruluşların mevduatını çıkardıktan sonra- tüm mevduatın binde 4’üne ulaşmış oldu. Altın bankacılığında en iddialı bankalar 473 milyon TL’lik altınla Halkbank, 469 milyon TL’lik altınla Garanti, 452 milyon TL’lik altınla Kuveyt Türk, 344 milyon TL’lik altınla Yapı Kredi ve 336 milyon TL’lik altınla İş Bankası ön plana çıkıyor. Bu sayılan bankalar, sektördeki tüm altının yaklaşık %83’üne sahipler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 kredilerde frene basılan bir yıl olacak. Dahası, kullandırılabilen kredilerden elde edilecek gelirler de çok düşük olacağı için bankaların toplam net karlılıklarında gerilemeler görmek sürpriz olmayacak. Bunu telafi edebilmek için bankaların Bireysel Emeklilik, POS, Kredili Mevduat Hesapları gibi karlı ürünlerin satışına ağırlık vereceklerini ve kredi kartı, hesap işletim ücreti gibi gelir kaynaklarına daha fazla eğileceklerini öngörmek mümkün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1508553205368900619?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1508553205368900619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/2010da-hangi-banka-ne-yapt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1508553205368900619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1508553205368900619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/04/2010da-hangi-banka-ne-yapt.html' title='2010’da hangi banka ne yaptı?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-5186687794198387496</id><published>2011-03-03T20:54:00.001+02:00</published><updated>2011-03-03T20:57:55.356+02:00</updated><title type='text'>2 yıl aradan sonra zirve yine bize kaldı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-rPzgmApRWTk/TW_kqSx_QxI/AAAAAAAACP0/-30iWWAXoHE/s1600/enflasyon.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 252px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-rPzgmApRWTk/TW_kqSx_QxI/AAAAAAAACP0/-30iWWAXoHE/s320/enflasyon.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579929878582477586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nü (OECD) oluşturan 34 ülke arasında enflasyonu en yüksek ülke 2 yıl aradan sonra yine biz olduk. &lt;br /&gt;İzlanda’nın içinde bulunduğu kriz nedeniyle 2009 ve 2008 enflasyon şampiyonu bu ülke idi ancak 2010 itibarıyla enflasyonla mücadele oldukça başarılı bir yıl geride bıraktılar. Enflasyonda bizden sonra İzlanda ikinci, Endonezya ise üçüncü sırada yer aldı 2010 verilerine göre. &lt;br /&gt;Hazine Kontrolörleri Derneği’nin derlediği verilere göre ülkemizin 1993-2002 yılları arası ortalama enflasyonu(TÜFE) %70 iken 2010 yılı sonu itibarıyla bu oran son 41 yılın en düşük değerine -%6,40- indi.. Enflasyonda 2011 hedefi %5,5 iken 2012 yılı hedefi ise %5. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enflasyon oranları açıklandıktan sonra bu oranların yorumlanmasına ilişkin yaygın bir şekilde hatalı değerlendirmeler, yorumlar yapıldığını görüyoruz. En yaygın yapılan hatalı yorum ise enflasyon oranlarının düştüğü açıklandığında fiyatların neden düşmediğinin sorgulanmasıdır. &lt;br /&gt;Enflasyonun düşmesinden anlaşılması gereken şey fiyatların düşmesi değildir, fiyatların artış hızının azalmasıdır sadece. Yani 100 lira olan mal eskiden 1 sene sonra 120 olurken artık 100 lira olan mal 1 sene sonra 105 lira oluyorsa enflasyon düşmüş demektir en basit anlatımıyla.&lt;br /&gt;Enflasyondan anlaşılması gereken fiyatlar genel seviyesindeki artış oranıdır.&lt;br /&gt;“Aylık enflasyon %1”dendiğinde anlaşılması gereken şey, genel olarak ülkedeki fiyatların geçen aya göre %1 arttığıdır. “Yıllık enflasyon %10” dendiğinde ise ülkedeki fiyatların geçen yıla göre %10 arttığı anlaşılır. Enflasyon oranlarındaki artış-azalış endeksleri Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile ölçülmekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜFE, biz tüketicilerin satın aldığı mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki genel değişiklikleri ölçer. ÜFE ise Ekonomide üretim faaliyetinde yer alan maddelerin fiyatlarındaki değişiklikleri toptancı aşamasında ölçmekte.&lt;br /&gt;Yaşadığımızı istikrar sürecinde enflasyonun çift hanelerden tek hanelere inmesi çok zor olmadı enflasyonla mücadele açısından. Asıl zorluk tek hanelere inmiş olan oranın daha da aşağılara çekilmesi, yani asıl zorluk bundan sonraki süreçte. Nitekim TÜFE 2009’da %6,53 iken 2010 yılında sadece %6,40’a kadar düşürülebildi. ÜFE ise 2009’da %5,93 iken 2010 yılında %8,87’ye çıktı. Önümüzdeki süreçte enflasyonla çetin bir mücadele dönemi bizi bekliyor. Umuyoruz ki gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin enflasyon oranları listelerinde bundan sonra zirvelerde değil en azından orta sıralarda oluruz. &lt;br /&gt;Yazıdaki enflasyonla ilgili teknik bilgilere “TCMB-Enflasyon Kitabı”ndan ulaşılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-5186687794198387496?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/5186687794198387496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/03/2-yl-aradan-sonra-zirve-yine-bize-kald.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5186687794198387496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5186687794198387496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/03/2-yl-aradan-sonra-zirve-yine-bize-kald.html' title='2 yıl aradan sonra zirve yine bize kaldı'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-rPzgmApRWTk/TW_kqSx_QxI/AAAAAAAACP0/-30iWWAXoHE/s72-c/enflasyon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3444762960789927132</id><published>2011-02-24T21:09:00.001+02:00</published><updated>2011-02-24T21:11:38.270+02:00</updated><title type='text'>Bankalarda biriken altın 2,5 Milyar TL’ye yaklaştı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-36z6UjH_tw0/TWatXJHT0gI/AAAAAAAACPs/NumOCCDcp6I/s1600/gold.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-36z6UjH_tw0/TWatXJHT0gI/AAAAAAAACPs/NumOCCDcp6I/s320/gold.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577335801640112642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bankalar 2010 yılına ait bağımsız denetim raporlarını açıklamaya başladılar. Raporlarda en dikkat çekici husus bilanço dipnotlarından görülebileceği gibi kıymetli madenler kalemi. 2007 sonunda Katılım Bankaları dâhil sektördeki tüm bankalarda 164 milyon TL’lik altın varken, 2008 sonunda bu rakam 355 milyon TL’ye, 2009 sonunda 1 milyar 220 Milyon TL’ye, geçtiğimiz yılsonu itibarıyla ise tam 2 milyar 400 milyon TL’ye dayandı. Genel olarak kabul görmüş ülkelerin para birimlerine olan güvensizlik, zaman zaman bu güvensizliğin tavan yapması altına talebi sürekli arttırmakta. Altın analistlerine bakılırsa bu talebin içinde bulunduğumuz yılda da artarak devam etmesi öngörülüyor. &lt;br /&gt;Bankalarda biriken altın miktarının artması sevindirici. Kıymetli maden hesapları sisteminin olmadığı bir ortamda bugün bu hesaplardaki 2,5 milyar TL’lik birikimin en azından bir kısmı muhtemelen kayıt dışı olarak “yastık altı” tabir ettiğimiz şekilde değerlendirilecekti. Gelişmekte olan ülkelerin önündeki en büyük engel olan kayıt dışılık açısından sevindirici bir gelişme.&lt;br /&gt;Bankalardaki 2,5 milyar TL’lik altının yaklaşık %85’i sadece şu bankalarda: Halk Bankası, Garanti Bankası, Yapı Kredi, İş Bankası ve Kuveyt Türk. Tasarrufa imkânı olup tercihini altından yana kullanan kişilerin bankalardaki altın hesapları tercih etmelerinin birçok nedeni var. Daha önceki bir yazımızda kısmen değindiğimiz bu avantajların en başta geleni güvenlik. Evde fiziki altın muhafaza etmenin riskleri herkesçe malum. Kaydi altın alarak güvenli bir ortamda altınların muhafazası, yatırımcıların tercih nedenlerinin en başında gelen sebeplerden biri. Altın alım satım fiyatları arasındaki farkın çok düşük olması da bu hesapların tercih edilme sebepleri arasında başlarda geliyor. Bankadan bankaya değişmekle birlikte bu fark 1 gram altında 50 Kuruşa kadar düşebiliyor. Altın Borsasında muhafaza edilen bu altınlar saf külçe altın olduğu için her hangi bir işçilik maliyeti söz konusu değil. Alım satımlardaki farkın bu kadar az olmasındaki temel etkenlerden en önemlisi de bu. Devletin mevduata verdiği güvencenin altın hesapları da kapsaması bu hesaplar hakkında oluşabilecek güven hakkındaki soruları da gideriyor. Fiyat dalgalanmalarında internet sitesinden yahut telefonla anında satış ve altının değer artışından kaynaklanan kazançların vergiden muaf olması tasarruf sahiplerini cezbeden diğer önemli faktörler.&lt;br /&gt;Bu hesaplar için en dikkat edilmesi gereken şey ise bankaların “hesap işletim ücreti”, “kıymetli maden portföy değerlendirme komisyonu” vb isimler altında yapabilecekleri kesintiler. Altın hesap açtırmadan önce ne isim altında olursa olsun kıymetli maden hesaplarından hiçbir kesinti yapılmayacağı hakkında taahhüt alınmalıdır. “Emtia Yılı” olması beklenen içinde bulunduğumuz bu yılda altına tasarruf etmeyi planlayanlar için kısa ama önemli bilgiler… Son dört yıldaki performansına bakılırsa -fiyat artışı faktörünü de göz önüne alarak- 2011 sonunda bankalarda biriken altının 5 milyar TL’lik bir değere ulaşması sürpriz olmayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3444762960789927132?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3444762960789927132/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/bankalarda-biriken-altn-25-milyar-tlye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3444762960789927132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3444762960789927132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/bankalarda-biriken-altn-25-milyar-tlye.html' title='Bankalarda biriken altın 2,5 Milyar TL’ye yaklaştı'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-36z6UjH_tw0/TWatXJHT0gI/AAAAAAAACPs/NumOCCDcp6I/s72-c/gold.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-8638297353259911125</id><published>2011-02-19T12:42:00.001+02:00</published><updated>2011-02-19T12:46:14.520+02:00</updated><title type='text'>Bunlar bizim düşmanımız mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QpS15QdNFTA/TV-fb0Bx8RI/AAAAAAAACPk/bm_YMGdzP6Q/s1600/ratin.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-QpS15QdNFTA/TV-fb0Bx8RI/AAAAAAAACPk/bm_YMGdzP6Q/s320/ratin.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5575350163879358738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Bunlar”dan kasıt Rating Şirketleri, Türkçesi ile ifade etmek gerekirse “derecelendirme şirketleri”… Bu şirketler (en meşhurları Moody’s, Fitch, S&amp;P) ne iş yaparlar, bizim için önemleri nedir sorusuna kısaca cevap bulalım öncelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim ilgilendiğimiz çerçevede, bu şirketler birçok kritere göre ülkeler hakkında notlamalar yaparlar. Bu notlamaları önemlidir çünkü, en basitinden, tüm dünyadaki sermaye sahipleri yatırım yapmadan evvel bu derecelendirme şirketlerinin notlarına göre hareket ederler. Notu düşük olan ülkelerden uzak durmaya çalışırlar, notu yüksek olan ülkelere doğru hareket ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda ekonomiden sorumlu kim varsa her fırsatta bu şirketlere çatıp neden ülke notumuzu düşük tutuyorsunuz, biz aslında çok daha fazlasını hak ediyoruz diye veryansın ediyorlar. Evvela, bu sert çıkışta haksız değiller aslında, neredeyse 20 yıl önceki ülke notumuzun çok yukarısında değiliz hala. Bu kadar iyileşen göstergelere rağmen 20 yıl önceki yüksek faiz, yüksek enflasyon ve krizin eşiğindeki halimizle aldığımız aynı notu bu şirketler neredeyse şimdi yine bize veriyorlar. Bunun en büyük nedeni bu derecelendirme şirketlerinin 2008’in ikinci yarısında Amerika’dan başlayan kriz dalgasının tetikleyicisi görülmeleri. O kadar da sağlam olmayan kâğıtlara verdikleri yüksek notlar krizin tetikleyicisi oldu ve bu şirketler çok set eleştirilere maruz kaldılar. Bu sebeple artık notlamalarda çok cimri davranmaya başladıkları aşikâr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar olan kısım bardağın dolu tarafına bakıp söylenebileceklerdi aslında. Bir de bu şirketlerin Türkiye’nin notunu düşük tutmalarının haklı nedenlerini görmek lazım. Türkiye ekonomik açıdan güllük gülistanlık, işsizlik diye bir sorunumuz yok, enflasyonu nihayet bitirmişiz, ülkemizde sanki her şey mükemmel de bu şirketler ülke notunu düşük vererek tekere çomak sokuyor değiller. Bu şirketlerin her bireri dünyada saygınlığı olan ciddi kuruluşlardır. Ülkemizin içinde bulunduğu şartları yabancı ve tarafsız gözle değerlendirerek notlamalar yapmaktalar. Daha dün denecek kadar kısa bir zaman önce, 2005 sonunda brüt dış borcumuz iken 170 milyar Dolar iken 2010 Eylül sonu itibarıyla bu rakam 280 milyar Dolar’ı geçti. Kamunun net borç stoku ise 2002’de 215 milyar TL iken bu borçlar 2010 Eylül sonunda 315 milyar TL’ye dayandı. Ülkemizin brüt dış borç stoku Gayrı Safi Yurtiçi Hâsılamızın %43’üne çıktı 2009 sonunda, ki bu oran son yıllarda %30’larda idi sürekli… Yaklaşık 40 milyar Dolar olarak beklenen cari açık ise 50 milyar Dolar’a dayandı, ciddi ciddi tehlike uyarısı bir çizgiye dayandı… Bunun gibi daha çeşitli şeyler söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistik, aynı verilere dayanarak taban tabana zıt yorumlar yapabilmeye açık bir bilim. Kimisi bardağın dolu tarafına odaklanarak ortalığı gül bahçesi gibi gösteriyor, kimisi de ülke olarak iflasın eşiğindeymişiz gibi cehennemi bir tablo çiziyor. Bu arada bu yabancı rating şirketleri de kenarda durarak tarafsız bir şekilde her gelişmeyi kaydederek notlama yapıyorlar. Bu şirketlere boşu boşuna kızıp köpürmektense sadece kendimize çeki düzen vermeye çalışmalıyız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-8638297353259911125?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/8638297353259911125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/bunlar-bizim-dusmanmz-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8638297353259911125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8638297353259911125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/bunlar-bizim-dusmanmz-m.html' title='Bunlar bizim düşmanımız mı?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-QpS15QdNFTA/TV-fb0Bx8RI/AAAAAAAACPk/bm_YMGdzP6Q/s72-c/ratin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-9180687148612590741</id><published>2011-02-13T12:28:00.002+02:00</published><updated>2011-02-13T12:32:03.256+02:00</updated><title type='text'>2010'un ardından bankalarımız</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8Qp_bW_QcSo/TVezEL5CN8I/AAAAAAAACPc/edogxvPKHoU/s1600/bankalar7.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-8Qp_bW_QcSo/TVezEL5CN8I/AAAAAAAACPc/edogxvPKHoU/s320/bankalar7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573119948387137474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde faaliyet gösteren tüm bankaların patronu olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, faaliyette olan 49 bankanın 2010 yılı genel verilerini derleyerek Türk Bankacılık Sektörü’nün genel görünümünü yayınladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımızda bu değerlendirmelerden öne çıkan başlıklara göz atıp Türk Bankacılık Sektörü hakkındaki bilgilerimizi güncelleyeceğiz, bu verileri kısaca değerlendireceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde 32 Mevduat Bankası, 4 Katılım Bankası ile 13 Kalkınma ve Yatırım Bankası mevcut. Toplam bu 49 adet bankanın toplam aktif büyüklüğü ilk defa 1 Trilyon TL’yi aştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankaların hepsinin aktiflerinin toplamının 1 trilyon TL’yi aşması büyük bir eşik olarak görülüyor sektörde, önümüzdeki günlerde buna sık sık vurgu yapılacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çok büyük bir rakam gibi görünen bu 1 trilyon TL aktif, Ziraat Bankası ile aynı tarihlerde kurulmuş bir Deutsche Bank’ın aktiflerinin yalnızca 4’te 1’ine tekabül ediyor aslında. Ziraat Bankamız ile aynı tarihlerde kurulmuş bir Alman bankası (ki bugün 70’ten fazla ülkede faaliyet gösterir hale geldi) bugün bizim bütün bankalarımızın aktiflerinin 4 katı büyüklüğe ulaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek başarı ve profesyonellik müşteri, çalışan ve hissedar memnuniyetiyle birlikte bu seviyelere ulaşmak olsa gerek bir banka için. Aynı şeyi kârlılıkta söylemek mümkün değil. Bankalarımız 2010’da 22 milyar TL kâr ederlerken, bizim bankaların tam 4 katı aktif büyüklüğe sahip meşhur Deutsche Bank’ın kârı ise geçen yıla göre yarı yarıya düşerek “sadece” 5 milyar TL oldu. Ülkemizdeki ekonomik durumun nispeten iyi olması, bankalarımızın dilediği müşteriden kendi belirlediği her hangi bir isim altında ve nispeten kendi istediği kadar parayı alabilmesi, müşterileri yanıltıcı reklamlarına dur diyen olmaması gibi yabancı bankaları imrendiren bir sektör Türk Bankacılık Sektörü. .. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer verilere kısaca bakmak gerekirse, 2010 yılında banka sayısı değişmedi, 49 banka ile başlanan yıl 49 banka ile bitti. Yaklaşık 500 yeni şube açıldı, 7 bin personel istihdamı sağlandı geçtiğimiz yıl. Böylece 2011’e 10 bin şube ve 191 bin çalışan ile girdiler bankalar. Bu yılda da şubeleşme ve dolayısıyla yeni personel istihdamı, her şey yolunda giderse, artmaya devam edecektir. Neredeyse artık her ilde en az 1 adet bulunan İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinin mezunlarının en büyük iş kapısı olmaya devam edecekler bankalar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kredilerin kısılarak talebin dizginlenme çabalarının başladığı da bir yıl olan 2010’da kredileri en çok arttıran bankaların Kamu Bankaları olması da dikkat çekici. Özel bankalar kredilerini %33 arttırırken kamu bankaları ise kredilerini %42 arttırdılar. Bankalardaki mevduat %20 artarak 617 milyar TL’ye ulaşırken bankaların verdiği kredilerin toplamı 526 milyar TL’ye ulaştı geçtiğimi yıl. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşterilerin kredi kartı borçları ise korkutucu bir şekilde 44 milyar TL’ye dayanmış durumda… 2009’da verilen her 100 TL’lik kredinin 5,3 TL’si takibe düşerken bu oran 2010’da 3,7’ye düştü. Kredilerin daha rahat ödenebildiğini gösteren bu oranın düşmesi güzel bir gösterge.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarız bankalarımız 2011 yılını da güzel rakamlarla bitirirler. Yine umarız ki bunu sadece hissedarların-patronların memnuniyetini göz önüne alarak değil, müşteri ve çalışan memnuniyetini de dikkate alarak yaparlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-9180687148612590741?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/9180687148612590741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/2010un-ardndan-bankalarmz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9180687148612590741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9180687148612590741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/2010un-ardndan-bankalarmz.html' title='2010&apos;un ardından bankalarımız'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8Qp_bW_QcSo/TVezEL5CN8I/AAAAAAAACPc/edogxvPKHoU/s72-c/bankalar7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6096935381529340021</id><published>2011-02-02T22:42:00.000+02:00</published><updated>2011-02-02T22:43:21.512+02:00</updated><title type='text'>Kimse bankalara vs kızmasın…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TUnBvwAsrLI/AAAAAAAACPQ/5MlVW1mXN8U/s1600/bankalar%2Bkizmayalim.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 198px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TUnBvwAsrLI/AAAAAAAACPQ/5MlVW1mXN8U/s320/bankalar%2Bkizmayalim.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569195440306171058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası geçen hafta ilan ettiği son düzenlemeler ile bankaları nihayet pes ettirmişe benziyor. Düzenlemelerin ilanından sonra bankalar kendilerinden beklenen tepkiyi gösterdiler ve birer birer kredi oranları arttırmaya başladılar. Ekim 2010’dan beri neredeyse her ay zorunlu karşılıklar ile ilgili düzenleme yapan Merkez Bankası, bu düzenlemelerle bankaların faizleri arttırmasını istiyordu ancak her şeye rağmen bankalar bu isteğe direniyorlardı. Nihayet son düzenleme ile bankalar direnişi bırakarak Merkez Bankası’nın istediği doğrultuda hareket etmeye razı oldular. Bankaların faiz artırımı ekonomi haberlerinde manşetten “bankalar Merkez Bankası’nın restini gördü, faizleri artırıyorlar” şeklinde verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası’nın temel amacı ülkemizdeki fiyat istikrarını temin etmek ve bunu sürdürmektir. Banka bu doğrultuda kararlar alıp geçtiğimiz 3–4 ayda piyasadaki en önemli fiyat yapıcı oyuncuları olan bankaları yönlendirmeye çalışırken bankalar adeta kulaklarının üzerine yatarak mesajı anlamazlıktan geldiler ve bildiklerini okumaya devam ettiler. Bunun üzerine Devlet Bakanı ve başbakan yardımcısı Ali Babacan, Merkez Bankası başkanı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu başkanı ve Hazine müsteşarıyla birlikte Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 49 bankanın genel müdürleriyle Ankara’da bir toplantı yaptı. Toplantının akabinde Merkez Bankası’nın düzenlemeleri ilan edildi ve bankalar nihayet resti görüp otoritenin istediği şekilde hareket etmeye başladılar. Otorite kararlılığını gösterince, isteyince oluyormuş demek ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar kendi açılarından haklıydılar Merkez Bankası’nın yönlendirmeleri karşısında ağırdan almakta, çünkü kendilerine açık açık “kredi oranlarınızı artırın, kredi taleplerinde daha titiz olun ve frene basın” deniyordu. Bu telkin mal satan bir esnafa “sattığın mallara zam yap, fiyatları arttır ki eskisi kadar çok mal satılmasın” demekten farksızdı. Daha az para kazanacakları bir sürece girdiler bankalar bu süreçte. Bankaların pasif bir direnişten sonra otoritenin restini görüp geri adım atmaları aslında sürpriz değil. Sonuçta “güç”, bu piyasaları düzenleme ve denetleme yetkisi olan resmi kurumlarda ve gayet iyi kazançlar elde eden bu şirketler otoritenin dediğinden çıkmak gibi bir hataya asla ve asla düşmezler. Bu resmi kurumlar, sorumluluğu altındaki kuruluşlara bir şey yaptırmak istediklerinde bunu öyle ya da böyle yaptırırlar çok rahat, bu süreçte bunu açıkça görmüş olduk. Gönül isterdi ki aynı otorite, haksız ve insafsız uygulamaları ayyuka çıkan sektörlerdeki kuruluşlara da dur desin, çeki düzen versin. Bugün, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun oluru olmadan, kağıt üzerindeki tüm şartları sağlasa da, hiç kimse bir bankanın genel müdürlüğüne ve hatta genel müdür yardımcılığına atanamaz, aynı BDDK istese hiç bir banka etik olmayan 5 kuruşu dahi müşterisinden almaya da cesaret edemezdi, Telekomünikasyon Kurumu müdahale etse iletişim şirketleri müşterilerinden tek kuruş haksız sabit ücret de alamazdı.. gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç birimiz gerçek amaçları sadece ve sadece daha çok para kazanmak olan şirketlere (bankalara, petrol şirketlerine, iletişim şirketlerine…) kızmasın. Onlar daha da çok para kazanmak için her türlü yola gireceklerdir. Burada asıl kızılması gereken, meydanı bunlara bırakan, bu kuruluşlardan sorumlu resmi kurum ve kuruluşlardır. Bu resmi kurum ve kuruluşlar korumacılıklarını büyük ve güçlü olan sermayeden yana değil de bunlar karşısında savunmasız olan halktan yana kullandıkları zaman bizim birçok sorunumuz da çözülmüş olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6096935381529340021?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6096935381529340021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/kimse-bankalara-vs-kzmasn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6096935381529340021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6096935381529340021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/02/kimse-bankalara-vs-kzmasn.html' title='Kimse bankalara vs kızmasın…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TUnBvwAsrLI/AAAAAAAACPQ/5MlVW1mXN8U/s72-c/bankalar%2Bkizmayalim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3911138077189990122</id><published>2011-01-30T22:28:00.000+02:00</published><updated>2011-01-30T22:29:07.369+02:00</updated><title type='text'>Merkez Bankası kararları sonrası ne beklemeliyiz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TUXJ9u9DdNI/AAAAAAAACPI/nQXloUSMBSQ/s1600/merkez-bankasi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 192px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TUXJ9u9DdNI/AAAAAAAACPI/nQXloUSMBSQ/s320/merkez-bankasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5568078576726799570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesi sektörün beklemediği bir gelişme oldu. Bu kararın ardından bankaların zorunlu karşılıklarında yapılan artırım ise beklenen bir karardı. Bu kararların bizim için önemi nedir? Merkez Bankası’nın aldığı bu kararlar ama doğrudan ama dolaylı, ama kısa vadede ama uzun vadede, mutlaka hemen herkesi etkileyen gelişmelere sebebiyet verecek kararlardır.&lt;br /&gt;Öncelikle bu kararlar ile ne amaçlandığını açıklamak gerekirse.. Merkez Bankası faizleri indirerek yabancı yatırımcılara “artık gelmeyin” sinyali veriyor. Diğer yandan, inen faizlerden ötürü de bankaların kredilere yüklenip piyasaları hareketlendirmesinden, enflasyonu tetiklemesinden korkuyor, bunun önüne geçmek için de kredilerin maliyetlerini artırıyor. Bankalar geçen yıl mevduat olarak aldıkları her 100 TL’nin 5 TL’sini Merkez Bankasına yatırmak zorunda iken, son karardan sonra artık aldıkları her 100 TL’nin (vadesine göre) 12 TL’ye kadar olan kısmını Merkez Bankası’na yatırmak zorunda kalacaklar. Yani bankalar topladıkları mevduatın yaklaşık sadece %90’ını kullanabilecekler, kredi olarak verebilecekler. Bu düzenlemeyle bankalar kasalarından 22,5 milyar TL’yi Merkez Bankası’na aktarmış olacaklar. &lt;br /&gt;Peki bütün bu gelişmeler piyasalarda nasıl bir etki meydana getirecek? İlk göreceğimiz etki, bankaların kasalarındaki bu nakit azalışı kredi oranlarını artıracak. Kısa vadede bankaların konuttan araç kredilerine kadar tüm kalemlerde kredi oranları artacak. Artan oranlar da bu ürünlere olan talebi nispeten azaltacak ve bu ürünlerde de satış için fiyatlarda aşağı yönlü bir fiyat baskısı oluşacak. &lt;br /&gt;Kredi oranlarından sonra mevduat oranlarında da, özellikle uzun vadeli mevduat oranlarında, yukarı yönlü bir hareket göreceğiz. Bankalardaki tüm mevduatın %15’ini oluşturan vadesiz mevduatta Merkez Bankası bankalara yatan bu paranın %12’sine “el koyacak” (zorunlu karşılık). Bankalardaki tüm paranın yaklaşık %3’ünü oluşturan 1 yıl ve daha uzun vadeli hesaplarda ise bu oran %5. Bankalar daha az kesintinin olacağı özellikle bu uzun vadeli hesapları cazip hale getirmek için bu vadede mevduat oranlarını daha da çok arttıracaklardır. &lt;br /&gt;En yaygın etki ise faiz oranlarının düşmesinden sonra piyasalara akan sıcak paranın kesilmesi, yani dolar girişinin azalması kaynaklı olacaktır. Bu durumun Dolar’da yukarı yönlü bir harekete neden olacağını görmek sürpriz olmayacak. Türk Lirası’nın Dolar karşısında değer kaybetmesi en çok ihracatçılarımızı sevindirecek muhakkak. 150 TL’ye mal ettiği malı Dolar 1,50 TL iken 100 USD’ ye ihraç eden üreticiler Dolar 1,65 olunca aynı malı 91 USD’ ye daha rahat satar duruma gelecekler. &lt;br /&gt;Sadece ihracatçılarımız değil Dolar’ın artmasını dört gözle bekleyenler, Petrol şirketleri de Dolar kıpırdamaya başlar başlamaz petrole zam için tetikte beklemekteler. Dolar’daki düşüşlerde her nedense pompa fiyatlarına yansımayan bu aşağı yönlü hareket, artış söz konusu olduğunda hemen pompa fiyatlarına yansıyacaktır. Daha çok vergi anlamına gelen bu artışa devletin her hangi bir biriminden takip yaptırım vs tabi ki olmayacaktır. &lt;br /&gt;Sıcak para girişinin azalmasıyla değerlenen Dolar, altın fiyatlarını da artıracaktır. Altın, 25 Ocak Salı itibarıyla ons’u 1325 Dolar’ı görerek son 2,5 ayın en düşük seviyelerine ulaştı. Bu düşüşü nispeten Dolar kurundaki artış dengeledi ve iç piyasada TL karşılığı gram fiyatı değişmemiş gibi yansıdı ama Dolar yukarı yönlü bu hareketini devam ettirirken altın da eski seviyeleri olan 1400 dolarlara geri dönmeye başlarsa altında yukarı yönlü sert hareketler mümkün.&lt;br /&gt;Merkez Bankası düşük politika faizi-yüksek zorunlu karşılık oranları bileşiminin içinde bulunduğumuz durum karşısında en uygun çözüm olduğuna inanıyor ve bu uygulamaları bir süre daha devam ettirmekte kararlı. Etkileri yukarda özetlendiği şekliyle olacak bu durumun ülkemiz için güzel sonuçlara vesile olması temennisiyle bu süreci hep birlikte yaşayarak göreceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3911138077189990122?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3911138077189990122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/merkez-bankas-kararlar-sonras-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3911138077189990122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3911138077189990122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/merkez-bankas-kararlar-sonras-ne.html' title='Merkez Bankası kararları sonrası ne beklemeliyiz?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TUXJ9u9DdNI/AAAAAAAACPI/nQXloUSMBSQ/s72-c/merkez-bankasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-8837468853389096559</id><published>2011-01-23T14:19:00.001+02:00</published><updated>2011-01-23T14:21:48.019+02:00</updated><title type='text'>Vergi İstatistikleri Uyarıyor: “Acil Durum!”</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TTwdUkBxTDI/AAAAAAAACPA/8Vdk8qHcSUs/s1600/veri.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 274px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TTwdUkBxTDI/AAAAAAAACPA/8Vdk8qHcSUs/s320/veri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565355478628781106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Maliye Bakanı Mehmet Şimşek geçenlerde “seçimlerden sonra çok ciddi bir gelir vergisi reformu ve bunu tamamlayıcı nitelikte diğer reformlar için gerekeni yapacaklarını” açıkladı. Şimdiye kadar çoktan yapılması gereken bir reformdu bu, keşke seçimler beklenmemiş olsaydı da bu çalışmalar çoktan başlatılmış olsaydı ve süreç tamamlansaydı. Yine de güzel bir gelişme, zararın neresinden dönülse kardır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir gelişme bu, çünkü ülkemizde vergi konusu çok sancılı bir alan. Kayıt dışılık inanılmaz boyutlarda ve vergi veren bir avuç mükellefin üzerine gidildikçe gidildi yıllardır. Dolaylı vergilerin oranının yüksekliği de vergi konusunda ne kadar adaletsiz uygulamaların yürürlükte olduğunun en bariz göstergesi, akaryakıttaki vergiler, iletişimden alınan vergiler… Dolaylı vergilerdeki bu insafsız vergi oranları insanları vergi vermekten kaçınmaya itiyor, vergiden kaçınanların toplumda hoş görülmesine neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıt dışı ekonomi muhtemelen kayıt altındaki ekonomimizle başa baş. Muhtemelen diyoruz çünkü bu konuda yapılmış en güvenilir çalışma 2002 yılına ait. OECD ülkeleri ortalaması %18 iken ülkemiz için bu oranın %32 olduğu tahmin ediliyor. Aslında genel olarak vergi oranlarımız diğer gelişmekte olan-gelişmiş ülkelerle karşılaştırınca oransal olarak çok yüksek değil. KDV birçok Avrupa ülkesinde bizden fazla: %20. Kurumlar vergisi oranı ise %35 – 40 bandında Avrupa ülkelerinde. Buna rağmen bizde kayıt dışı kalanların üzerine gidilmedi yıllardır, sisteme girmiş kayıt altındaki mükelleflerin üzerine gidildi hep. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yayınladığı istatistiklere bakılınca kayıt dışılığın hangi sektörler olduğu bariz bir şekilde görünüyor aslında. Yayınlanan verilere bakıldığında çarpık gelir vergisi ve kurumlar vergisi ödeyen sektörler hemen göze çarpıyor. Bu sektörlerde kayıt dışılık yüksek olmasına rağmen sorun sümen altı edile geldi sürekli. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın yayınladığı 2009 dönemi yıllık kurumlar vergisinin faaliyet gruplarına göre dağılımı verilerine göre Türkiye’deki diş kliniklerinin aylık geliri, vergi öncesi, sadece 1240 TL, altın imalatı ve ticareti ile meşgul olanların aylık vergi öncesi geliri ise 2060 TL. Gelir vergisi grubunda, avukatların aylık kazancı 2800 TL, diş hekimlerinin kazancı ise aylık sadece 877 TL. Şüphe yok, bu durum vergi sistemimizin baştan aşağı komple elden geçmesi için bir acil durum çağrısıdır aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vergi oranları sektörlere göre adaletli bir şekilde belirlenmeli, makul oranlar sabitlenmeli, vergi oranları sık sık değiştirilmemeli, denetimler sisteme girmiş kayıt altında çalışanlara yönelik olduğu kadar sisteme girmemişleri de kapsamalı ve vergi mevzuatı sade anlaşılabilir basit olmalı. Tüm bu tespitler zaten Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yapılmış, herkesin yıllardır bildiği ama nedense yine yıllardır kimsenin el atıp düzeltmek için maalesef çaba sarf etmediği başlıklar. Umarız seçimlerden sonra yapılacağı söylenen “büyük reform” yıllardır kangren hale gelmiş bu önemli sorunumuza derman olur; kafese alınmış bir avuç mükellefe yüklenilmektense hep söylendiği gibi vergi artık tabana yayılır, herkes kazandığı paradan makul bir oranı adaletli bir şekilde vergi olarak öder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-8837468853389096559?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/8837468853389096559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/vergi-istatistikleri-uyaryor-acil-durum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8837468853389096559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8837468853389096559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/vergi-istatistikleri-uyaryor-acil-durum.html' title='Vergi İstatistikleri Uyarıyor: “Acil Durum!”'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TTwdUkBxTDI/AAAAAAAACPA/8Vdk8qHcSUs/s72-c/veri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6617690020346680619</id><published>2011-01-15T12:52:00.004+02:00</published><updated>2011-01-15T12:55:35.344+02:00</updated><title type='text'>Yeni yılda bankalar nereden vuracak?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TTF8se3Y7WI/AAAAAAAACO4/1D049VNkbaI/s1600/kotu%2Bbanka.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 223px; height: 167px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TTF8se3Y7WI/AAAAAAAACO4/1D049VNkbaI/s320/kotu%2Bbanka.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562364118420745570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bankalar yeni yılda müşterilerinin canını Bankacılık Hizmet Gelirleri ile yakacaklar. Faizlerin düşmesi, bankacılık gelirlerinin geçmişte olduğu gibi katlanarak artması önünde en büyük engel. Bankaların, topladıkları mevduata verdikleri faiz neredeyse kullandırdıkları kredilerden aldıkları faize eşit hale geldi. Bunun en büyük nedeni sektördeki rekabet ve bu durum bankaları yeni arayışlara, yeni gelir kalemlerine itmekte.&lt;br /&gt;Yeni arayışların bankaları çıkardığı ilk adres Bankacılık Hizmet Gelirleri. 2011’de bankalar içine düştükleri bu düşük kâr kapanından kurtulmak için Bankacılık Hizmet Gelirleri’ne daha fazla yüklenecekler. Yani daha çok hesap işletim ücreti alacaklar, para transferlerinden daha fazla komisyon kesecekler, kredi kartı üyelik ücretlerini daha da arttıracaklar… Arkada bıraktığımız 2010 yılı da nispeten faiz gelirlerinin düşük olduğu ve gelirlerin önemli bir kısmının bu kalemlerden elde edildiği bir yıldı ancak 2011’de bankaların gerçekten aşırıya kaçan uygulamalarına şahit olabiliriz. Geçen hafta yayınlanan en son sektör verilerine göre, bankaların 2010’un henüz 11 ayında elde ettikleri Bankacılık Hizmet Gelirleri toplamı 10 milyar TL’ye dayandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin IMF’ye olan borcundan fazla bir meblağı bankalarımız sadece 11 ayda ve yalnızca Bankacılık Hizmet Gelirlerinden elde ettiler 2010’da…&lt;br /&gt;Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da (BDDK) 2011’de bankaların fahiş fiyatlamalar yapacaklarını tahmin ederek geçen hafta bir genelge yayınladı. Genelgede BDDK “bireysel müşterilerle sınırlı olmak üzere, sunulan hizmetler karşılığında talep edilen her türlü faiz dışı unsurun ve her türlü yasal kesintinin, Türkiye Bankalar Birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliğince belirlenecek ve banka internet sitesinin açılış sayfasının kolayca görülebilir bir bölgesinde yer alacak ortak bir sembol üzerinden ulaşılacak şekilde, belirli bir düzen içinde bankaların kendi internet sitelerinde yayımlanması uygun görülmüştür” dedi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun böyle bir genelge yayınlaması ve genelgede hangi kalemlerin nerede nasıl yer alacağı gibi ayrıntılara inmesi bu sene bankaların özellikle bu kalemlerde çok kişinin canını yakacağına alamet. &lt;br /&gt;BDDK, bireysel müşterileri bankalara karşı korumak ve onları bilinçlendirmek için elinden geleni yapıyor. Bu durumda müşterilere düşen ise bankaların internet sitelerinden hangi durumda hangi bankanın ne kadar masraf aldığının öğrenilerek banka seçiminin en makul en etik fiyatlamayı yapan bankalar arasından yapılması. Yapılan düzenlemeleri göz önüne alarak bu konuda bilinçlenmek ve buna uygun hareket etmek bankalara işi düşen tüketicilere düşen en önemli görev. Bu duruma dikkat edilmesi bankalar karşısında en azından daha az üzülmemizi sağlayabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6617690020346680619?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6617690020346680619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/yeni-ylda-bankalar-nereden-vuracak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6617690020346680619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6617690020346680619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/yeni-ylda-bankalar-nereden-vuracak.html' title='Yeni yılda bankalar nereden vuracak?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TTF8se3Y7WI/AAAAAAAACO4/1D049VNkbaI/s72-c/kotu%2Bbanka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1077520770893463319</id><published>2011-01-11T19:31:00.000+02:00</published><updated>2011-01-11T19:32:45.043+02:00</updated><title type='text'>Turist çok ama para yok…</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TSyUGoPna7I/AAAAAAAACOw/j6NLNJ6q_5A/s1600/turistler"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TSyUGoPna7I/AAAAAAAACOw/j6NLNJ6q_5A/s320/turistler" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560982481498762162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güzel ülkemiz dünyanın her tarafından her yıl milyonlarca turist çekmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü verilerine göre (www.unwto.org) 2009’da 25,5 milyon turist ile Fransa, ABD, İspanya, Çin, İtalya ve İngiltere’nin ardından en çok ziyaret edilen 7. ülke olduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacasız sanayi olarak nitelendirilen turizm sektörü ülkelerin ekonomileri için ciddi bir gelir kaynağıdır. Ziyaret eden kişi sayısının önemi kadar bu kişilerin ülkede bıraktıkları döviz miktarı da haliyle önem arz etmekte. Bizim ülke olarak turizmdeki en büyük sorunumuz da tam burada aslında. Ülkemizi ziyaret eden çok ancak bu ziyaretleri paraya çevirmekte zorlanıyoruz. O kadar zorlanıyoruz ve bu konuda o kadar geriye gidiş var ki, turizmle ilgili, turizm gelirleriyle ilgili hangi veriye bakılırsa bakılsın bu durum açıkça görülüyor. 2004 yılında ülkemize gelen bir yabancı turist 706 Dolar harcarken bu tutar 2009’da 580 Dolar’a kadar düştü. 2010 için kesin rakamlar henüz açıklanmadı ama gerçekleşen rakamların bu tutarın da altına düşmüş olması kuvvetli bir ihtimal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizi ziyaret eden turist sayısının çokluğu ile övünüyoruz ama acı gerçek, görülüyor ki turist sayısı artmasına rağmen turizm gelirlerimiz sürekli geriliyor, yıldan yıla azalıyor. 2010’un ilk dokuz ayında yabancı turistlerden elde ettiğimiz turizm geliri 11,8 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam 2009’un ilk dokuz ayında 12,3 milyar Dolar, 2008’in ilk dokuz ayında ise 13,5 milyar Dolar idi. 2002’de turizm gelirlerimiz Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla’nın %5,2’si iken bu oran azala azala 2009 sonunda %3,4’e kadar geriledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektör, yabancı turisti günlük 25-30 dolara her şey dâhil lüks otellerde konaklatarak parasız ucuzcu turisti çekiyor; böylelikle günü kurtardığını zannederken aslında kendi ayağına kurşun sıkıyor, yıldan yıla kendini bitiriyor. Her şey dâhil lüks otelden dışarı adım atmadan tatilini tamamlayarak ülkesine dönen bu turistler bize döviz bırakmıyor. Turizm bölgelerindeki esnafın en büyük şikâyeti olan bu durum yıllardır turizmden sorumlu her bakana iletilmiş olmasına rağmen bu konuda da uygulama büyük sermayeden yana devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turist profiline bakıldığında Orta Doğu - Kuzey Afrika (Müslüman ülkeler) kökenli ziyaretçilerin sayısında hatırı sayılır bir artış dikkati çekiyor. 2008’de bu bölgeden 2 milyon turist ülkemizi ziyaret etmişken 2010’da bu rakamın 4 milyona ulaşması bekleniyor. Bu ülkelerdeki televizyonların her gün saatlerce çeşitli Türk dizileri yayınlamasının bunda etkili olduğu bir gerçek. Almanya, Rusya, İngiltere ve İran’dan gelen turistler ise ülkemizi ziyaret eden toplam turist sayısının neredeyse yarısını oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl tüm dünyadan milyonlarca insanın ülkemizi ziyaret etmesi çok güzel… Dünyada en çok ziyaret edilen 7.ülke olmak harika.. Ama her yıl yabancı turist sayısı artarken turizm gelirlerimizin düşmesine bir çare bulup ziyaretçi sayısındaki artışı ekonomik anlamda da artıya çevirebilmemiz gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1077520770893463319?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1077520770893463319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/turist-cok-ama-para-yok.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1077520770893463319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1077520770893463319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2011/01/turist-cok-ama-para-yok.html' title='Turist çok ama para yok…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TSyUGoPna7I/AAAAAAAACOw/j6NLNJ6q_5A/s72-c/turistler' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7218870862188101963</id><published>2010-12-29T21:41:00.000+02:00</published><updated>2010-12-29T21:42:59.112+02:00</updated><title type='text'>2011 Bütçesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TRuPGd2ybDI/AAAAAAAACOo/K0X8ONpX7HY/s1600/butce.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TRuPGd2ybDI/AAAAAAAACOo/K0X8ONpX7HY/s320/butce.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556191906548050994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kurumsal yapılar bir yana küçük bir aile ve hatta tek başına bir fert için dahi bütçe yönetiminin önemli bir konu olduğuna şüphe yok. &lt;br /&gt;Bunu adlı adınca yapmasak da aslında hepimiz hayatımızda sürekli belli periyotlarda bütçe yaparız ve ama iyi ama kötü bu bütçeye uygun hareket etmeye çalışırız. &lt;br /&gt;Mevcut durumdaki gelirlerimize ve ileriki dönemdeki gelir tahminlerimize göre giderlerimizi önem sırasına göre önceliklendiririz. Duruma göre, gelirlerimiz giderlerimizden fazla ise tasarrufa yöneliriz, aksi durumda ise borç arayışına girmek durumunda kalırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu olan milyonlarca kişiden gelir elde eden ve yine milyonlarca kişiye ücret ödeyen devlet olunca durum çok daha kritik bir hal almakta. &lt;br /&gt;Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken yeni yıla ilişkin devletin bütçesi de (merkezi yönetim bütçeleri) geçtiğimiz Pazar günü TBMM’de oylanarak kabul edildi. &lt;br /&gt;Yeni yıldaki bütçemizde giderlerimizin gelirlerden fazla olması artık alışıldık bir durum.&lt;br /&gt;Giderlerimizin gelirlerimizden fazla olması, dolayısıyla borçlanma bizim için artık alışıldık bir durum dedik zira borçlanma geçmişimiz çok eski. &lt;br /&gt;Kısaca borçlanma geçmişimize göz atmak gerekirse, bütçemizin ilk “patlak vermesi” Kırım Savaşı nedeniyle oldu ve 1854’te ilk kez devlet dış borç almak zorunda kaldı. (Fransa ve İngiltere’den) &lt;br /&gt;Borcumuzu 21 yıl ancak düzenli bir şekilde ödeyebildikten sonra moratoryum ilan ettik, yani devlet olarak iflas ettiğimizi ve borçlarımızı artık ödeyemeyeceğimizi ilan ettik. &lt;br /&gt;Yabancıların kurduğu Düyunu Umumiye yıllarca halktan alınan vergileri ve ülke kaynaklarını bu borçların anaparasına ve faizine kanalize etti. &lt;br /&gt;Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren de bu borçlarda yapılandırılmaya gidildi ve biz 1854’te aldığımız borçların son taksidini tam 100 yıl sonra 1954’te ödeyerek o borçları kapatabildik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O” ilk borcu kapattık ama borçları ödemeye devam ederken Türkiye Cumhuriyeti olarak ilk borcumuzu 1930’da Amerika’dan alarak diğer yandan da sürekli borçlanmaya devam ettik, çünkü bütçemiz hep açık verdi. &lt;br /&gt;2011’e geldiğimizde de değişen bir şey yok: 279 milyar TL’lik gelire karşı önümüzdeki yıl 312.5 milyar TL gider öngörülüyor. &lt;br /&gt;Gelirlerimiz ve giderlerimiz arasındaki bu –bütçe açığı diye tabir edilen- 33.5 milyar TL’lik tutarı da yine iç ve dış piyasadan borçlanacağız. &lt;br /&gt;Faiz harcamaları için bütçeden önümüzdeki yıl tam 47.5 milyar TL ayrıldı. 94 üniversitemize ayrılan toplam tutarın 11.5 milyar TL, Sağlık Bakanlığına ayrılan tutarın 17 milyar TL, Milli Eğitim’e ayrılan tutarın ise 34 milyar TL olduğu dikkate alınırsa faiz ödemelerine ne ölçüde devasa meblağlar ödediğimiz daha iyi anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel bütçe kapsamındaki idarelere 2011’de verilecek paralara bakıldığında ise 167 milyon TL ile “Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü” dikkat çekiyor. &lt;br /&gt;Bu para ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, 2’si Enstitü olmak üzere sıralamada tam 72 üniversitemizden daha fazla para alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada, kaynağının yüzde 85’i vergilerden oluşan bu bütçeden milyonlarca gencimizin geleceği için çok önemli bir görevi üstlenmiş olan ÖSYM’nin 160 milyon TL, aktif büyüklüğü 1 trilyon TL’ye giden Türk Bankacılık sistemini düzenleyen ve denetleyen yegâne kurumun ise (BDDK) 140 milyon TL pay aldığını hatırlamakta fayda var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütçenin ana kalemleri önemlidir, ama alt kırılımları çok önemlidir ve o alt kalemler incelenirse çok şey anlatır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7218870862188101963?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7218870862188101963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/2011-butcesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7218870862188101963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7218870862188101963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/2011-butcesi.html' title='2011 Bütçesi'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TRuPGd2ybDI/AAAAAAAACOo/K0X8ONpX7HY/s72-c/butce.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7855850494746189473</id><published>2010-12-22T20:13:00.001+02:00</published><updated>2010-12-22T20:14:39.513+02:00</updated><title type='text'>Tarım ve hayvancılık SOS veriyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TRI_5VHgBHI/AAAAAAAACOc/A0kWhzHWofU/s1600/tarim%2Bve%2Bhayvancilik.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TRI_5VHgBHI/AAAAAAAACOc/A0kWhzHWofU/s320/tarim%2Bve%2Bhayvancilik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5553571544654939250" /&gt;&lt;/a&gt; 2009 sonu itibarıyla dünyada en çok nüfusa sahip ilk 20 ülkeden biriyiz. 72,5 milyonluk nüfusumuz bu artış hızıyla giderse muhtemelen yakın bir zamanda Mısır ve Almanya'yı geçerek dünyanın en kalabalık ilk 15 ülkesinden biri olacağız. Sanayileşmeyi geç fark edip geç aksiyon alan bir ülkeyiz. Bu eksikliğimizi yıllardan beri insan gücüne dayanan tarım ve hayvancılıktaki artılarımızla kapatmaya çalışıp kendi kendimizi avuttuk. Hızlı artan önemli bir nüfusun etkin tarım ve hayvancılık politikalarıyla gerektiği şekilde beslenmesi en öncelikli konularımızdan biri muhakkak. Ancak maalesef özellikle son 2-3 yıldır artık saklanamaz şekilde gün yüzüne çıkan çarpıklıklar endişe verici bir hal almaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkin bir tarım politikamızın olmadığı sürekli belli periyotlarda nükseden bazı gıda maddeleri krizi ile uyarı vermeye devam ediyor. Her tarımsal ürün krizinde hemen yurtdışından ithalata yüklenerek savuşturduğumuz bu krizler elbette iyi günlerin habercisi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz dönemlerde gördüğümüz ayçiçek yağındaki rekor fiyatlar, ithalatla düşürülebilen pirinç fiyatlarındaki anormal artışlar ve daha bu yıl mevsiminde 3-4 lirayı gören mutfağımızın temel gıda maddelerinden soğan-domates fiyatları aslında politika yapıcılara ve bizlere önemli mesajlar veriyor. Temel tarım ürünlerinde dahi etkin bir planlama ve projeksiyon yapılmadığını söylemek yanlış olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990'da 56 milyonluk nüfuslu ülkemiz 30 milyon ton tahıl üretirken 72 milyonluk nüfusumuzla 2008'de ise 29 milyon ton tahıl üretebildik. 20 yıl önceki baklagil (fasulye, nohut, mercimek..) üretimimiz 2 milyon ton iken bugün baklagil üretimimiz artan nüfusumuza rağmen 2 milyon tondan 1 milyon tona düşmüş durumda. Nüfusu neredeyse %30 arttığı halde 20 yıl önce ürettiği kadar tahıl üretemeyen, 20 yıl öncesinin yarısı kadar nohut mercimek fasulye gibi temel tarım ürünleri üretebilen bir Türkiye hepimizi gelecek için endişelendirmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarımdaki bu hoş olmayan tablonun yanı sıra hayvancılık konusunda da yıllardır alarm vermesine rağmen hiçbir tedbir alınmadı. Geçtiğimiz kurban bayramında yurt dışından gemilerle canlı hayvan getirilip yurdun dört bir yanına dağıtılmamış olsaydı kurban bayramında kesilecek hayvan bulmakta zorlanacaktık. Bu duruma düşmemiz sürpriz mi peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 yılında büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayımız yaklaşık 47 milyon iken ve nüfusumuz peyderpey artarken hayvan sayısı da peyderpey sürekli düştü: hayvan sayısı son 10 yılda her yıl azala azala toplamda tam 10 milyon azaldı ve 37 milyona düştü. Son 20 yılda nüfusumuz yaklaşık %30 artarken hayvan sayımız ise %40 azaldı. Bu tabloya bakınca bugünkü duruma düşmemizden daha doğal ne olabilirdi ki? Dünyanın en pahalı benzini rekorundan sonra dünyanın en pahalı eti rekorunu da ele geçirmiş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarım ürünlerinde ve hayvancılıkta kriz üstüne kriz yaşamamızın bu tabloya göre hiç de sürpriz olmadığı çok açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğri oturalım, doğru konuşalım: bu duruma düşmememiz için çalışmalar yapması gereken Tarım Bakanlığı bu süreçte maalesef sınıfta kaldı. Bin hizmet binasına karşın 6 bin sosyal tesisi ve 6 bin taşıtı olan, memuru, mühendisi, işçisi vs ile 40 bin kişinin maaş aldığı ve 2011 bütçesinden tam 8,5 milyar TL pay alan bir yapıdan tarım ve hayvancılıkta daha etkin çalışmalar yapmasını beklemek hepimizin en tabii hakkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvancılıkta ve temel tarım ürünleri üretiminde dahi dışa bağımlı olmak, gelmek isteyeceğimiz son nokta olmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7855850494746189473?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7855850494746189473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/tarm-ve-hayvanclk-sos-veriyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7855850494746189473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7855850494746189473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/tarm-ve-hayvanclk-sos-veriyor.html' title='Tarım ve hayvancılık SOS veriyor'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TRI_5VHgBHI/AAAAAAAACOc/A0kWhzHWofU/s72-c/tarim%2Bve%2Bhayvancilik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-9175938580864455369</id><published>2010-12-15T12:09:00.000+02:00</published><updated>2010-12-15T12:11:02.988+02:00</updated><title type='text'>Borçlarımız ödedikçe artıyor!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TQiUBGJIYhI/AAAAAAAACOQ/yFdFIiUNhBc/s1600/bor%25C3%25A7larimiz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 230px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TQiUBGJIYhI/AAAAAAAACOQ/yFdFIiUNhBc/s320/bor%25C3%25A7larimiz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550849287283827218" /&gt;&lt;/a&gt;Yıllardan beri kemer sıkıp ülke olarak iç-dış borçlarımızı ödemeye çalışıyoruz, vergi artışları, maaşların düşük tutulması vs gibi bin bir türlü sıkıntıdan sonra iç ve dış borçlanmada acaba ne durumdayız. Bunca sıkıntılı yıldan sonra iç ve dış borçlarımızı temizleyebildik mi, yahut azaltabildik mi, tünelin sonuna yaklaştık ışığı görecek miyiz?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin dış borcu 3 farklı kalemin toplamından meydana geliyor, bunlar Merkez Bankası’nın borcu, özel sektörün borcu ve kamu sektörü borcu. Türkiye’nin toplam dış borcu 2002’de 130 milyar Dolar iken geçtiğimiz Ekim sonu itibariyle toplam dış borç tutarı ikiye katlanarak 266 milyar Dolar’a çıktı. Ülkemizin kamu sektörü dış borç stoku ise 2002’de 65 milyar Dolar iken bu rakam 2010 Ekim sonu itibariyle 85 milyar Dolar’a çıktı. İç borç stokumuz 2006’da 251 milyar TL iken Ekim sonu itibariyle bu tutar da 348 milyar TL’ye çıktı. İlginç bir ayrıntı, iç borcumuzun da %12’si yurt dışı yerleşiklere…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malesef, görüldüğü üzere borçlarımızı azaltmak bir yana, hem iç borcumuz hem de dış borcumuz yıldan yıla sürekli artıyor. Sebebi tabi ki hala ödediğimiz tutardan fazla borçlanıyor oluşumuz: bu yılın ilk 10 ayında iç ve dış toplam 123 milyar TL borç ödemesi yaptık ama aynı dönemde 145 milyar TL yeni borç aldık. Bu borçlar karşılığında 2010 yılının sadece ilk 10 ayında 36 milyar TL iç borçlar için, 5 milyar TL de dış borçlar için yani toplamda sadece 10 ayda tam 41 milyar TL faiz ödedik. Yani 2003-2009 döneminde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Ulaştırma Bakanlığı’nın varımızı yoğumuzu satarak gelir yazdığı 44,3 milyar Dolar’ın yarısından fazlası bu yılın sadece 10 aylık döneminde borçlarımızın yalnızca faizine gitti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tablo bütünüyle karamsar değil. Buraya kadar olan kısımda biraz da bardağın boş tarafına baktık. Borçlanma ile ilgili bazı olumlu konular da var ki bunların en başında geleni Uluslar arası Para Fonu IMF’ye olan borçlarımız. 2000-2010 arası IMF’den 47,3 milyar Dolar borç almışız, aynı dönemde ise 48,6 milyar Dolar borç ödemişiz. Kalan 6,5 milyar Dolarlık borcumuzun da 2013’te sıfırlanması planlanıyor. Diğer olumlu bir gösterge Merkez Bankası net rezervleri. 2002’de 28 milyar Dolar olan net rezervler günümüzde 76 milyar Dolar’a ulaştı. Bu net rezervler dış borçlarımızın %28’ine tekabül ediyor ki bu oran da yükseliş trendinde. Önemli bir diğer gösterge de vergi gelirlerimizin yüzde kaçının faiz harcamalarına gittiği. 2002’de vergi gelirlerinin %86’sı faiz harcamalarına giderken 2009 sonu itibariyle bu oran %31’e düşmüş durumda. Olumlu olarak yorumlanabilecek son gösterge ise bir yılda ülkemizde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin 2002’de %56’sı kadar dış borç stokumuz varken bu oran 2009’da % 43,5’e inmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlamak gerekirse, vatandaş olarak sürekli kemer sıkıyoruz, ülke olarak sürekli borç ödüyoruz ama diğer yandan da borçlanmaya devam ettiğimiz için (üretimi arttırmaksızın borcu yeni borçlarla kapatmaya çalıştığımız için) borçlarımız sürekli artıyor. Dış borç stoku bir yana, iç borç stokunun azaltılamaması ve bu borç stokunun da dış borçlarla birlikte sürekli artması iyi bir gösterge değil; iç borçların faizi dış borçlara göre hem çok yüksek hem de vadesi kısa. Vergi gelirlerindeki artış, borçların Gayrı Safi Yurtiçi Hasılaya oranı ve IMF’ye olan borçlanma yapısı ise olumlu göstergeler olarak ön plana çıkıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-9175938580864455369?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/9175938580864455369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/borclarmz-odedikce-artyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9175938580864455369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9175938580864455369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/borclarmz-odedikce-artyor.html' title='Borçlarımız ödedikçe artıyor!'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TQiUBGJIYhI/AAAAAAAACOQ/yFdFIiUNhBc/s72-c/bor%25C3%25A7larimiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6120067370824197006</id><published>2010-12-08T10:03:00.001+02:00</published><updated>2010-12-08T10:04:54.340+02:00</updated><title type='text'>Ülkeler arası sıralamalarda nerelerdeyiz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TP88G15-T0I/AAAAAAAACOI/m1-L5etLA8M/s1600/%25C3%25BClkeler%2Baras%25C4%25B1ndaki%2Byerimiz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TP88G15-T0I/AAAAAAAACOI/m1-L5etLA8M/s320/%25C3%25BClkeler%2Baras%25C4%25B1ndaki%2Byerimiz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5548219354190860098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz 1980’li yıllara kadar iktisatçıların belli zaman dilimlerini “kapalı ekonomi” belli zaman dilimlerini “içe kapalı ekonomi” olarak sınıflandırdıkları çeşitli dönemlerden geçti. 1980’li yıllardan itibaren ise adım adım dışa dönük, dünyanın önde gelen ülkeleriyle bütünleşmiş bir ülke haline geldik. Eskiden dünyadan bihaber yaşayıp giderken etrafımızdaki perdelerin kalkmasıyla dünya ülkeleriyle kendimizi kıyaslama imkânımız doğdu,  gelir düzeyimiz diğer ülkelere göre ne durumda, ortalama yaşam süresi bakımından dünyada durumumuz nedir vb gibi bir çok başlıkta yerimizi gördük. Bunun en büyük faydası elbette somut verilere dayanan bu çalışmalara göre yetersiz kaldığımız alanlarda üst sıralara çıkmak için çaba sarf etmek gerektiği bilincinin yerleşmesi.  “Japonya’daki insanların ortalama yaşam süresi 82 yıl iken neden bizim ülkemizde ortalama yaşam süresi 72 yıl” sorusuna cevap aranması gibi.&lt;br /&gt;Dünyadaki ülke sayısının Birleşmiş Milletler’e üye olan ülke sayısından ibaret olduğu varsayımı genellikle kabul gören bir yaklaşımdır. Buna göre biz de bu kıstasa göre 192 ülke arasında belli başlı bir iki kalemde ülkemizin sıralamalarda nerelerde olduğuna bakacağız. Bunu yaparken, ülkelerin bu verilerini en iyi organize eden ve bu alanda ilk sırada referans olarak gösterilen Dünya Bankası verilerini baz alacağız. (http://data.worldbank.org/)&lt;br /&gt;Bakacağımız ilk gösterge Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH). Çok kabaca ifade etmek gerekirse GSYH, bir ülke sınırları içinde bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetlerin parasal değeridir.  İtirazlar olsa da, GSYH ne kadar büyük ise o ülkenin refah düzeyinin de o kadar iyi olduğu genel kabul görmüştür. 2009 yılı itibarıyla tüm dünyada üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam değeri 58 trilyon Amerikan Doları. Bunun neredeyse dörtte biri, 14 trilyon Dolar’ı tek başına Amerika Birleşik Devletleri’nin. 5’er trilyon Dolar ile Japonya ve Çin, 3.5 trilyon Dolar ile Almanya ve her ikisi de yaklaşık 2.5’ar trilyon Dolar ile Fransa ve İngiltere tüm dünyanın Gayrı Safi Yurtiçi Hasılasının yarısından fazlasını oluşturuyorlar, bu veriler bu 6 ülkenin tüm dünya üretiminin ve dünya ekonomisinin lokomotifi olduğunun en somut göstergesi. Ülkemiz ise bu sıralamada 617 milyar Dolar ile Endonezya ve Belçika’yı geçerek Güney Kore ve Hollanda’nın ardından 17. Sırada yer alıyor.  &lt;br /&gt;Tüketici fiyatlarına göre yıllık enflasyonda ise 2009 yılında %6.3 ile en yüksek enflasyona sahip 35. ülkeyiz. Listenin zirvelerinde ise %30 ile Venezüella,  %20 ile Gana, %16 ile Ukrayna yer alıyorlar. İsrail’de enflasyon %3.3, Bulgaristan’da %2.8, Yunanistan’da %1.2, İtalya’da ise %0.8. Tüketimin kısıldığı kriz yılı olan 2009’da başta Amerika Birleşik Devletleri olmak bir çok gelişmiş ülkenin enflasyonu “eksi” rakamlarda gerçekleşti, yani fiyatlar bir önceki yıla göre artmadı, aksine geriledi. &lt;br /&gt;Dünya Bankası’nın IMF verilerini baz alarak yayınladığı ülkelerdeki faiz oranları listesine baktığımızda ise 2008 sonu itibariyle listenin en başında maalesef ülkemizi görüyoruz. Türkiye’de finansal piyasalarda oluşan faiz oranı 2008 yılı için %22,91 iken bu oran en az faiz ödeyen İsviçre, Japonya, Kanada gibi tam 17 ülkenin toplam faizinden dahi fazla. Bizden sonra en çok faiz ödeyen ülkeler Moldova %17.93, Venezüella %16.15, Yemen %13 ve Vietnam %12.73. Bu tabloya bakınca tüm dünyadan sıcak paranın neden ülkemize aktığını anlamakta zorluk çekmemek gerekiyor. Bu sıcak parayla günümüzü gün ediyoruz ama bu paraların çıkışı başlayınca kim ne durumda olacak onu da zamanla göreceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6120067370824197006?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6120067370824197006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/ulkeler-aras-sralamalarda-nerelerdeyiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6120067370824197006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6120067370824197006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/ulkeler-aras-sralamalarda-nerelerdeyiz.html' title='Ülkeler arası sıralamalarda nerelerdeyiz?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TP88G15-T0I/AAAAAAAACOI/m1-L5etLA8M/s72-c/%25C3%25BClkeler%2Baras%25C4%25B1ndaki%2Byerimiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-4493365984677138956</id><published>2010-12-01T11:32:00.000+02:00</published><updated>2010-12-01T11:33:44.044+02:00</updated><title type='text'>Mevduat ve Katılım Bankaları, Temel Göstergeler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TPYWWy8Ao4I/AAAAAAAACOA/Z2op4NNHF1o/s1600/bankalar%2Bmukayase.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 194px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TPYWWy8Ao4I/AAAAAAAACOA/Z2op4NNHF1o/s320/bankalar%2Bmukayase.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545644572039750530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Bu yazımızda Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 32 adet mevduat bankası ile 4 adet katılım bankasının Eylül 2010 sonu itibarıyla çeşitli kalemlerde karşılaştırmasını yaparak bazı temel bilgiler sunmaya çalışacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle tanımlar üzerine bir iki cümle söylemek gerekirse, Mevduat bankası klasik ve öz anlamda, gerçek veya tüzel kişilerden faizi önceden belirlenerek mevduat toplayabilen ve kredi kullandırabilen bankalardır. Garanti, Yapı Kredi, TEB gibi piyasada faaliyet gösteren 32 adet mevduat bankası, bunların 9,200 şubesi ve 171,000 personeli mevcuttur. Katılım Bankaları ise gerçek veya tüzel kişilerden, getirisi önceden kesin olmayan kar veya zarara katılma hesapları vasıtasıyla fon toplayan ve fon kullandırma izni olan kurumlardır. Albaraka, Asya, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans olmak üzere dört adet katılım bankası, 600 şube ve 12,500 personelle sektörde faaliyet göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevduat bankalarına müşterilerin yatırdığı paralar şube başına 60 milyon TL iken katılım bankalarına yatırılan paranın ise şube başına 52 milyon TL olduğu görülmektedir. Mevduat bankalarına yatırılan toplam paranın neredeyse yarısı (%46) 1 milyon TL ve üzeri -yüksek montanlı tabir edilen- mevduattan oluşurken katılım bankalarındaki mevduatta ise bu oran %28’dir. Tabana yayılmış parçalı mevduatın daha makbul olduğu dikkate alınırsa yüksek montanlı mevduatın toplam mevduat içerisindeki payı ne kadar düşük olursa bu durum o kadar iyi olarak yorumlanmaktadır. Katılım bankalarındaki fonların bu açıdan istenilen formata daha uygun olduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cari mevduat, bankalara vadesiz olarak yatırılan ve istenildiği anda çekilebilen, faiz işletilmeyen paraları ifade etmektedir. Mevduat bankalarına yatırılan her 100 TL’nin 15 TL’si cari mevduat iken katılım bankalarına yatırılan her 100 TL’nin ise 18 TL’si cari mevduattır. Cari mevduatın bankaya maliyeti olmadığı için bu oranın olabildiğine yüksek olması arzu edilir banka tarafından. Katılım bankaları mevduat bankalarına göre bu açıdan daha avantajlı görünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullandırılan kredilerde ise her bir mevduat bankası şubesi yaklaşık 50 milyon TL kredi kullandırırken katılım bankalarının şube başına fon kullandırım miktarı da 50 milyon TL’nin biraz üzerinde. Mevduat bankaları topladıkları her 100 TL’nin 83 TL’sini kredi olarak geri verirken katılım bankaları topladıkları 100 TL’nin 97 TL’sini fon olarak kullandırmaktalar. Verilen kredilerin takibe düşme oranı ve takibe düşenlerden de karşılık ayrılma oranları ise şöyle: Mevduat bankalarının verdiği nakdi kredilerin %4,32’si takibe düşerken katılım bankalarında bu oran %4,19. Mevduat bankaları takipteki alacaklarının %85’i için karşılık ayırmak zorunda kalırlarken katılım bankaları takipteki alacaklarının %70’i için karşılık ayırmak zorunda kalıyorlar. Bu oranlar katılım bankalarının risklerini daha iyi yönettiklerini gösteriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karlılıkta ise mevduat bankalarının katılım bankalarına göre bariz bir üstünlüğü mevcut. Özkaynak karlılığı mevduat bankalarında %17 iken katılım bankalarının özkaynak karlılığı %12,5. Aktif karlılıklarına bakıldığında bu oranın mevduat bankalarında %2,37 katılım bankalarında %1,94 olduğu görülüyor. Mevduat bankaları çalıştırdıkları her personel başına 9 ayda 113 bin TL vergi öncesi kar elde ederlerken katılım bankalarında bu tutar 58 bin TL. Katılım bankalarının karlılıklarının mevduat bankalarına göre düşük olmasının en büyük nedeni ise nakit finansman sağlamamaları. Mevduat bankalarının karlılıklarının önemli bir kısmı çok yüksek faiz oranlarıyla sundukları nakit finansmanlardan geliyor: nakit kredi, kredi kartından nakit avans ve kredili mevduat hesapları katılım bankalarının faizli olduğu gerekçesiyle sunmadığı, buna karşılık mevduat bankalarının da büyük gelirler elde ettiği ürünler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-4493365984677138956?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/4493365984677138956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/mevduat-ve-katlm-bankalar-temel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4493365984677138956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/4493365984677138956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/12/mevduat-ve-katlm-bankalar-temel.html' title='Mevduat ve Katılım Bankaları, Temel Göstergeler'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TPYWWy8Ao4I/AAAAAAAACOA/Z2op4NNHF1o/s72-c/bankalar%2Bmukayase.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2891597423728050170</id><published>2010-11-27T00:37:00.000+02:00</published><updated>2010-11-27T00:38:17.751+02:00</updated><title type='text'>Son dönem beklentileri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TPA2qFqVZkI/AAAAAAAACN4/i5Z4U4n9_xw/s1600/son%2Bd%25C3%25B6nem%2Bbeklentileri.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TPA2qFqVZkI/AAAAAAAACN4/i5Z4U4n9_xw/s320/son%2Bd%25C3%25B6nem%2Bbeklentileri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543991237995226690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 10 bin şube, 200 bin çalışan ve 950 milyar TL’lik aktif büyüklüğe sahip Türk Bankacılık Sistemi yılın ilk 9 ayında yaklaşık 17 milyar TL net kâr elde etti. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre %7 artış gösterse de aslında sektörde faaliyet gösteren 49 bankadan yarısından çoğunun kârları geçen yıla göre azalış gösterdi. Bankacılık sektörü dünyada çalkantılı bir dönemden geçmesine rağmen ülkemizdeki bankalar hız kesmeden kârlılıklarını arttırmaktalar. Sadece 4 bankanın yalnızca 9 ayda elde ettiği net kâr, Türkiye Cumhuriyeti’nin IMF’ye kalan borcundan daha fazla. Bu kârın %54’ü özel bankaların, %30’u kamu bankalarının, %9’u yabancı bankaların, %4’ü Kalkınma ve yatırım bankalarının, kalan %3’ü ise Katılım bankalarının. ING, Şekerbank, Fortis, TEB gibi küçük bankalar kârlılıklarını arttırmakta zorlanırlarken Garanti, Yapı Kredi, İş bankası, Akbank gibi büyük bankalar çok yüksek kârlılıklarla yola devam etmekteler. Bu tabloya göre banka evlilikleri sürpriz olmayacak. Otorite de diğer taraftan sektördeki tekelleşmeden rahatsızlık duyduğunu her fırsatta dile getirmeye başladı. 49 bankadan müteşekkil bankacılık sisteminin net kârının %80’inden fazlası sadece 3 kamu bankası ve 4 büyüklere ait. (Garanti, İş, Yapı Kredi, Akbank) &lt;br /&gt;Bankacılık sektörünün otoritesi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun, bankaların üst düzey yöneticileriyle yaptığı periyodik anketin en sonuncusuna göre önümüzdeki döneme dair beklentiler TÜFE’nin son çeyrekte aynı seviyelerde tutunacağı yönünde. Amerikan Doları’nın mevcut duruma göre yılı belirgin bir artış-azalış yaşamadan aynı seviyelerde tamamlayacağı bekleniyor. Reel sektörün finansman ihtiyacının artacağına dair çok kuvvetli bir beklenti hâkim. Konut kredisi oranlarının daha da düşeceğine dair beklenti yok denecek seviyede iken çoğunluk bu seviyelerde bir süre daha kalacağı yönünde hemfikir. Görüş bildiren üst düzey yöneticilerden %22’si ise konut kredisi oranlarının yılsonuna doğru artacağını öngörüyor. Bankacılıkta kârlılığın hangi yönde olacağı sorusuna verilen cevaplarda “kârlılık azalacak” diyenler çoğunlukta. Bankaların mevduata verdikleri faizle kredilerden aldıkları faiz arasındaki marjın daralması kârlılıkları direkt olarak etkileyen unsurların başında geliyor. Bu durum karşısında önümüzdeki dönem bankaların komisyonlardan ve hizmet gelirlerinden kârlılığı arttırma eğilimine girmeleri kaçınılmaz. &lt;br /&gt;Bankaların üst düzey yöneticilerine “önümüzdeki dönem bankaların kârlılığını aşağıdakilerden en çok hangisi etkileyecek” sorusu yöneltildiğinde sıralamalarının en sonunda “sektördeki rekabet seviyesi” yer alıyor. Bu durum Türk Bankacılık Sektörü’ndeki kangren haline gelmek üzere olan sorunun en net teşhisi aslında. Yöneticilerin kârlılıklarda en son düşündüğü şey, hatta hiç düşünmedikleri ve endişe etmedikleri şey sektördeki rekabet durumu. Sektörün geneline hakim az sayıdaki büyük banka gittikçe pazara daha çok hakim olacak ve sektör 3-4 özel büyük banka etrafında kümelenecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;Önümüzdeki dönemle ilgili söylenebilecek en net şey bankaların kârlılıklarının daralacağıdır. Bankalar düşen kârlılıkları telafi edebilmek için daha çok hacim yapmak zorunda kalacaklar, daha fazla kredi kullandırmaya çalışacaklar, daha fazla kredi kartı satmaya çalışacaklar ve her şeyden önemlisi faiz dışı gelirlerini, bankacılık hizmet ücretlerini arttıracaklardır. Önümüzdeki yıl daha pahalı hizmet alınan, açık veya gizli daha yüksek komisyonların konuşulduğu bir bankacılık sektörü göreceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2891597423728050170?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2891597423728050170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/son-donem-beklentileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2891597423728050170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2891597423728050170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/son-donem-beklentileri.html' title='Son dönem beklentileri'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TPA2qFqVZkI/AAAAAAAACN4/i5Z4U4n9_xw/s72-c/son%2Bd%25C3%25B6nem%2Bbeklentileri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6633925816666205416</id><published>2010-11-18T00:33:00.002+02:00</published><updated>2010-11-18T00:34:32.131+02:00</updated><title type='text'>Kim derdi ki bu millet tefecilere rahmet okuyacak…</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TORYXmTbNDI/AAAAAAAACNw/6tPJAIfelro/s1600/tefeci.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TORYXmTbNDI/AAAAAAAACNw/6tPJAIfelro/s320/tefeci.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540650604014810162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Elbette tefecilere rahmet okunmaz, lakin teşbihte hata olmaz. Bankalar, özellikle kredi kartından yahut kredili mevduat hesabından dara düşüp nakit çeken insanlara öylesine öldürücü faiz uyguluyor ki biçare insanlar bu borçlarını ödeyebilmek için tefecilere başvuruyorlar. Türkiye’de bankacılık sisteminin geldiği nokta maalesef bu, tefecilere rahmet okutan bir sistem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öyle bir sistem ki, 2010 yılı Eylül sonu net karlarına baktığımızda piyasa yapıcısı dört büyük bankanın (İş Bankası, Garanti, Akbank ve Yapı Kredi) net karlarının 8 milyar 750 milyon TL olduğu görülüyor. Sektördeki yalnızca dört adet bankanın sadece 9 aylık net karı, Türkiye Cumhuriyeti’nin IMF’ye kalan toplam borcu kadar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde yıllık enflasyon %8. Reel bir getiri elde edebilmek için enflasyon oranının üzerinde bir getiri elde etmek elzem. Bu reel getirinin kesin bir sınırı olmamakla birlikte makul bir sınırı vardır ve olmalıdır da zaten. Makul reel getiri oranı bu enflasyon seviyesinde %10 kabul edilse, artı yıllık %8 enflasyon ve 1-2 puanlık yuvarlama ile kabaca yıllık maksimum %20’lik bir faiz seviyesi bu bankaları doyurmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim insanımız ariftir. Reel getiri, bileşik faiz vs gibi ince hesap kitap işlerinde usta olmasa dahi bu ortamda bankaların nasıl öldürücü oranlarla, sözleşmelerle hayat karartabileceğini bilir. Bankalarla çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi bilir. Bilir bilmesine de hayat şartları, şu veya bu nedenle insanlarımız bu bankaların kucağına düşebiliyor. Her biri avukatlar ordusu ile çalışan ve artık önemli bir kısmı yabancıların eline geçmiş bulunan bankalar, dara düşüp nakit ihtiyacını istemeyerek de olsa kredili mevduat hesabından yahut kredi kartından temin yoluna giderek büyük yanlış yapmış insanları affetmiyorlar. Nasıl affetmiyorlar, yıllık %8 enflasyon oranının olduğu günümüzde kredili mevduat hesabına, inanmak güç ama, %80 yıllık faiz uygulayarak affetmiyorlar. Kredi kartından nakit çekime yıllık %35-40 faiz bindirerek affetmiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çarpık sisteme müdahale edilmemesi tefeci piyasasını canlandırdı. İnsanlar şu veya bu nedenle bankalara olan kredi kartı ve kredili mevduat hesabı borçlarını tefecilerden aldıkları borçlarla kapatıyorlar. En yaygını, tefeciler çeşitli isimlerle kurdukları göstermelik şirketlerine aldıkları POS’lar ile kendilerine başvuranların borçlarını yapılandırıyorlar. “Bankaya olan borcuna banka yıllık %40 faiz uyguluyor, ben sana %20 yıllık faizle para vereyim, bankaya borcunu kapatalım, seni bankadan kurtarayım” Maalesef bankalardan kurtulmak için, banka borçlarının kapatılabilmesi için tefecilere başvurular inanılmaz derecede yoğun. Bankaların bu fahiş oranlarla insanları kıskaca almasına müdahale etmeyen devlet, borçluların bu bankalardan kurtuluş olarak gördüğü tefecilerin peşinde. Tefecilik de tabi ki asla ve asla kabul edilemeyecek bir oluşum ama sivrisineklerle beyhude mücadeleyi bırakıp bataklığı kurutmak için kim ne zaman faaliyete geçecek acaba… “Kim derdi ki bankalar tefecilere rahmet okutacak” derken bunu kastediyorduk, tefecilerin bile yıllık %20 faizle çalıştığı ortamda yıllık %80 faizle çalışan bankalar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmet okutmak demişken, bu sözün çıkışına sebep olarak anlatılan olay ile yazımızı tebessümle sonlandıralım. Evvel zamanda şehrin birinde bir mezar soyguncusu varmış. Cenaze gömüldükten bir gün sonra mezara bir gidilirmiş ki, mezar soyulmuş, cenazenin kefeni, kabrin tahtaları vs… Ahali bu mezar soyguncusunun kim olduğunu bilirmiş bilmesine de bir türlü suç üstü yakalayamazmışlar. Gel zaman git zaman bu böyle sürüp giderken mezar soyguncusu ölüm döşeğine düşmüş ve oğlunu çağırarak “ben bu güne kadar sizin rızkınızı mezar soyarak çıkardım. Şimdi ölüp gidiyorum. Arkamdan herkes bayram yapacak. Bir kişi bile 'Allah rahmet eylesin' demeyecek. 'öldü de kurtulduk' diyecekler” diye itirafta bulunmuş, üzüntüsünü dile getirmiş. Bu olay oğlanın çok gücüne gitmiş. Babasına “sana söz veriyorum baba, herkes arkandan rahmet okuyacak” demiş. Mezar soyguncusu ölmüş, ahali hakikaten bayram etmiş. Birkaç gün sonra gene bir cenaze, ama herkesin içi rahat. Cenaze gömülmüş. Bir gün sonra mezarlığa gidildiğinde o da ne, mezar gene soyulmuş ve eskisinden farklı olarak cenazenin göğsüne kocaman bir haç çakılmış. İnsanlar artık bunu sürekli görünce “Allah gani gani rahmet eylesin, merhum filanca efendi de mezar soyardı ama hiç olmazsa böyle haç çakmazdı” demeye başlamışlar. Oğlan hakikaten de babasına bol bol rahmet okutmuş arkasından…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlara. Hayırlı bayramlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6633925816666205416?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6633925816666205416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/kim-derdi-ki-bu-millet-tefecilere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6633925816666205416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6633925816666205416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/kim-derdi-ki-bu-millet-tefecilere.html' title='Kim derdi ki bu millet tefecilere rahmet okuyacak…'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TORYXmTbNDI/AAAAAAAACNw/6tPJAIfelro/s72-c/tefeci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-6601007831517797232</id><published>2010-11-15T17:41:00.002+02:00</published><updated>2010-11-15T17:42:07.827+02:00</updated><title type='text'>“Sosyal Devlet” bankalara ne zaman dur diyecek?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TOFUvj4HhAI/AAAAAAAACNo/2J-7v6phou0/s1600/bankalara%2Bdur.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 306px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TOFUvj4HhAI/AAAAAAAACNo/2J-7v6phou0/s320/bankalara%2Bdur.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539802192703620098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Anayasamızda devletimizin ve yönetim şeklimizin tarifi yapılırken “sosyal devlet” tabiri vurgulanır. Sosyal devlet tabirinden “sosyal adaleti sağlamak için devletin sosyal ve ekonomik hayata aktif müdahalesi” anlaşılmaktadır. Devlet belki her zaman ifade edilen amacı sağlamak maksadıyla olmasa da gereğinden fazla sosyal hayata müdahale ederken güçsüz vatandaşını güçlü ekonomik kurumların sömürüsünden korumak amacıyla acaba ne zaman ekonomik hayata müdahale edecek? Evet, güçsüz vatandaşın güçlü bankalar karşısındaki durumundan bahsediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bankaların faaliyetleri şu çarktan ibaretti: vatandaştan mevduat topla, bu parayla devlet tahvili ve hazine bonosu al, bu kâğıtlardan kazandığın faizin bir kısmını da mevduat yatıran müşterilerle paylaş. Ekonomik şartların değişmesiyle sadece devlet tahvili ve hazine bonosu faizinin bankaları doyurmaya yetmeyeceği anlaşıldığında bankalar bireysel bankacılığı ve akabinde aktif pazarlamayı “keşfettiler”. Gerekli düzenlemelerin yapılmamış olmasından istifade eden bankalar, 1000 liralık geliri olan kişilere 5000 lira limitli kredi kartları sattılar, aynı kişilere 5000 lira limitli kredili mevduat hesapları (KMH) açtılar ve bilinçsizce bunları kullanan büyük bir kitle yakaladılar. Felaket adım adım ve “geliyorum” diye bağırarak bizi sarmaladı. Milyonlarca insan milyarlarca TL borç altına girdi, bunları ödeyebilmek için evinden arabasından oldu. Sosyal devletin gereği olarak düzenleyici kurumların bu duruma göz yummaması gerekiyordu ama meydan bankalara bırakıldı, karşılıksız para alıyormuşçasına sıcak paraya karşı koyamayan insanlarımız, evet kendileri düştüler ama sadece kendileri ağlamadılar bu süreçte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde oyunun şekli biraz değişse de özü hiç değişmedi aslında. Zor durumda ama az çok geliri de olan insanlar sürekli bankaların amansız takibinde. Aslında çoğu kişi bankaların insafsızlığının ve bankalarla çalışmanın ne demek olduğunun farkında olsa da, maddi açıdan zor durumda olmaları yüzünden tüm prensiplerini bir kenara bırakarak istemeyerek bankaların müşterisi olmakta... Bu durum karşısında, sosyal devlet olmanın gereği vatandaşını bankaların insafsız şartları karşısında korumak değil midir? Yıllık enflasyonun %8 olduğu bir ülkede bir bankanın KMH faizinin yıllık %80 olmasına nasıl müsaade edilebilir? Bankalar hala nasıl televizyonlarda gazetelerde aslında yıllık faizi %18 olan bir krediyi “aylık %0,45 faizli” diye pazarlayabilir? “Sattığı” kredi kartı için bir banka nasıl olur da 30-40 lira her yıl ücret alabilir ve dahası, nasıl olur da bir bankanın müşterisinden kart “kullanmama” bedeli almasına göz yumulabilir? Yıllık 50 Dolar’ın üzerinde hesap işletim ücreti dünyanın hangi ülkesinde uygulanabilir? Maalesef ülkemizde bunların hepsini yaşamaktayız. Banka ve bankalardan sorumlu resmi kurum yöneticilerinin, “banka” ve “bankacı” kelimelerinin insanlarda neden nefret uyandırdığını anlamakta zorlanıyor görüntüsü vermeleri oyununu daha ne kadar seyredeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bankalara gitmeyin, şu bankaları tercih etmeyin demekle geçiştirilemeyecek ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Devlet, sosyal devlet olmanın gereğini yapıp bu duruma müdahale etmelidir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu koşullarda çalışan bankalar yok, bizde de olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm koşulların bankaların lehine olduğu, vatandaşın bankaların karşısında korunmasız kaldığı bu insafsız piyasada yabancılar milyar dolarlar verip Türk bankalarından hisse almayacak da hangi ülkenin bankalarından hisse alacak? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan izin alıp bir an evvel Türkiye’de bankacılık faaliyetlerine başlamak için ellerini ovuşturan yeni taliplerden ve mevcutlardan bu vatandaşı kim ne zaman koruyacak?..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-6601007831517797232?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/6601007831517797232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/sosyal-devlet-bankalara-ne-zaman-dur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6601007831517797232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/6601007831517797232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/sosyal-devlet-bankalara-ne-zaman-dur.html' title='“Sosyal Devlet” bankalara ne zaman dur diyecek?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TOFUvj4HhAI/AAAAAAAACNo/2J-7v6phou0/s72-c/bankalara%2Bdur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1759784535856091740</id><published>2010-11-03T10:34:00.000+02:00</published><updated>2010-11-03T10:36:06.501+02:00</updated><title type='text'>İllerimizin bankacılık sektöründeki sicili</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TNEe0MOLKqI/AAAAAAAACNg/8QzwabH6oHE/s1600/illerimiz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 147px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TNEe0MOLKqI/AAAAAAAACNg/8QzwabH6oHE/s320/illerimiz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535239298997758626" /&gt;&lt;/a&gt; Mevduat bankalarıyla yahut katılım bankalarıyla her hangi bir iş ilişkisine girmiş tüm kişilerin ekonomik sicilleri belli bir merkezde toplanıp bu bilgiler tüm bankaların kullanımına sunulmakta. Her hangi bir bankadan alınan kredi kartı, kredi, çek defteri vs hangi ürün olursa olsun müşterinin bu ürünleri ne kadar “düzgün” kullanıp kullanmadığını tüm bankalar sistemlerinden görebilmekteler ve buna göre müşterilerini sınıflandırmaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna benzer şekilde, bankaların üst mercii olan kurum da (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, BDDK) ülke çapındaki tüm bu verileri derleyerek her 3 ayda bir yayınlamaktadır. Bankalar, sistemlerinden şahıs bazında yahut firma bazında müşterilerinin performansını takip ederken BDDK’nın sunduğu bu veriler de sektörler ve illerin ekonomik performansı hakkında genel bilgiler verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDDK’nın, kısa ismi Fintürk olan, Finansal Türkiye Haritası 2010 ilk yarı verilerinden derlediğimiz verilerle illerimizin bankacılık alanındaki genel performanslarına göz atacağız. Bunu yaparken bankaların sadece yurt içi şubeleriyle yapılan işlemleri dikkate alacağız ve İstanbul, Ankara, İzmir’i çalışmamızın dışında tutacağız. Sonuçları yorumlamadan, sadece sayısal verilere dayanan mevcut durumu paylaşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bankacılık verilerine göre, kişilere yahut firmalara, bankaların kullandırdığı nakdi kredilerde geri ödemelerin en sorunlu olduğu iller bankalara 3 milyar 350 milyon TL kredi borcu olan Iğdır, Düzce ve Zonguldak. Nakdi kredilerin bankalara geri ödemesinde en az sorunlu iller ise bankalara 900 milyon TL’nin üzerinde nakdi kredi borcu olan Tunceli, Bingöl ve Karaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşıt kredilerine baktığımızda ise bankaların tahsilâtta en zorlandığı illerin, bankalara toplam 30 milyon TL’nin üzerinde taşıt kredisi borcu olan Kırıkkale, Sivas ve Artvin olduğu görülüyor. Taşıt kredilerinde en sorunsuz illerin ise bankalara yaklaşık 7 milyon TL taşıt kredisi borcu olan Bitlis, Karaman ve Muş olduğunu görüyoruz. BDDK verilerinde sıfır araç-ikinci el araç ayrımı olmasa da sorunlu taşıt kredilerinin daha çok ikinci el binek araçlarda olduğu sektörde bilinen bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar konut kredilerinin tahsilâtlarında daha rahatlar. Müşteriler, borca söz konusu olan şey içinde yaşadıkları ev olunca kredilerini geri ödemekte daha gayretliler. Taşıt ve diğer tüketici kredilerine oranla konut kredilerinin geri ödemesindeki gecikmeler, yasal takipler çok daha az. Konut kredilerinin geri ödemesinde en zorlanan iller, bankalara toplam 102 milyon TL konut kredisi borcu olan Hakkâri, Ardahan ve Düzce. Konut kredisinde bankaların verdikleri krediyi geri almakta en az zorlandığı, en az sıkıntı yaşadığı iller ise Karaman, Kırşehir ve Tunceli. Bu üç ilimizin bankalara toplamda 200 milyon TL konut kredisi borcu var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşıt ve konut haricinde, müşterilerin kullandığı diğer tüm tüketici kredilerinin tahsilâtlarında ise bankaların en çok zorlandığı iller, bankalara toplamda 3 milyar 150 milyon TL diğer tüketici kredisi borcu bulunan Gaziantep, Antalya ve Aydın illerimiz. Bu kalemde yaklaşık 250 milyon TL bankalara borcu bulunan ve bankaların tahsilâtta en az zorlandığı illerimiz ise Tunceli, Muş ve Bitlis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalardan kişi başı en çok nakdi kredi kullanan illerimiz ise Antalya, Kocaeli ve Muğla. Bu üç ilimizin bankalara kredi borcu toplamda 26 milyar TL’ye yakın. Bu rakam şahısların ve firmaların (gerçek ve tüzel kişilerin) kullandığı nakdi kredileri gösteriyor. Bankalardan kişi başına en az nakdi kredi kullanılan iller ise, bankalara toplamda 600 milyon TL kredi borcu olan Muş, Hakkâri ve Şırnak illerimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevduatta ise bankalarda kişi başı en çok mevduata sahip illerimiz Muğla, Antalya ve Uşak. Bu mevduat sadece şahıslara ait olan, firmaların mevduatının dâhil edilmediği tutardır (Tasarruf mevduatı). Sadece bu üç ilimizin bankalarda tuttuğu tasarruf mevduatının toplamı 16 milyar 500 milyon TL’dir ki bu tutar İstanbul, Ankara, İzmir hariç tüm Türkiye’nin tasarruf mevduatının yaklaşık %13’üne tekabül etmektedir. Bankalarda kişi başına en az mevduata sahip illerimiz ise Muş, Ağrı ve Bitlis. Bu üç ilimizin bankalardaki toplam tasarruf mevduatı sadece 415 milyon TL.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu verilere dayanarak ekonomik ve kültürel birçok genelleme yapmak, çeşitli varsayımlar üretmek mümkünse de biz konunun o tarafına girmeyip sadece derlenmiş bu verileri sunmakla yetineceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1759784535856091740?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1759784535856091740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/illerimizin-bankaclk-sektorundeki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1759784535856091740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1759784535856091740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/11/illerimizin-bankaclk-sektorundeki.html' title='İllerimizin bankacılık sektöründeki sicili'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TNEe0MOLKqI/AAAAAAAACNg/8QzwabH6oHE/s72-c/illerimiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7165954835134658205</id><published>2010-10-27T10:55:00.002+03:00</published><updated>2010-10-27T11:24:11.529+03:00</updated><title type='text'>Petrol şirketlerini boykot mu dediniz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TMfhpNca5rI/AAAAAAAACMk/KImIOEP1vOg/s1600/petrol.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TMfhpNca5rI/AAAAAAAACMk/KImIOEP1vOg/s320/petrol.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532638765347694258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Petrol şirketleri fiyatları arttırmaya hazırlanıyor, hiç benzin almayarak araçlarımızı garaja park etmek mümkün değil. O halde sadece aşağıdaki üç şirketten benzin almayarak en azından bu şirketleri, fiyatları yükseltmemesi ve hatta indirmesi konusunda zorlayabiliriz” Özetle bunu ifade eden bir mail daha önce sanırım size de ulaşmıştır. Son günlerde aynı mail biraz daha farklı ifadelerle tekrar dolaşmaya başladı. Petrol fiyatlarını arttıran ve 1 litre benzin için dünyada en çok parayı bizim veriyor olmamızın sorumlusu ambargo uygulamamız istenen bu petrol şirketleri mi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu biraz genelden ele almaya başlamakta fayda var. Dünyada petrol fiyatlarını oluşturan en önemli etken (arz-talep klasiğinden sonra) petrol çıkarılan ülkelerdeki stabilitedir, yani bu ülkelerdeki savaş ve kargaşa durumu, ekonomik ve politik istikrarın vaziyetidir. Dünya çapında petrol fiyatlarının ilk sıçradığı dönemler 1970’lerin ortalarındaki Arap-İsrail savaşı, 1980’lerin hemen öncesi ve sonrasındaki İran Devrimi ile İran-Irak savaşıdır. Bu gelişmeler sonucu, 1973’te varili (1 varil 159 litre) yaklaşık 5 Dolar olan ham petrolün fiyatı 1983 yılına gelindiğinde yaklaşık 30 Doları gördü. 2000’li yıllarda ise petrol çıkarılan ülkelerdeki savaş ve kargaşalara Suudi Arabistan’ın petrol rezervlerinin tahmin edilenden erken biteceği gibi bir takım spekülasyonlar da eklenince 2001’de 23 Dolar olan ham petrolün varili Temmuz 2008’de İran-ABD restleşmesinin doruğa ulaşmasıyla tarihi rekorunu kırarak 147 Doları görüp nihayet bugünkü seviyesi olan 80 Dolara “geriledi”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol en çok ve en yaygın kullanılan enerji kaynaklarından biridir. Petrol fiyatlarındaki artış tüm dünyada malların ve hizmetlerin fiyatlarını da arttırır. Petrol fiyatları arttıkça, petrolle çalışan ekipmanlarca çıkarılan altının fiyatı da artar, mazotla çalışan pompalarla sulanan tarlalarda bahçelerde yetişen ürünlerin fiyatları da zamlanır, üretilen diğer ürünlerin ülke içinde yahut ülke dışındaki pazarlara nakliye masrafları da artar ve o ürünlerin fiyatları zamlanır. Kısaca, petrol fiyatlarındaki artış herkesi çok yakından ilgilendiren önemli sonuçlar doğurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 2010 ilk yarı sonu verilerine göre ülkemizde petrol piyasasının %81’i beş şirketin elinde. En çok pay sahibi olandan az pay sahibi olana göre sırasıyla bu şirketler Avusturya’lı Petrol Ofisi %32.8, İngiliz Shell %18, Koç Holding’in Aygaz’ının en büyük ortağı olduğu Opet %15, İngiliz BP %10 ve Fransız Total %5.1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki petrolün %80’i sadece 12 ülkenin rezervlerinde. (OPEC ülkeleri, Petrol İhraç Eden Ülkeler: Kuveyt, İran, Irak, S.Arabistan, Venezüella, Katar, Libya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Ekvator ve Angola) Biz de diğer bir çok ülke gibi petrolü Dolar karşılığında dışarıdan satın alıyoruz. Ülkemizde akaryakıtta otomatik fiyatlamaya geçildikten sonra herkes benzin fiyatlarının dolar yükselirse ve ham petrolün varil fiyatı artarsa artacağını, bunlar düşerse de bizdeki benzin fiyatlarının da düşeceğini zannetti ama gerçekleşen durum hiç de öyle olmadı. Olmadığının en bariz göstergesi Temmuz 2008’de varili 180 TL olan ham petrol bugün 115 TL, Peki 2008’de litresi 3,45 TL olan benzin bizde neden bugün 3,75 TL? Bunun asıl sorumlusu petrol satan şirketler değil petrole konan vergidir. Bugün satın aldığımız benzinin rafineri çıkış fiyatı yani vergisiz fiyatı sadece 95 kuruştur. %268 vergi ile 3,45 TL olan 1 litre benzin yaklaşık 30 kuruşluk nakliye ve istasyon kârı ile bize 3,75 TL’ye ulaşmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada ham petrol fiyatları artar artmaz yahut Dolar yükselişe geçer geçmez “otomatik fiyatlama gereği” hemen zamlanan benzin fiyatları, durum terse dönüp de Dolar ve dünyada ham petrol fiyatları düşünce pompa fiyatlarına yansımıyor. Bunun en büyük nedeni Maliye’nin düşüşlerde vergi oranlarını yükselterek pompa fiyatlarını sabitlemesi ve vergi gelirini arttırması. Kaçak benzin-mazot ticaretini arttıran bu uygulama kayıt dışı çalışanlardan alınamayan vergilerin telafisi için kayıt altındaki kişilere daha da yüklenerek alınmaya devam ediliyor. Tarım ve hayvancılıktaki hüsrandan sonra Maliye’nin de kayıt dışı ile mücadelede yıllardır pasif davranıp kayıt dışı çalışarak para kazananlardan vergi alamaması, bunu telafi etmek için kayıt altına girmiş dürüst insanlara, ücretlilere, esnafa ve kurumlara her yönden yüklendikçe yüklenmesi üzücü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7165954835134658205?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7165954835134658205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/petrol-sirketlerini-boykot-mu-dediniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7165954835134658205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7165954835134658205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/petrol-sirketlerini-boykot-mu-dediniz.html' title='Petrol şirketlerini boykot mu dediniz?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TMfhpNca5rI/AAAAAAAACMk/KImIOEP1vOg/s72-c/petrol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2552171768605909728</id><published>2010-10-23T17:06:00.000+03:00</published><updated>2010-10-23T17:07:31.179+03:00</updated><title type='text'>Madem Evinizi Krediyle Alacaksınız</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TMLsA8rYEoI/AAAAAAAACMc/LGTnZJDiNSk/s1600/madem+krediyle+konut+alacaksiniz.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 210px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TMLsA8rYEoI/AAAAAAAACMc/LGTnZJDiNSk/s320/madem+krediyle+konut+alacaksiniz.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531242793396605570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Satın alınacak şey ne olursa olsun bunu satın almanın en kestirme ve en rahat yolunun mevcut maddi birikimle olacağına şüphe yok. Yeterli maddi güce kavuşmadan dış destekle satın alınacak her şeyin ekstra bir maliyeti külfeti olacaktır, bu dış destek aileden yahut yakın bir dosttan alınacak değilse tabi. Günümüzdeki tüketim alışkanlıkları bizleri maalesef maddi gücümüz olmasa dahi bazı harcamalara itiyor, iç sesimiz çoğumuza “kendini bundan mahrum bırakma, borçlanarak al, tüket, kullanmaya başla, akabinde bir şekilde ödersin” diye fısıldıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ev satın alarak ev sahibi olmak şüphesiz ev sahibi olmayan herkesin bir gün mutlaka gerçekleştirmeyi düşündüğü, bunun için çalıştığı, ulaşmak istediği tatlı bir hedeftir. Bu minvalde, yeterli birikimi olmadığı halde kendince bazı sebeplere istinaden konutunu krediyle alacaklara konut kredisi kullanımı hususunda bazı ikazlarda ve yönlendirmelerde bulunmakta fayda var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımız bir mevduat bankasından kredi yahut bir katılım bankasından fon kullanarak ev satın almayı düşünenlere, buna karar vermiş olanlara hitap ediyor. Yani yeterli birikimimiz yok ve buna rağmen dış destek olarak bu kurumlara başvurup kredi kullanmaya hazırlananlar, bunu planlayanlar. Tasarruflarımızla ev almaya hazır olmadığımız malum, peki krediyle ev almaya hazır mıyız? Bu sorunun cevabı için kendimize mini bir test yapmak durumundayız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Aylık düzenli ve yeterli bir gelirimiz var mı? Düzenli bir gelirimizin olması ve bu düzenli gelirin kredi süresince (5 yıl, 10 yıl!) elde edilmesine kesin gözüyle bakabiliyor muyuz? Maaşlı çalışmıyorsak ve düzenli bir gelirimiz yok ise, kazandığımız 3 aylık paranın toplamı sürekli belli bir seviyenin üzerinde kalabiliyor mu? Aydan aya değişse de, her 3 aylık toplam kazancımızın en az 5,000 TLolması gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Kredi geçmişimiz düzgün mü? Bankaların kredi kartı, kredi, çek ve senet kullanan kişiler hakkında istihbarat imkanı son derece geniştir. Bir bankadan alarak kullandığımız kredi kartımızın ödemelerini ne ölçüde düzenli yaptığımızı tüm bankalar görebilir. Özellikle yakın geçmişte ödenmemiş bir çek, senet, zamanında ifa edilmemiş bir kredi borcu yahut kredi kartı borcu, kredi alırken mutlaka karşımıza çıkacak ve kredi almamızı olumsuz etkileyebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Belli bir miktar birikimimiz var mı? Satın almayı düşündüğümüz evin değerinin en az dörtte biri kadar birikimimiz olması gerekiyor. Zîra bankaların çok büyük bir kısmı sadece konutun değerinin dörtte üçü kadar kredi verirler. Konutun değeri kadar (%100 finansman) kredi veren bankalar var ise de bunların kredi oranları daha yüksek olmaktadır. Bu da ödemelerimizi ağırlaştıracak, bizi zorlayacaktır. %100 finansman yerine biraz daha sabırlı olup peşinatı biriktirmek her halûkarda daha mantıklı bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Paramız var ancak buna rağmen kiramızı, faturalarımızı, senetlerimizi vs zamanında ödeyebiliyor muyuz? Unutmamak gerekir ki paramızın olduğu durumda da borcun ödenmesi kadar, borcu zamanında ödeme alışkanlığı da çok ama çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Zor zamanımızda ailemizin bize maddi yardımda bulunma durumu var mı? İşlerimizin geçici olarak bozulması, belli bir dönem işsiz kalmamız halinde bize, borçlarımızla birlikte, ellerinden geldiği kadar sahip çıkabilecek maddi imkânı ve isteği olan bir ailemizin olması, kredi kullanım aşamasında, krediye resmi kefil olmasalar dahi fırtınalı günlerde perişan olmamak için önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mini testimizdeki ilk iki soruya hayır demek zorundaysak zaten banka bize kredi vermeyecektir. Sonraki üç sorudan her hangi birisine hayır demek durumundaysak da evdeki bulgurdan da olmamak için krediyi kullanmadan evvel bir daha düşünmekte kesinlikle fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kredi kullanmakta kararlı olanlara bazı önerilerde bulunmakta fayda var. Öncelikle asla sadece kredi oranları üzerinden karşılaştırma yapılmamalıdır. Kredinin gerçek maliyeti 10 yıl boyunca yapacağımız tüm ödemelerin toplamıdır. Karşılaştırmayı bu meblağ üzerinden yapmak doğru olandır. Bir konut kredisindeki masrafları dört ana başlıkta toplayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ekspertiz Ücreti. Konuta giderek hem evi hem de tapudaki belediyedeki kayıtlarını vs inceleyecek eksper için 400 TL - 500 TL arasında bir defaya mahsus alınan ücrettir (100 metrekarelik şehir içindeki standart bir ev için)&lt;br /&gt;2. Dosya Masrafı. Proje komisyonu, operasyon ve istihbarat ücreti vb isimler altında kredi tutarının yaklaşık %1 - %2’sini bir defaya mahsus ödememiz gerekecek.&lt;br /&gt;3. Konut ve DASK Sigortaları. Yıllık kabaca 350 TL civarında ödeme yapmamız gerekecektir (10 yıl boyunca toplam 3 bin 500 TL ödenmiş olacak)&lt;br /&gt;4. Hayat Sigortası. Aslında kanunen zorunlu değildir. Tüketicinin korunması hakkındaki kanun açıkça “bir malın satılması başka bir malın satılmasına bağlanamaz” demekteyse de bankalar müşteriyi zorlayarak hayat sigortası yaptırmadan kredi vermeyebilmekteler. Sıkı bir pazarlıkla hayat sigortası yaptırmamak 100 bin TL’lik 10 yıl vadeli konut kredisinde bize 5 bin TL ile 7 bin 500 TL arasında bir tasarruf sağlar. (Katılım Bankaları, çalışma prensipleri gereği hayat sigortası yaptırmazlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu masraflar için kredinin vadesi boyunca ödeyeceğimiz tutarların toplamları üzerinden karşılaştırma yapmak en doğrusudur, sadece kredi oranına bakarak karşılaştırma kesinlikle yanıltıcıdır. En nihayetinde bunu çok kısaca örnekleyerek yazımıza son verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat sigortasını zorunlu tutan bir bankadan 100 bin TL, 10 yıl vadeli, aylık %0,89 oranla kullanacağınız kredi için 10 yıl boyunca tüm masraflar dahil 176 bin TL ödemiş olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat sigortası yaptırmadan bu krediyi kullanmanıza izin veren bir bankadan ise krediyi aylık %0,95 oranla dahi kullanmış olsanız 10 yıl boyunca tüm masraflar dahil 173 bin 500 TL ödemiş olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu bilgiler ışığında ev satın alma kararımızı, satın alma şeklimizi, krediyle almakta kararlıysak da en azından doğru kurumu seçmek konusundaki yöntemlerimizi yeniden gözden geçirmekte fayda var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2552171768605909728?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2552171768605909728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/madem-evinizi-krediyle-alacaksnz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2552171768605909728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2552171768605909728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/madem-evinizi-krediyle-alacaksnz.html' title='Madem Evinizi Krediyle Alacaksınız'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TMLsA8rYEoI/AAAAAAAACMc/LGTnZJDiNSk/s72-c/madem+krediyle+konut+alacaksiniz.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-5126653409541950657</id><published>2010-10-13T20:29:00.000+03:00</published><updated>2010-10-13T20:30:02.778+03:00</updated><title type='text'>Kur Savaşları</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TLXsbfADHTI/AAAAAAAACMQ/HPyiMYN8-RU/s1600/kur+savaslari.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 210px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TLXsbfADHTI/AAAAAAAACMQ/HPyiMYN8-RU/s320/kur+savaslari.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527584074589478194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1950’li yıllara kadar Dünya savaşlarının yaralarını saran ülkeler, ardından 1990’lara kadar süren bir soğuk savaş dönemine girdiler. Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının akabinde, içinde bulunduğumuz zamandan itibaren savaşlar bundan böyle bir süre “kur savaşları” olarak devam edecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur savaşları nedir? “Ülkelerin kendi paralarının değerini, yabancı paraların değeri karşısında düşük tutmaya çalışmaları ve bu durumu başka ülkelerle rekabette avantaj sağlamaya çalışmaları” şeklinde özetleyebiliriz kur savaşlarını. (Ülkemize uyarlarsak: Dolar 1,20 TL değil 1,75 TL olsun!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ülkeler para biriminin değeriyle oynayarak nasıl bir avantaj sağlarlar? Bir ülkenin parası ne kadar değerli ise o ülkenin diğer ülkelere mal ve hizmet satması da o kadar zor olur. Ülkemize uyarlayarak somutlaştırırsak; Türkiye’de mal imal edip bunu 150 TL’ye yurt dışına satacak firmayı düşünelim. Dolar’ın 1,50 TL olduğu durumda malın yurt dışına satış (ihraç) bedeli 100 Dolar oluyor. Ancak kurların değişmesinin sonucu bizim paramız değerlenirse-yabancı para değersizleşirse, örneğin Dolar 1,50 TL’den 1,20 TL’ye düşerse, yurtdışına o malı satacak firmanın satış fiyatı artık 100 Dolar değil 125 Dolar olacak (150 TL/1,20=125 Dolar). Kurlardaki bu değişiklik sonucu yurt dışına mal satacak firmanın malına durduk yerde %25 zam yapılmış gibi olacak ki bu durumda yurt dışından malı alacak firma büyük olasılıkla alımını iptal ederek kendine başka ülkelerin pazarlarından tedarikçi aramaya başlayacak. Hâlbuki bizim paramızın değeri düşseydi de Dolar değerlenseydi, 1,50 TL’den 1,75 TL’ye çıksaydı mesela, o malın ederi 100 Dolardan 86 Dolara düşecekti (150 TL/1,75=86 Dolar) ve satıcı ülke diğer ülkelere daha çok mal satacak bu durumdan avantaj sağlayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıllardaki ağır ekonomik krizler, ülkelerin faizlerini düşürmelerine yol açtı. Zaten düşük olan faizlerini daha da düşüren gelişmiş ülkelerdeki nakit para sahipleri (sıcak para) faizlerin nispeten yüksek olduğu ülkelere paralarını götürerek o ülkelerden faiz kazanmaya başladılar. Dengeleri alt üst eden de bu sıcak paranın ülkelere girişi oldu. Aslında kur savaşlarını başlatan ülkeler olarak anılan ülkelerin yaptığı savaş değil savunma. Ülkelerine gelen ve getirdikleri yabancı paraları satarak yerli para alan fonlar yerli paraların değerini yükselttiler, tıpkı ülkemizde olduğu gibi. Milyarlarca Doları ülkemize getirerek bunu TL’ye çeviren fonlar TL talebini arttırdı, TL’ye olan yüksek talep, TL’nin değerini arttırdı ve döviz ucuzladı. 100 Dolara satacağı malı şimdi 125 Dolara ancak satabilecek duruma geldi ihracatçımız ve bu yüzden ihracat hız kesti, üretim yavaşladı. Merkez Bankamızın piyasadan Dolar toplamaya çalışarak piyasaya TL vermesinden başka biz bu duruma tedbir almazken başka ülkeler savunmaya geçtiler ve paralarının değerlenmesinin, dövizin ucuzlamasının önüne geçmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde yaşanan ve bir süredir şahidi olduğumuz bu durum şimdilerde pek çok ülkede yaşanıyor. Kavgayı başlatan da parası değerlenen ülkelerin bu duruma müdahale etmeleri ve paralarının değerlenmesinin önüne geçmek için tedbirler alması. Bunun için ülkeye giren fonların girişini yavaşlatmak amacıyla vergi konulmaya başlanması bardağı taşıran son damla oldu ve başta Amerika bu durumu kabul etmeyeceğini açık açık ifade etti, bu ülkelerin mallarına ekstra gümrük vergisi uygulanması için kanun taslağı hazırlayarak bu ülkelere gözdağı verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözdağı verilen ülkeler arasında biz bulunmuyoruz, zira paramızın değerini düşürerek dövizi pahalı hale getirmek gibi özel bir çabamız yok. Görünen o ki yapılacaklar, Merkez Bankamızın rezervlerini 100 milyar Dolara ulaştırmakla sınırlı kalacak. Ancak bu döviz alım ihalelerinin dahi Merkez Bankası başkanının da dediği gibi, kurları değiştirme etkisi olmayacak muhtemelen ve biz düşük döviz, değerli TL ile yola devam edeceğiz, yani bu kur savaşlarının içinde yer almayacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-5126653409541950657?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/5126653409541950657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/kur-savaslar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5126653409541950657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5126653409541950657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/kur-savaslar.html' title='Kur Savaşları'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TLXsbfADHTI/AAAAAAAACMQ/HPyiMYN8-RU/s72-c/kur+savaslari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3875799158983960685</id><published>2010-10-06T22:42:00.000+03:00</published><updated>2010-10-06T22:47:24.405+03:00</updated><title type='text'>Yeni Yabancı Bankalar Geliyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TKzSI5voRHI/AAAAAAAACL0/IEJ8kOSlq2Q/s1600/yeni+yabanc%C4%B1+bankalar.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 173px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TKzSI5voRHI/AAAAAAAACL0/IEJ8kOSlq2Q/s320/yeni+yabanc%C4%B1+bankalar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5525021893258134642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türk Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren ve şube sayısı 100’ün üzerinde olan 14 mevduat bankası ve 4 katılım bankası mevcut. Mevduat bankalarının 3 tanesi Kamu Bankası (Ziraat, Halk ve Vakıf), 6 tanesi özel sermayeli banka (İş, Garanti, Ak, Yapı Kredi, TEB ve Şekerbank) 5 tanesi de yabancı sermayeli banka (Denizbank, Finansbank, ING, HSBC ve Fortis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıllardaki ekonomik krizlerden sonra ülkemizi (Osmanlı’nın son zamanlarındaki güçsüz haline atıf yaparak) ikinci kez “hasta adam” ilan eden çevreler, yüksek borç rakamları ve işsizlik oranları ile sürdürülemez borçlanmalarıyla içlerindeki gerçek hastaları fark etmek zorunda kaldılar. Bizden “hasta adam” diye bahsedenlerin bazıları bugün “domuzlar” olarak adlandırılıyor. (İngilizce baş harfleri:P.I.G.S., Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya) Gelişmiş ülkelerin bankacılık sektörlerindeki büyük oyuncular dahi 2001 krizinden ders alarak çıkan ve karlılık rekorları kıran Türk bankacılık sektörüne ve ekonomimize imrenerek bakmaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde bu çevreler ülkemizde banka kurmak için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kapısında yatıyorlar. Kurum’dan bankacılık lisansı elde edebilmek için randevu alan 10’un üzerinde grubun görüşmelere başlamak için sabırsızlandığı biliniyor. BDDK ise resmin artık değiştiğini, hasta adamın Türkiye değil Avrupa olduğunun farkında ve işi çok sıkı tutuyor. Yasal olarak 30 milyon TL banka kuruluşu için yeterli iken BDDK açık açık “300 milyon doları olmayan randevu dahi istemesin” açıklaması yaptı. Bu açıklamadan sonra yeterlilik sağlayan 10 civarında yabancı grup görüşmeler için sırada bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Bakanı Ali Babacan’ın ve ardından BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’in son zamanlardaki konuşmalarında konuyu sürekli gündeme getirmeleri bu görüşmelere başlanacağının işareti sayılabilir. 300 milyon dolar (450 milyon TL) ödenmiş sermaye, yasal zorunluluk olan 30 milyon TL ile karşılaştırıldığında ilk etapta yüksek bir talep gibi görünse dahi, işin aslının öyle olmadığı mevcut bankaların ödenmiş sermayelerine bakınca anlaşılıyor. Yukarıda saydığımız şu an faaliyetteki özel sermayeli 6 bankanın ödenmiş sermaye ortalaması 3 milyar 150 milyon TL, yabancı sermayeli 5 bankanınki 1 milyar 150 milyon TL ve 4 katılım bankasının ödenmiş sermaye ortalaması ise 700 milyon TL.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’in şu kısa açıklaması durumu çok güzel özetliyor: “49 öğrencisi olan bir sınıf düşünün. (32 Mevduat Bankası, 13 Kalkınma ve Yatırım Bankası, 4 Katılım Bankası) Bu sınıf bütün olimpiyatlarda birinci olmuş. Bu sınıfa birileri girmek istiyor; biz de sınıfın ortalamasını bozmamak için, girmek isteyene ‘seviye tespit sınavı’ yapıyoruz. Sınıfın ortalamasını düşürmek istemiyoruz. Bu nedenle girmek isteyenlerden 300 milyon dolar sermaye istiyoruz. Cebine 300 milyon dolar koyan adaylara, kapı sonuna kadar açık” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980’lerde ülkemizde faaliyete başlayan çok sayıdaki yabancı sermayeli banka bizdeki yapısal değişikliklerin gerçekleşmesini tetikledi. Öncesinde hantal bir yapıya sahip bankalar pazarlama odaklı ve teknoloji kullanımına açık kurumlar haline geldi. Peki günümüzde yabancı bankaların Türk Bankacılık Sektörüne ve banka müşterilerinin gündelik finansal hayatlarına bir katkısı beklenebilir mi? Bu soruya rahatlıkla evet demek güç. Türk bankaları, bankaların kullandığı teknolojik altyapı ve bankacılık sektörünü düzenleyen kurallar pek çok gelişmiş ülkelerin bankalarından ve bankacılık kurallarından geri değil. Öyle ki bizde yıllardır mevcut olan bazı düzenlemeleri Amerika henüz 2009 Mayıs’ında gerçekleştirdi. (Kredi kartı faizlerinin geçmişe dönük müşteri aleyhine değiştirilemeyeceği gibi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektörde yer alacak yeni bankaları yakın dönemde göreceğiz. Sıkı düzenlemelerle belirlenmiş sınırlı sayıdaki ürün çeşitlendirilmesi ve teknolojik yenilikler gibi konularda bir beklenti yok ama tüketici lehine rekabette yeni bankalar yeni bir rüzgar estirebilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3875799158983960685?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3875799158983960685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/yeni-yabanc-bankalar-geliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3875799158983960685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3875799158983960685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/10/yeni-yabanc-bankalar-geliyor.html' title='Yeni Yabancı Bankalar Geliyor'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TKzSI5voRHI/AAAAAAAACL0/IEJ8kOSlq2Q/s72-c/yeni+yabanc%C4%B1+bankalar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1189258451640529980</id><published>2010-09-29T19:48:00.001+03:00</published><updated>2010-09-29T19:50:34.975+03:00</updated><title type='text'>Havale Masrafları ve Merkez Bankası’nın kararı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TKNuDeI6nCI/AAAAAAAACLs/YgkIHo4uuF8/s1600/havale.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 283px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TKNuDeI6nCI/AAAAAAAACLs/YgkIHo4uuF8/s320/havale.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522378573995482146" /&gt;&lt;/a&gt;Geçtiğimiz hafta bankacılık sektörü oldukça hareketli bir hafta geçirdi. Özetlemek gerekirse; Devlet Bakanı Ali Babacan’ın “bankalar eline düşeni affetmiyor” açıklaması ile gözler bankaların müşterilerinden aldıkları komisyonlara çevrildi. Bu açıklamanın ardından Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün “Bankaların komisyon çarkı taksimetreden daha hızlı dönüyor” diyerek olayı somutlaştırdı. Çeşitli bankalardan şehir içi bir şubeden diğerine 1,000 TL havale yaparak bazı bankaların aldıkları havale ücretlerini açıklayan Aygün, aynı işlem için bankaların 10 TL ile 50 TL arasında ücret almasını eleştirdi ve “bankacılık hizmetlerinde maliyetle fiyat arasında bir ilişki bulunmadığı ortaya çıktı” dedi. Bankalara ikinci sürpriz ise Merkez Bankası’ndan geldi. Merkez Bankası, bankaların topladıkları 100 TL mevduatın daha önce 5 TL’sini kendi hesabına alırken (munzam karşılık) yaptığı açıklama ile bunu önce %5,5’e çıkardı ve ekledi “bundan sonra munzam karşılıklara faiz uygulamasına son verilmiştir”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu gelişmeleri yorumlamak gerekirse, öncelikle havale, bankaların müşterilerine sunduğu bir hizmettir. Hizmetler fiyatlandırılması en zor ürünlerdir. Bankacılık sektöründe bu tür hizmetlerin fiyatlandırılmasında maliyet esaslı fiyatlandırma yapılmıyor. Bu yüzden 100 metre mesafedeki iki şubeye para transferi ile birbirine en uzak mesafede bulunan iki farklı ildeki şubelere para transferi aynı şekilde tek tarife üzerinden fiyatlandırılıyor. Peki fiyatlama neye göre yapılıyor: bankalar bu hizmetlerin fiyatlandırılmasında “lideri izleme” olarak adlandırılan yöntemi kullanıyorlar. Yani sektör lideri bankaların (İş Bankası, Garanti, Akbank ve Yapı Kredi) fiyatlamaları diğer bankalara örnek oluyor ve “dört büyükler”in fiyatlamaları diğerlerine baz teşkil ediyor. Geçtiğimiz hafta hararetli bir şekilde gündemde yer alan havale masraflarına bakıldığında bankaların 1,000 TL (kasadan kasaya) havale için aldıkları ücretlere göre üç gruplamadan söz edilebilir. İlki en az masraf alan bankalar, 10 TL-30 TL, Kuveyt Türk, Ziraat Bankası, Albaraka, Şekerbank, Bank Asya, Türkiye Finans ve Denizbank. İkinci grup orta derecede masraf alanlar,30 TL-45 TL, Vakıfbank, Halkbank, HSBC, ING, Fortis, Finansbank, Garanti ve İş Bankası. Son sınıflama ise en çok masraf alan bankalar, 50 TL-55 TL, Akbank, Yapı Kredi ve TEB. (21.09.2010 itibarıyla bankaların internet siteleri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar, müşterilerden talep ettikleri ücret ve komisyonları şubelerinde ve internet sitelerinde duyurmak, ilan etmek durumundalar. Bankalarla çalışmak durumunda olan müşterilere düşen ise bankalar arasındaki karşılaştırmayı akıllıca yaparak etik çalışan, mümkün mertebe etik çalışmaya gayret edenleri diğerlerinin arasından ayıklamak ve tercihini doğru yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası’nın faizleri Cumhuriyet tarihinin en dip noktasına çekmesiyle kar marjları iyiden iyiye daralan ve bu yüzden de komisyonlara yüklenen bankalar şimdilerde munzam karşılık oranlarının arttırılması ve Merkez Bankası’ndan aldıkları faizlerin kesilmesine karşı strateji geliştirmeye çalışıyorlar. Topladıkları her 100 TL’nin 5,5 TL’sini Merkez Bankası’nın hesabına yatıracaklar ve 2001’den beri bu paralar için aldıkları faizi de bundan sonra alamayacaklar. Katılım bankalarının alıp zaten gelir yazamadıkları bu faiz gelirinin kesilmesiyle mevduat bankaları geçen seneki karlarının neredeyse %5’ine tekabül eden yaklaşık 1 milyar TL’lik gelirden mahrum kalıyorlar. Bu gelişme üzerine bankaların mevduat maliyetlerini düşürmeleri gerekiyor, bundan sonra öncelik mevduat müşterileri yerine sendikasyon kredileri olabilir. Mevduatla kredi oranları arasındaki marjı tekrar arttırmaları da sürpriz olmayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1189258451640529980?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1189258451640529980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/havale-masraflar-ve-merkez-bankasnn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1189258451640529980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1189258451640529980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/havale-masraflar-ve-merkez-bankasnn.html' title='Havale Masrafları ve Merkez Bankası’nın kararı'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TKNuDeI6nCI/AAAAAAAACLs/YgkIHo4uuF8/s72-c/havale.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-666849115020958713</id><published>2010-09-22T22:29:00.002+03:00</published><updated>2010-09-22T22:32:34.290+03:00</updated><title type='text'>Ortak ATM’ler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJpZyuERBzI/AAAAAAAACLk/v3EVoTO_hsc/s1600/atm.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 303px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJpZyuERBzI/AAAAAAAACLk/v3EVoTO_hsc/s320/atm.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519823021190219570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yaygın ATM ağı bulunan bir iki büyük bankanın ağırdan almasına rağmen Ortak ATM Sistemi, 10 bankanın ortağı olduğu ve yaygın şube ağı bulunan diğer tüm bankaların da üye olduğu, kartlı ödeme sistemlerinde standartları belirleyen Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) koordinatörlüğünde oluşturuldu ve kullanıma sunuldu. Bankalar 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren Ortak ATM uygulamasına geçtiler. Bu tarihe kadar her bankanın müşterisi sadece kendi banka kartıyla (ATM kartıyla) kendi ATM’sinden işlem yapabiliyordu. &lt;br /&gt;Sistemin BKM tarafından kullanım ücretlerine değinilmeden ilan edilmesi, alınan ücretlere ilk etapta tepkinin büyük olmasına yol açtıysa da müşterilerin artık ortak ATM kullanım ücretlerini öğrenmesiyle tepkiler yerini kabullenmeye bıraktı. Ücretlendirme konusunda sistem basit aslında: elinizde hangi bankanın ATM kartı varsa, hangi bankanın ATM kartıyla işlem yapacaksanız o bankanın belirlediği ücreti ödersiniz. Para çekeceğiniz yahut bakiye sorgulayacağınız ATM’nin hangi bankaya ait olduğunun bir önemi yok. &lt;br /&gt;Sorulan ilk soru “neden bankalar para çekme ve bakiye sorgulama işlemleri için müşterilerinden para alıyorlar?” Sistemin düzenleyicisi BKM’nin düzenlemesi gereği, ATM’si kullanılan bankaya belli bir oran ve tutarda komisyon ödeniliyor. Yani A bankasının müşterisi A bankasının kartıyla B bankasının ATM’sinden işlem yaptığında (işlemden kasıt sadece para çekme ve/veya bakiye sorgulamadır) A bankası kendi müşterisi onun ATM’sini kullandığı için B bankasına minimum bir komisyon öder. Bu minimum komisyon, yapılan işlemin masrafıdır. &lt;br /&gt;İkinci soru “işlem ücretleri bankadan bankaya neden farklılık arz ediyor?” Bunun cevabı basit: bazı bankalar, müşterilerinden sadece bankaya mal olan masrafı alırken (aşağıdaki tabloda en dipteki 5 banka) bazı bankalar da işlemlerden kaynaklanan masrafın yanı sıra müşterilerinden fazladan komisyon alıyorlar (aşağıdaki tabloda en dipteki 5 banka haricindeki bankalar) Fazladan komisyon alan bankaların iki temel amacı var. İlki sistemden ekstradan gelir elde etmek. İkincisi, müşterilerinin başka bankalarla tanışmalarına vesile olma ihtimali bulunması dolayısıyla, ATM’sinden para çekmek için dahi olsa, onun başka bankalara gitmesine mani olmak.&lt;br /&gt;Haziran sonu itibarıyla yaklaşık 67 milyon ATM kartı ve 25,300 adet ATM ile büyük bir pazar söz konusu. Aşağıdaki tabloda bankaların internet sitelerinden derlenen güncel ortak ATM kullanım ücretleri-oranları yer alıyor. Bu tablodaki bankaların müşterileri hangi bankanın ATM’sinden işlem yaparlarsa yapsınlar aşağıdaki komisyonları ödüyorlar. (100 TL nakit çekim için müşterilerinden en çok komisyon alan bankadan en az alan bankaya göre sıralama)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Banka 100 TL nakit çekim  için aldığı ücret&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vakıfbank 4,50 TL&lt;br /&gt;Akbank         4 TL&lt;br /&gt;Fortis         4 TL&lt;br /&gt;Garanti         4 TL&lt;br /&gt;HSBC         4 TL&lt;br /&gt;TEB         4 TL&lt;br /&gt;Yapıkredi 4 TL&lt;br /&gt;Bank Asya 3,50 TL&lt;br /&gt;ING         3,50 TL&lt;br /&gt;Finansbank 3 TL&lt;br /&gt;İş Bankası  2,70 TL&lt;br /&gt;Halk Bank 2,50 TL&lt;br /&gt;Denizbank 2 TL&lt;br /&gt;Kuveyt Türk 1,76 TL&lt;br /&gt;Şekerbank 1,76 TL&lt;br /&gt;Albaraka 1,75 TL&lt;br /&gt;Türkiye Finans 1,75 TL&lt;br /&gt;Ziraat Bankası 1,75 TL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-666849115020958713?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/666849115020958713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/ortak-atmler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/666849115020958713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/666849115020958713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/ortak-atmler.html' title='Ortak ATM’ler'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJpZyuERBzI/AAAAAAAACLk/v3EVoTO_hsc/s72-c/atm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7410385662728191181</id><published>2010-09-21T19:25:00.012+03:00</published><updated>2010-09-21T19:46:43.270+03:00</updated><title type='text'>Bankaların şube başına düşen mevduat ve kredi tutarlarına göre sıralaması, 2010 yarı dönem itibarıyla</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje9hJSxII/AAAAAAAACLc/YeyYtQFt4gM/s1600/2010066.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 96px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje9hJSxII/AAAAAAAACLc/YeyYtQFt4gM/s320/2010066.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519406491793278082" /&gt;&lt;/a&gt;Toplam tasarruf mevduatında ilk üç banka ve son üç banka sıralamasında geçtiğimiz çeyrek döneme göre bir farklılık yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje5ysbcKI/AAAAAAAACLU/JaTv8X-crxU/s1600/2010065.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 96px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje5ysbcKI/AAAAAAAACLU/JaTv8X-crxU/s320/2010065.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519406427784573090" /&gt;&lt;/a&gt;Toplam Mevduatta ilk üç banka sıralaması geçtiğimiz dönem ile aynı. Son üç banka sıralamasında Şekerbank ve Fortis en sonda yer almaya devam ederken Denizbank bir üst basamağa çıkıp TEB’i sondan üçüncülüğe itti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje2qzD6KI/AAAAAAAACLM/-bmZgIANeR4/s1600/2010064.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 96px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje2qzD6KI/AAAAAAAACLM/-bmZgIANeR4/s320/2010064.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519406374125299874" /&gt;&lt;/a&gt;Yabancı Para tasarruf mevduatında ilk üç banka ve son üç banka sıralamasında geçtiğimiz çeyrek döneme göre bir farklılık yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJjemYiVoZI/AAAAAAAACLE/BzTjW5plK0M/s1600/2010063.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 96px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJjemYiVoZI/AAAAAAAACLE/BzTjW5plK0M/s320/2010063.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519406094345413010" /&gt;&lt;/a&gt;TL tasarruf mevduatında ilk üç banka ve son üç banka sıralamasında geçtiğimiz çeyrek döneme göre bir farklılık yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJjeSt4Uu2I/AAAAAAAACK8/Lvs_SgRwq7Y/s1600/2010062.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 99px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJjeSt4Uu2I/AAAAAAAACK8/Lvs_SgRwq7Y/s320/2010062.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519405756477389666" /&gt;&lt;/a&gt;Konut kredilerinde ilk üç banka ve son üç banka sıralamasında geçtiğimiz çeyrek döneme göre bir farklılık yok; sadece geçen dönem sondan ikinci olan TEB, Albaraka’yı geçerek sondan ikincilikten sondan üçüncülüğe çıktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJjdaI2n0UI/AAAAAAAACK0/fxQK_KKjaAA/s1600/2010061.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 97px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJjdaI2n0UI/AAAAAAAACK0/fxQK_KKjaAA/s320/2010061.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519404784465465666" /&gt;&lt;/a&gt;Taşıt kredilerinde ilk üç banka geçen dönemki ile aynı, sıralamada ufak bir farkla: lider olan ING durumunu korumaya devam ederken Yapı Kredi, Garanti’yi ikincilikten alarak üçüncülüğe itti. Son üç banka sıralaması ile geçen döneme göre bir değişiklik göstermiyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7410385662728191181?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7410385662728191181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/tast-kredilerinde-ilk-uc-banka-gecen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7410385662728191181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7410385662728191181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/tast-kredilerinde-ilk-uc-banka-gecen.html' title='Bankaların şube başına düşen mevduat ve kredi tutarlarına göre sıralaması, 2010 yarı dönem itibarıyla'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJje9hJSxII/AAAAAAAACLc/YeyYtQFt4gM/s72-c/2010066.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-8309089870065234929</id><published>2010-09-15T15:46:00.002+03:00</published><updated>2010-09-15T15:47:22.567+03:00</updated><title type='text'>Katılım Bankaları</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJDAUtKwHdI/AAAAAAAACJo/jsTfAbUPCsI/s1600/katilim+bankalari.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 178px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJDAUtKwHdI/AAAAAAAACJo/jsTfAbUPCsI/s320/katilim+bankalari.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517121005483466194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İsimleri 2006 yılında “Katılım Bankası” olarak düzenlenen bu kurumlar “Özel Finans Kurumu” olarak Turgut Özal hükümetinin bakanlar kurulu kârarıyla 1983 yılında faaliyet izni almışlar, 1985 yılında da ilk Katılım bankası faaliyete başlamıştır. Kuruluş amaçları Türk Bankacılık sistemine yeni bir alternatif sunmak değil “para satan” mevduat bankalarıyla çalışmak istemeyen ve bu yüzden de birikimlerini yastık altında muhafaza etmek zorunda kalan yahut işlerini büyütmek, makina almak, ev almak vs gibi nedenlerle kredi kullanmak ihtiyacında olan ancak bundan imtina eden kesimin de belirli kurallar dahilinde bu imkanlardan faydalanmasını temin için tamamlayıcı bir faktör olarak planlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global çapta diğer ülkelerde HSBC ve Citibank gibi bankaların da faaliyet gösterdiği katılım bankacılığında ülkemizde bugün toplam 600’e yakın şube sayısı ve 12500’e yakın personelle faaliyet gösteren dört katılım bankası mevcut: Albaraka, Asya, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans. Cumhuriyet’le yaşıt hatta Cumhuriyet’in kurulmasından önce (Ziraat Bankası-1863) faaliyetlerine başlamış ve kökleşmiş bankaların faaliyet gösterdiği bir piyasada bugün itibarıyla 40 milyar TL’ye yakın aktif büyüklüğü ve bankacılık sisteminde kullandırılan fonların yaklaşık %6’sı oranında bir paya sahipler ki bu oranlar çok ciddi oranlar ve eğilim sürekli artış yönünde. Kuruluşlarından bu yana yaşanan en üzücü olay ise, mevduat bankalarının da neredeyse üçte birinin battığı-fona devredildiği Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra ayakta kalamayan İhlas Finans. Katılım Bankalarına olan bakışı negatif etkileyen bu olaydan ve krizden sonra günümüzde Katılım bankaları da 5411 sayılı bankacılık kanununa tabi kılınmış ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun denetimine girmişlerdir. Bankalardaki mevduata verilen devlet güvencesi katılım bankalarına yatırılan fonlar için de geçerli ve bugün Türk Bankacılık Sistemindeki toplam fonların %5’i (28 milyar TL) katılım bankalarında. Bu yılın ilk yarısı olmak üzere, son beş yıla bakıldığında topladıkları bu fonların neredeyse %100’ünü reel sektöre aktarmışlardır ki takdire şayan bu oran mevduat bankalarında %79 seviyesindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılım bankacılığında en sık sorulan sorulardan birisi “katılım bankalarının dağıttıkları kâr payları neden mevduat bankalarının faiz oranlarıyla aynı?” Öncelikle bu oranlar birebir aynı değildir. Zaman zaman banka faizlerinin altında veya üstünde kâr payı dağıtılabilir. Nitekim 13 Eylül 2010 Pazartesi verilerine göre özel sermayeli en büyük dört mevduat bankasının (Akbank, Garanti, İş Bankası ve Yapı Kredi) faiz ortalamarıyla katılım bankalarının dağıttıkları kâr paylarının ortalamalarını karşılaştırma yapmak gerekirse Katılım Bankalarının oranlarının TL’de %11, Amerikan Doları’nda %132, Euro’da %114 daha yüksek olduğu görülür. Katılım bankaları nakdi kredi vermezler, mal alım satımına aracılık ederler; makina, ev vs gibi ihtiyacı olan kişi için o malın bedelini satıcıya peşin ödeyerek malı satın alırlar, daha sonra kendi müşterilerine o malı vadeli ve üzerine kâr koyarak satarlar. Satıştan elde edilen kâr da ticari mantık gereği piyasadaki oranların çok altında veya çok üstünde olamaz. Bu alım satımdan elde edilen belirli oranlardaki kâr, katılım bankalarına paralarını yatıran müşterilerle paylaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sorulan bir diğer soru da “neden hiç zarar etmiyorlar, sürekli kâr dağıtıyorlar?” Katılım bankaları her ay gayrımenkul, araç, hammadde vs gibi binlerce alım satım, binlerce proje yapmaktalar. Bu alım satımları yaparken çok titiz piyasa istihbaratı yaparlar ve karşılığında malı sattıkları müşterilerinden teminat alırlar. Bu binlerce projeden batık çıkan projeler çıksa da kâr ettikleri projelerin yanında bunlar çok cüzi kalırlar ve zararı diğer projelerin kârlarıyla mahsup ederler. Az sayıdaki zarar edilen projelerin zararı para yatıran müşteriye ancak dağıtılan kâr oranının düşmesi şeklinde yansır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırlı yerimizde Türk bankacılık sistemindeki katılım bankalarına özet bir bakış niteliğindeki bu yazımız tabi ki açıklanması gereken tüm noktaları etraflıca açıklamaktan çok uzaktır. Konu hakkında Prof. Dr. İsmail Özsoy’un “Türkiye’de Katılım Bankacılığı” eserini tavsiye ederiz. Türkiye Katılım Bankaları Birliği internet sitesi de konu hakkında detaylı bilgileri barındıran ziyaret edilmesi gereken bir sitedir (tkbb.org.tr)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-8309089870065234929?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/8309089870065234929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/katlm-bankalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8309089870065234929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/8309089870065234929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/katlm-bankalar.html' title='Katılım Bankaları'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TJDAUtKwHdI/AAAAAAAACJo/jsTfAbUPCsI/s72-c/katilim+bankalari.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-1119282927103184741</id><published>2010-09-09T00:57:00.000+03:00</published><updated>2010-09-09T00:59:05.449+03:00</updated><title type='text'>Bireysek emeklilik sistemi; Uzak mı durmalı, katılmalı mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TIgG8oEo5cI/AAAAAAAACJg/hc3LBbc1Ino/s1600/bireysel+emeklilik.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TIgG8oEo5cI/AAAAAAAACJg/hc3LBbc1Ino/s320/bireysel+emeklilik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514665382333965762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımızda 2013 yılında ilk emeklilerini göreceğimiz Bireysel Emeklilik Sistemi nedir, bu sisteme girmek gerçekten avantajlı mı yoksa bu sistem de bir zamanların konut edindirme yardımı kesintileri gibi bir balon mu? gibi sorulara cevap arayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireysel emeklilik sistemini düzenleyen kanun 2001 yılında resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Devletin bu kanun ile amaçladığı şey vatandaşlarının yaşlılıklarında kullanmaları amacıyla güvenli bir şekilde tasarruf yapmalarını teşvik etmek, bu tasarruflarını yatırıma yönlendirmek ve düzenlemek, ekonomiye kaynak sağlamak. Bireysel emeklilik şirketleri 2003 yılında kuruluşlarını tamamlayarak faaliyetlerine başladılar. Günümüzde, yaklaşık yarısı bankaların olmak üzere, 13 emeklilik şirketi mevcut. Katılım Bankaları da bu şirketlerle ortak çalışarak sistemde yavaş yavaş yerlerini alıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şirketlerin faaliyetleri Hazine Müsteşarlığı, fonların ve portföy yöneticilerinin faaliyetleri ise Sermaye Piyasası Kurulu tarafından denetleniyor. Ayrıca şirketlerin faaliyetleri Emeklilik Gözetim Merkezi tarafından günlük olarak takip edilmekte. Ödenen primlerle oluşan birikimler, konusunda uzman portföy yöneticileri tarafından sizin belirlediğiniz alanlarda (altın, hisse senedi, döviz..) değerlendirildiği için paranızın pul olma durumu yok, aksine sürekli bir değer artışı beklemek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemi özetlemek gerekirse, en az 10 yıl prim ödeyip 56 yaşını dolduran kişi sistemden emekli olma hakkını elde ediyor. 10 yıldan önce veya 56 yaşından önce sistemden ayrılmak da, bazı vergi kesintilerine katlanmak göze alınırsa, mümkün olabiliyor. Kişinin bu 10 yıl boyunca ödediği primlerden oluşan birikim, seçtiği şirket tarafından kişinin belirlediği şekilde değerlendiriliyor. Sürenin sonunda biriken parayı kişi topluca alabildiği gibi dilediği zaman aralıklarında ve istediği bir tutarda da alabiliyor. Sistemin işleyişinin özetinin özeti bu, sistem hakkında teferruatlı bilgi için Emeklilik Gözetim Merkezi’nin sitesi ziyaret edilebilir: www.egm.org.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu hakkında en sık sorulan can alıcı soru ise “bu sisteme girmem avantajlı mı?” Bu soruya verilebilecek en net ve özet cevap: sistemin tek avantajlı yanı vergi avantajı, şayet vergi avantajından yararlanabilecekseniz bu sisteme girmekte tereddüt etmeyin. Vergi avantajından yararlanamayacaksanız 300-500 lira giriş ücreti ve yatırdığınız primin ortalama % 5’i kadar Yönetim Gider Kesintisi gibi masraflara katlanmaktansa kendi tasarrufunuzu kendiniz yapmayı düşünün. Düzenli tasarruf etme kabiliyetinize güvenmiyorsanız, harici bir etken olmadan her ay gelirinizin belli bir kısmını kenara koymakta başarılı olamam diyorsanız her halükarda sisteme girmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vergi avantajından yararlanarak sisteme giriş yapacaklara da çok önemli bir uyarı-öneri: Hedefiniz ve beklentiniz şirketlerin vaat ettikleri fon getirilerinden ziyade vergisel avantajdan maksimum faydalanmak olsun. Unutmayın, bu sistemden elde edeceğiniz en önemli ve en yüksek kesin getiri sadece vergi avantajından sağlayacağınız vergi indirimidir. Hatırı sayılır bir birikim için, vergi indiriminden kaynaklanan gelirinizdeki artışı da tasarruf etmelisiniz. Örnek vermek gerekirse, aylık 3,000 TL brüt geliri olan ve ayda 300 TL prim ödeyen bir kişi yıllık 970 TL daha az gelir vergisi ödeyecek, yani bu tutar cebinde kalacaktır. Ödenen yıllık primin %27’sine tekabül eden işte bu tutarı tasarruf etmeksizin beklentilerinizi sadece emeklilik şirketlerinin fon getirisine endekslerseniz, internet sitelerindeki “emekli olduktan sonra ne kadar param olacak” hesaplamalarına bakarak beklentilerinizi sakın yüksek tutmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik eder sevdiklerinizle birlikte nice bayramlara vasıl olmanızı temenni ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-1119282927103184741?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/1119282927103184741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/bireysek-emeklilik-sistemi-uzak-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1119282927103184741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/1119282927103184741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/bireysek-emeklilik-sistemi-uzak-m.html' title='Bireysek emeklilik sistemi; Uzak mı durmalı, katılmalı mı?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TIgG8oEo5cI/AAAAAAAACJg/hc3LBbc1Ino/s72-c/bireysel+emeklilik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-5725256296365004651</id><published>2010-09-02T22:50:00.001+03:00</published><updated>2010-09-02T22:52:50.439+03:00</updated><title type='text'>Bankaların “Bayram Şekerleri”ne aman dikkat!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TIAAapOI8bI/AAAAAAAACJY/VGEWGaDqmWQ/s1600/bankalarin+bayram+sekerleri.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 290px; height: 296px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TIAAapOI8bI/AAAAAAAACJY/VGEWGaDqmWQ/s320/bankalarin+bayram+sekerleri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512406401643246002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yine bir bayram arefesindeyiz ve bankalar yine kendi tabirleriyle geleneksel hale getirdikleri bayram kredilerinin duyurularını süslü ve çarpıcı sloganlarla ilan etmekteler. Bankalardan tüketici kredisi kullanmanın akıllıca bir iş olup olmadığını ve uygunluğunu bir tarafa bırakırsak, bu bayram kredileri gerçekten bankaların ilan ettikleri gibi tüketicilere sunulan sudan ucuz maliyetli bir bayram hediyesi, bayram şekeri midir? Maalesef hayır, şeker gibi sunulan bu ürünler olsa olsa şık ambalajlanmış, dışı şeker kaplamalı fakat içi acı dolu kandırmaca ürünlerdir. Neden bu kadar kesin ve katı bir giriş yaptık, anlamak için bu ürünleri hep beraber örnekleriyle inceleyerek tanıyalım ve bilinçlenelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvela, piyasada sıfır faizli kredi verdiğini iddia eden bankaların dahi bulunmasının, bu bankaların “sıfır faizli kredi” verdiğini reklamlarda ilan edebilmelerinin maalesef tüketicileri bankalara karşı koruyan bir mekanizmanın olmamasından kaynaklandığını ifade etmek gerekiyor. Bankaların yaptığı iş en basit anlatımıyla şudur: vatandaşın parasını belli bir faiz oranı vereceğini taahhüt ederek toplarlar, o faiz oranının üzerine yine faiz bindirip bu parayı ihtiyacı olanlara satarlar, aradaki faiz farkından da kendileri para kazanırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar şu sıralar ortalama aylık % 0,55 ile % 0,75 arasında faiz vererek para (mevduat) topladıklarına göre demek ki para kazanıp kar edebilmeleri için verdikleri kredilerin oranlarının, bu oranların daha üzerinde olması gerektiği çok açık. Diğer bazı ürünlerden elde ettikleri karlar ile bu verdikleri kredilerin oranlarını biraz daha düşürebilseler de bunun hiçbir zaman kredi oranını sıfırlamayacağı malum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıfır faizli olduğu iddia edilen krediler bir yana, bu özet bilgiler ışığında bankaların “bayram şekerlerini” laboratuarımıza alarak inceleyelim. İnceleyeceğimiz numune ürünümüzün sloganı “iki kere bayram ettiren ihtiyaç kredisi” olan bir ürün. Slogan ambalajdır ve hakkını vermek gerekiyor, bu ambalaj çok albenili, değil mi? Ambalajı açarak ilan edilen faiz oranına baktığımızda ise (şeker kaplama kısmı) aylık oranın %0,39 olduğunu öğreniyoruz. Şeker de gayet hoş görünüyor? Peki aylık ortalama yaklaşık % 0,70 ile vatandaştan topladığı paraları nasıl oluyor da % 0,39’dan satabiliyor bu banka? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sırrı kredi kullanımında müşteriden alınan fahiş masraflarda gizli. Şimdi şeker kaplamayı çıkarıp ürünün esas muhteviyatına, özüne bakalım. Dosya masrafı, istihbarat ücreti, hayat sigortası vb isimler altında alınan ücretler kredinin ilan edilen çıplak oranına giydirildiğinde % 0,39 oranla aldığınızı zannettiğiniz bu bankanın bu kredisinin aylık oranı tam % 1,55’e tekabül ediyor! 0,39 ve 1.55’ e göre orantılarsak, marketten raf fiyatlarına baka baka 100 liralık alışveriş yapıyorsunuz ancak kasaya geldiğinizde kasiyer sizden 100 lira değil tam tamına 397 lira ödemenizi istiyor! Bu markete, şikayetiniz sonucu, ağır yaptırımlar uygulayacak kurumlar var iken bankalar ise meydanı boş bulup böylesine etik dışı ve aldatmaca ile dolu reklamlar yapabiliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl düzenleyici kurum bankaların ilan ettikleri çıplak oranların yanı sıra alınan tüm masrafların da bu orana dahil edildiği “aylık-yıllık maliyet oranları” tablosu yayınlamasını zorunlu tuttu. Kredilerde sadece ilan edilen oranlara bakarak karşılaştırma yapmak son derece yanlıştır. Kredinin gerçek maliyeti için bu tablolar muhakkak incelenmeli ve karşılaştırma mutlaka aynı miktar kredi ve aynı vade için bu tablolardan yapılmalıdır. Evdeki bulgurdan da olmamak için son derece düşük göstermelik oranlardan piyasada kredi reklamı yapan bu bankaların reklamlarına asla kanmamak gerekiyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-5725256296365004651?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/5725256296365004651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/bankalarn-bayram-sekerlerine-aman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5725256296365004651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/5725256296365004651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/09/bankalarn-bayram-sekerlerine-aman.html' title='Bankaların “Bayram Şekerleri”ne aman dikkat!'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TIAAapOI8bI/AAAAAAAACJY/VGEWGaDqmWQ/s72-c/bankalarin+bayram+sekerleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-3526239104991665504</id><published>2010-08-25T22:33:00.002+03:00</published><updated>2010-08-25T22:37:12.254+03:00</updated><title type='text'>Yoksa siz hâlâ Hesap İşletim Ücreti mi ödüyorsunuz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/THVw3qa1RkI/AAAAAAAACJI/qlqWKhO35w0/s1600/hesap+isletim+ucreti.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/THVw3qa1RkI/AAAAAAAACJI/qlqWKhO35w0/s320/hesap+isletim+ucreti.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509433820739618370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yahut bu ücreti ödememek için bankaların dayattığı, o bankanın diğer bazı ürünlerini satın almak zorunda mı bırakılıyorsunuz, kredi kartı gibi? Veya aslında kullanmak istemeyeceğiniz, ancak banka için gelir getirici diğer bazı hizmetlerini kullanmak zorunda bırakılmayı sineye mi çekiyorsunuz, “senden hesap işletim ücreti almayabiliriz ama en azından şu kadar otomatik fatura ödeme talimatı vereceksin” gibi? İyi de neden buna katlanmak zorunda olasınız ki? Okumaya devam edin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar, özellikle büyük bankalar, bu yılın ilk yarısında da çılgın kârlar açıkladılar. Sektördeki yüksek kârlılık finansal piyasaların en önemli oyuncuları olan bankalar için olumlu, buna kimsenin bir itirazı yok ama bu gelirlerin kaynağına yöneltilen bazı haklı itirazlara da kulak vermek gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden, topladığı mevduatın önemli bir kısmını direkt devlet tahvili ve hazine bonosuna yatırarak “kâğıtçılıkla geçinen” bankalar, bu alandaki kârların erimesiyle yeni alanlara yelken açtılar; bireysel bankacılık önem kazandı ve bireysel sektörde trend hala da yukarı yönlü. Kâğıtçılığın (devlet tahvili, hazine bonosu vb gibi enstrümanlara yatırımın) taş atmadan, yorulmadan ve riske girmeden kolay getirisine alışan bankalar bu alışkanlıklarını bankacılık hizmeti verdiği müşterilerinden de sağlama eğilimindeler. Bunun en çarpıcı örneği hesap açtıran kişilerden alınan hesap işletim ücretleri. Bankayla tek ilişkisi kredi olan, sadece taksitlerini ödeyen bir kredi müşterisinin hesabından dahi hesap işletim ücreti alacak kadar zıvanadan çıkan bankalar var maalesef! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neye dayanarak bunu yapabiliyorlar? Bakanlar Kurulu, bankaların müşterilerden alabilecekleri ücret ve komisyonları düzenleme yetkisini 2006 yılında Merkez Bankası’na devretti ve Merkez Bankası da hemen aynı yıl bir tebliğ yayınlayarak özetle “bankalar müşterilerden alacakları ücret ve komisyonların niteliklerini ve sınırlarını serbestçe belirleyebilirler” hükmünü ilan etti. “Kimden ne ad altında olursa olsun, ne ücret alabiliyorsanız almakta serbestsiniz, karışmıyorum” şeklinde de özetlenebilir bu karar. Bankalar bu ücretin alınmasını Merkez Bankası’nın bu tebliğine dayandırıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilen bankacılık hizmetlerindeki “operasyonel maliyetler için” alındığı iddia edilen bu ücret nereden bakılırsa bakılsın, zorlamayla yasal bir temele oturtulsa dahi, etik değildir. Bu ücreti hiç almayan bankalar olduğu gibi alınan ücretler arasında da %300’ü aşan farklar da bu ücretin belli bir maliyeti karşılamaya yönelik, rasyonel hesaplamalara dayandırılarak ilan edilmiş bir ücret olmadığını kanıtlıyor. Zaten uygulamada hesap işletim ücreti, buna itiraz ederek hakkını arayan müşterilerden alınamıyor, alınan ücretler iade edilmek zorunda kalınıyor, nasıl mı? Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı vasıtasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İllerde Sanayi ve Ticaret müdürlüklerinde, ilçelerde ise kaymakamlıklarda bulunan hakem heyetlerine başvurarak 10 dakikada ücretsiz bir şekilde yapılacak başvuru neticesinde, heyet, bu ücretin rasyonel hesaplamalar neticesinde hesaplanmış, belirli bir maliyet karşılığı alınan insaflı ücret olmadığını tescil ederek ücretin iadesi yönünde karar veriyor. Evet, heyetin kararları mahkeme kararı hükmünde olduğundan, bankaların itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla, kesinlikle bağlayıcı oluyor. Ancak çoğu kişi heyetlere başvuruyu ihmal ettiğinden bankalar hesap işletim ücretlerini alabildikleri müşterilerden almaya devam ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten etik olmayan bir ücret, etik olmayan bir şekilde, buna itiraz etmeyen, hakkını aramayan kimden alınabiliyorsa onlardan alınmaya devam ediliyor. Bu da güven müessesi olması gereken bankaların itibarını hayli zedeliyor ve haklı olarak toplumda bankalara karşı güvensizlik oluşturuyor. Düzenleyici kurumların harekete geçmesini beklemek bir yana, müşteri olarak bilinçlenmedikçe bankalar bu ve buna benzer etik olmayan ücretleri almaktan vazgeçecek gibi de görünmüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BANKA --- YILLIK HESAP İŞLETİM ÜCRETİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUVEYT TÜRK HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALMIYOR &lt;br /&gt;ALBARAKA 20 &lt;br /&gt;BANK ASYA 20 &lt;br /&gt;TÜRKİYE FİNANS 30 &lt;br /&gt;ZİRAAT BANKASI 40 &lt;br /&gt;HALK BANKASI 44 &lt;br /&gt;DENİZBANK 48 &lt;br /&gt;ŞEKERBANK 48 &lt;br /&gt;VAKIFBANK 50 &lt;br /&gt;FİNANSBANK 54 &lt;br /&gt;ING 54 &lt;br /&gt;FORTIS 54 &lt;br /&gt;TEB 60 &lt;br /&gt;İŞ BANKASI 60 &lt;br /&gt;AKBANK 65 &lt;br /&gt;HSBC 66 &lt;br /&gt;GARANTİ 68 &lt;br /&gt;YAPI KREDİ 72&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-3526239104991665504?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/3526239104991665504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/08/yoksa-siz-hala-hesap-isletim-ucreti-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3526239104991665504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/3526239104991665504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/08/yoksa-siz-hala-hesap-isletim-ucreti-mi.html' title='Yoksa siz hâlâ Hesap İşletim Ücreti mi ödüyorsunuz?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/THVw3qa1RkI/AAAAAAAACJI/qlqWKhO35w0/s72-c/hesap+isletim+ucreti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-428289681923404364</id><published>2010-08-19T12:15:00.001+03:00</published><updated>2010-08-19T12:18:43.657+03:00</updated><title type='text'>"Altın"ı tanıyalım, yastık altında tutmayalım</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TGz26TLvSWI/AAAAAAAACJA/no9wrjN6t2I/s1600/gold.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 268px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TGz26TLvSWI/AAAAAAAACJA/no9wrjN6t2I/s320/gold.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5507047925809629538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yastık altı, bireylerin kıymetli varlıklarını finansal sistemin dışında, evde, işyerinde, kasada, sandıkta vs muhafaza etmelerini izah eden bir tabirdir. Bu muhafaza şekli bilhassa ülkemizde oldukça yaygındır ve hırsızlık, kaybolma, deprem, yangın, sel gibi olasılıklar yüzünden oldukça riskli, ülke kaynaklarının ciddi bir bölümünün atıl kalmasına sebebiyet vermesi yüzünden de artık terk edilmesi gereken bir muhafaza şeklidir. Kıymetli varlıkların en başında gelen altın üzerinden konuşacak olursak, altının yastık altında muhafazasına alternatif nedir sorusuna cevap vermeden evvel bu kıymetli madenin kısaca özgeçmişine bakmakta ve altını tanımakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altın, yeryüzünde sınırlı miktarda bulunması, kolay işlenebilmesi ve göz alıcı bir maden olması hasebiyle eski çağlardan beri insanların ilgi gösterdiği bir maden olmuş ve kıymetli madenler kategorisindeki yerini almıştır. Mısır’daki yazıtlarda M.Ö. 2600’lü yıllarda hayranlıkla tasvir edilmiş, M.Ö. 1320 yılındaki bir haritada, bulunması muhtemel yerler işaretlenmiştir. Ekonomik bir değer açısından ise ilk kez Lidya’lılar tarafından M.Ö.560-547 yılları arasında kullanılmaya başlanmıştır. O yıllarda başlayan altının piyasalardaki itibarı, devletlerin rezervlerinde yer almasından tutun da bireylerin yatırımlarında önemli bir faktör olmasına kadar, artarak devam etmektedir. Yüz yılı aşkın bir süredir devletler merkez bankaları vasıtasıyla piyasalardan altın toplamakta ve kasalarında tutmaktadırlar. Dünyada en çok altın rezervi bulunduran ülke 8133 ton ile Amerika Birleşik Devletleri’dir. Türkiye ise 1995’ten bugüne kadar sabit 116 ton rezervle dünyada en çok altını olan 29. ülkedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada satılan altınlar yüzde yüz saf değil, belirli oranlarda başka madenler katıştırılarak üretilmiş altınlardır. Altına belli oranlarda gümüş katıştırılarak sarı altın elde edilir ve bu karışımdaki altın yoğunluğu çoğu ülkede “karat” bizde ise genellikle “ayar” olarak ifade edilir. 24 ayar altın %100 saf altındır, çok yumuşak olduğu için işlenmeye müsait değildir ve piyasada satılmaz. Piyasada kuyumcularda satılan 22 ayardaki bir altında %91,67 oranında has altın vardır, 18 ayardaki has altın oranı %75 ve 14 ayardaki has altın oranı ise sadece %58,3’tür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada satılan altınların fiyatlarında işçilik maliyetleri de vardır. Bu yüzden alım satımlardaki fiyat farkları müşteri aleyhine artabilmektedir. Altına yatırımın en güvenilir yolu, yastık altında muhafazaya göre birçok avantajları bulunan alternatif, bir bankadan altın hesabı açtırmaktır, ancak dikkat, altın hesaplardan hesap işletim ücreti almadığını söyleyen bazı bankalar, altın hesabı kullanabilmek için açılacak vadesiz hesaptan ise hesap işletim ücreti almaktalar. Bu tuzağa düşmeden, altın hesap yahut vadesiz hesap, ne ad altında olursa olsun her hangi bir hesaptan hiç bir masraf komisyon vs almayacağını kesinlikle taahhüt eden bir bankayı seçmemiz gerekiyor menfaatimiz icabı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banka aracılığı ile, Dolar-Euro alıp satar gibi, miligram bazında bile alım satım yapabilecek, düşük meblağlarda dahi, 20 liralık, 50 liralık… altın alarak tasarruf etme imkânımız olacak ve bu işlemler için her hangi bir komisyon, muhafaza ücreti vs de ödemeyeceğiz. Devletin bankalardaki mevduata verdiği güvence altın hesaplarda da aynen geçerli ve altının değer artışlarından kaynaklanan kazancımız da her hangi bir vergiye tabi değil. Bunların yanı sıra altın fiyatlarındaki artış veya azalışlarda yahut dilediğimiz her hangi bir zaman alım satım yapabilme avantajı, ücretsiz ve güvenli muhafaza kolaylığı, işçilik ücreti giydirilmemiş saf altın fiyatlarından dar marjlarda alım satım imkânı, istenildiğinde fiziki teslim avantajlarıyla yastık altındaki altınlarımızı ve özellikle faizden kaçınmak için bankaların vadesiz hesaplarında atıl bekletilen birikimleri masrafsız bir şekilde güvenle altın hesaplara aktarmak en akılcı yöntemdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-428289681923404364?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/428289681923404364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/08/altn-tanyalm-yastk-altnda-tutmayalm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/428289681923404364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/428289681923404364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/08/altn-tanyalm-yastk-altnda-tutmayalm.html' title='&quot;Altın&quot;ı tanıyalım, yastık altında tutmayalım'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TGz26TLvSWI/AAAAAAAACJA/no9wrjN6t2I/s72-c/gold.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-2139527800645381243</id><published>2010-08-11T21:09:00.002+03:00</published><updated>2010-08-11T21:12:19.601+03:00</updated><title type='text'>Çalışacağınız bankayı iyi seçin, üzülmeyin!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TGLn-Ym74aI/AAAAAAAACI4/cRDfS5BOM3E/s1600/bankanizi+iyi+secin.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TGLn-Ym74aI/AAAAAAAACI4/cRDfS5BOM3E/s320/bankanizi+iyi+secin.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504216753543831970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şubat 2001 krizinde kelimenin tam anlamıyla üzerlerinden silindir geçen bankalar, düzenleyici ve denetleyici kurumun sıkı çalışmasıyla standartlarını gelişmiş ülke bankalarının dahi üzerine çıkardılar. Bu krizi atlatarak ayakta kalan ve faaliyetlerine devam eden bankalar 2010 yılının ilk yarısına ait net kârlılıklarını geçtiğimiz günlerde açıkladılar. Özel sermayeli dört büyük bankadan birisi, yılın ilk 6 ayında 2 milyar TL’ye yakın net kâr açıkladı. Bu rakam, çalışan personel sayısına orantılandığında bankanın personel başına 6 ayda yaklaşık 112 bin TL net kâr elde ettiği sonucu ortaya çıkıyor. Personel başına düşen kârdan giderek bir genelleme yaptığımızda; etkin bir şekilde yönetilen, fevkalâde kârlı bir sektörde faaliyet gösteren ve 30 çalışan personeli olduğunu varsaydığımız hangi işletme Türkiye’de 6 ayda 3,5 milyon TL net kâr elde edebilir?&lt;br /&gt;Reel sektör tarafından, güneşli havada müşterilerine şemsiye verip yağmur başladığında verdiği o şemsiyeyi geri almakla itham edilen bankaların bu yüksek kârlılıkları dikkat çekici. Çok haksız ve sert bir eleştiri değil bu, güneşli havada verdiği şemsiyeyi yağmuru bile beklemeden, hava karardığında geri alan bankaların örneklerini ülkemizde maalesef yakın zamanda gördük. 2008’in ikinci yarısında Amerika’da mortgage (konut kredileri) krizi ile patlak veren ve akabinde tüm dünyaya sıçrayan son yaşadığımız bankacılık krizinde, ticari kredi verdiği firmaya 3 gün sonra dönüp “aldığın krediyi hemen kapatacaksın, tüm borcunu hemen ödeyeceksin” diyen ve çalıştığı firmayı epey zor durumda bırakan bankalar maalesef görüldü. Kayseri’nin göz bebeklerinden 75 yıllık tekstil imalatçısı ve ihracatçısı Karartaş Grubu’nun kredilerini 6 ay erken çağırarak fabrikalarda üretimin durmasına, binlerce insanın işsiz kalmasına ve grubun bir şirketinin haraç mezat icradan satılığa çıkarılmasına neden olan iki özel banka örneği unutulacak gibi değil. (bankalar, bireylerin kullandığı konut, taşıt gibi tüketici kredilerini ise erken ödemeye zorlayamazlar, kanunen, tüketici kredilerinin taksitleri erken ödenebilmekle birlikte, taksitin vadesi ne zaman ise o zaman ödenir) &lt;br /&gt;Dünya ekonomisi en büyük finansal ekonomik buhranlarından birini henüz atlatamamışken, gelişmiş ülkelerin batmaz denilen bankalarının dahi tel tel döküldüğü bir zamanda bizim bankalarımızın bu yüksek kârlılıklarının sırrı ne? Bu sorunun temelde iki cevabı var: ilki, 2001 krizinden itibaren bankaları denetleyen kurumun (BDDK) oldukça etkin bir düzenleme ve denetleme yaparak sektöre çeki düzen vermesi, ikincisi, banka müşterilerinin, kurumsal müşterilerin dahi, maalesef henüz yeterli bilince ulaşamamış olması! Bu ikinci etken üzerine biraz konuşmakta ve konuyu örneklendirmekte fayda var.&lt;br /&gt;Bankaların sürekli daha da yüksek kâr elde etme hırsı, o bankanın, müşterilerinden gayrı ahlaki, etik olmayan yollardan kazanç elde edebilmek için fırsat kollamasına neden oluyor. Bu konuda denetleyici kurumdan ziyade biz müşterilere görev düşüyor aslında; bu tarz çalışmaya yatkın bankaları diğerlerinden ayıklamak ve bu bankalarla çalışmamak yapabileceğimiz, yapmamız gereken en temel ve haklı eylem. Bunu somut örneklerle açabiliriz; sektördeki dört büyük banka milyonlarca müşterisinden yıllık ortalama 70 TL (evet, yetmiş Türk Lirası!) hesap işlem ücreti adı altında etik olmayan ücretler alıyor ve bunları gelir olarak yazıyorlar. O kadar ki, bu yıl ilk 6 ayda 2 milyar TL’ye yakın net kâr açıklayan bankanın bu kârının yaklaşık 1 milyar 100 milyon TL’si bu ve benzeri gelirlerden oluşuyor. Bir başka örnek ise internet-telefon bankacılığı vasıtasıyla yapılan para gönderme (EFT) işlemlerinden alınan ücretler. Yine sektör lideri bu dört büyük banka, internetten yaptığımız bu tür işlemlerden minimum 3 TL, telefon bankacılığından yaptığımız işlemlerden ise minimum 15 TL ücret alıyorlar. Ticari fon kullandırımlarda, kullandırdığı fonu geri çağırmayacağını, müşterisine “kredi borcunun kalan tüm taksitlerini hemen ödeyeceksin” demeyeceğini taahhüt eden, hesap işletim ücreti almayan, internetten ve telefon bankacılığı vasıtasıyla yapılan işlemlerden komisyon vs almayan bankalar da sektörde faaliyet göstermekte iken, bizim müşteri olarak diğerlerini tercih etmemiz ne kadar mantıklı? Bankayla işimiz olduğunda bizden etik dışı veya rekabet dışı ücretler talep eden, bunun yanı sıra kaliteli bir hizmet de sunamayan bu tür bankaların gönüllü müşterileri olup, yazın sıcağında kışın soğuğunda kapılarında kuyruk olmaya gerek yok. 32’si mevduat ve 4’ü katılım bankası olmak üzere toplamda 36 finansal kuruluşun yer aldığı ve yoğun bir rekabetin yaşandığı bu sektörde hiçbir banka vazgeçilmez değil. Bilinçli bir müşteri olarak bankalarla çalışmadan evvel bankamızı dikkatlice seçmek durumunda olduğumuz ise âşikâr. Türk Ticaret Kanunu’nun tüccarda bulunması gereken özelliklerden biri olarak ifade ettiği “basiretli olma” vasfı, bazı bankaların değil, sektördeki tüm bankaların da sahip olması gereken bir vasıf olmalıdır. Biz müşteriler ise bankaların bu vasfı edinmelerinde en önemli faktörlerden biriyiz. Bilinçli olalım, müşterisini “kazan-kazan” mantığıyla iş yaptığı bir ortağı olarak gören, etik bankacılık yapan bankalarla çalışalım, çalıştığımız bankayı bu kriterlere göre yeniden değerlendirip bankamızı iyi seçelim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-2139527800645381243?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/2139527800645381243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/08/calsacagnz-bankay-iyi-secin-uzulmeyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2139527800645381243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/2139527800645381243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/08/calsacagnz-bankay-iyi-secin-uzulmeyin.html' title='Çalışacağınız bankayı iyi seçin, üzülmeyin!'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TGLn-Ym74aI/AAAAAAAACI4/cRDfS5BOM3E/s72-c/bankanizi+iyi+secin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-9161226824429533879</id><published>2010-07-31T17:03:00.009+03:00</published><updated>2010-08-03T19:55:05.931+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mortgage'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ev satın almak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kredi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='konut kredisi'/><title type='text'>Krediyle konut almak, şimdi değilse ne zaman?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQuBE08MhI/AAAAAAAACHE/KbSoK1-ugR4/s1600/krediyle+konut+almak.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 174px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500071640936755730" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQuBE08MhI/AAAAAAAACHE/KbSoK1-ugR4/s320/krediyle+konut+almak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Bu sorunun cevabını vermeden önce ev sahibi olmak ve banka kredisiyle ev satın almak üzerine biraz konuşmamız gerekiyor. Konut sahibi olmak, bir ev satın almak şüphesiz ev sahibi olmayan herkesin bir gün mutlaka gerçekleştirmeyi düşündüğü, bunun için çalıştığı, ulaşmak istediği tatlı bir hedeftir. Ev satın almanın en güzel ve en kestirme yolunun mevcut maddi birikimle satın alma olacağından kuşku yok. Peki hayalimizdeki evi satın almak için yeterli birikimimiz yok ise ve bu birikimi sağlamak yıllarımızı alacaksa ne yapmalıyız? İşte tam burada imdadımıza banka kredileri yetişiyor. Geçmiş yıllarda kredi kullanan müşterilerine yanlış yaklaşan bazı bankalar yüzünden bankalardan uzak durma eğiliminde olan kişi sayısı azımsanmayacak kadar çok olsa da hesabımızı iyi yapıp akabinde bankamızı iyi seçtikten sonra bankalar korkulacak müesseseler, krediler de uzak durulacak ürünler değildir. Hele söz konusu olan bir ömür boyu yaşayacağımız bir ev ise...&lt;br /&gt;Belli bir ortalamanın üzerinde geliri olan kişilerde dahi genelde tasarruf edebilme kaabiliyeti zayıftır. Konut kredisi ile, belirlenmiş bir vadeye bağlı olarak ev satın alındığında bu program kişileri tasarrufa zorlar. Peki biz ev satın almaya ve bu evi krediyle satın almaya gerçekten hazır mıyız? Şayet kirada oturmaktan, her ay kira ödemekten mutsuzsak ve önümüzdeki belli bir zaman diliminde hangi şehirde hangi bölgede yaşayacağımız belliyse, nasıl bir evin ihtiyacımıza en uygun olduğunda karar kılmışsak ev satın almaya hazırız demektir. İkinci sorumuza gelince: biz bu evi krediyle satın almaya hazır mıyız? Bu sorunun cevabı için kendimize mini bir test yapmak durumundayız:&lt;br /&gt;1-Aylık düzenli bir gelirimiz var mı? Maaşlı çalışmıyorsak: kazandığımız 3 aylık paranın toplamı sürekli belli bir seviyenin üzerinde kalabiliyor mu? Aydan aya değişse de, her son 3 aylık toplam kazancımızın en az 5,000 TLolması gibi.&lt;br /&gt;2-Kredi geçmişimiz düzgün mü? Bankaların kredi kartı, kredi, çek ve senet kullanan kişiler hakkında istihbarat imkanı son derece geniştir. (Bir bankadan alarak kullandığımız kredi kartımızın ödemelerini ne ölçüde düzenli yaptığımızı başka bir banka görebilir) Özellikle yakın geçmişte ödenmemiş bir çek, senet, zamanında ifa edilmemiş bir kredi borcu yahut kredi kartı borcu, kredi alırken mutlaka karşımıza çıkacak ve kredi almamızı olumsuz etkileyebilecektir.&lt;br /&gt;3- Belli bir miktar birikimimiz var mı? Satın almayı düşündüğümüz evin değerinin en az dörtte biri kadar birikimimiz olması gerekiyor. Zîra bankaların çok büyük bir kısmı sadece konutun değerinin dörtte üçü kadar kredi verirler. Konutun değeri kadar (%100 finansman) kredi veren bankalar var ise de bunların kredi oranları daha yüksek olmaktadır. Bu da ödemelerimizi ağırlaştıracak, bizi zorlayacaktır. %100 finansman yerine biraz daha sabırlı olup peşinatı biriktirmek her halûkarda daha mantıklı bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;4-Paramız var ancak buna rağmen kiramızı, faturalarımızı, senetlerimizi vs zamanında ödeyebiliyor muyuz? Unutmamak gerekir ki paramızın olduğu durumda da borcun ödenmesi kadar o borcu zamanında ödeme alışkanlığı da çok önemlidir.&lt;br /&gt;5-Zor zamanımızda ailemizin bize maddi yardımda bulunma durumu var mı? İşlerimizin geçici olarak bozulması, belli bir dönem işsiz kalmamız halinde bize, borçlarımızla birlikte, ellerinden geldiği kadar sahip çıkabilecek maddi imkânı ve isteği olan bir ailemizin olması, kredi kullanım aşamasında, krediye resmi kefil olmasalar dahi, önemlidir.&lt;br /&gt;Mini testimizdeki ilk iki soruya kayıtsız şartsız "evet" cevabı verebildiysek, biz kredi ile ev satın almaya hazırız, banka da bize kredi vermeye hazır demektir. Sonraki üç soruya "evet" demek, kredi kullanımında olmazsa olmaz şartlar değilse de banka itibarımız açısından son derece önemlidir, olumlu özelliklerdir.&lt;br /&gt;Genelleme yapmak gerekirse: ülke ekonomisi rayındayken konut satışları yüksektir, ev fiyatları artmıştır ancak kredi oranları düşüktür, caziptir. Ekonominin bozuk olduğu zamanlarda ise konut satışları düşer, evlerin fiyatları nisbeten düşüktür ama bu defa da kredi oranları yüksektir. İçinde bulunduğumuz şu zaman ise istisnai bir zaman, krizden çıkış aşamasıdır, konut fiyatları ve satışlar ekonominin kötü olduğu zamanlardaki gibi düşük, konut kredisi oranları da ekonominin iyi olduğu zamanlardaki gibi düşüktür. Henüz kısa sayılabilecek bir zaman önce gazetelerin ekonomi sayfalarında manşette " .... Bankası, konut kredisi oranlarını Cumhuriyet Tarihinin en düşük oranlarına indirdi: aylık %2,55" (Hürriyet, 09.10.2003) haberlerini görürken şu an konut kredisi oranları en uzun vadelerde %1'in dahi altına inmiş durumda, bir süre daha bu seviyelerde kalmaya da devam edecek. Faizlerin 2011'den itibaren artmaya başlayacağının öngörüldüğü dikkate alındığında gönül rahatlığı ile "kredi ile konut almanın zamanıdır" diyebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-9161226824429533879?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/9161226824429533879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/07/krediyle-konut-almak-simdi-degilse-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9161226824429533879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/9161226824429533879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/07/krediyle-konut-almak-simdi-degilse-ne.html' title='Krediyle konut almak, şimdi değilse ne zaman?'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQuBE08MhI/AAAAAAAACHE/KbSoK1-ugR4/s72-c/krediyle+konut+almak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8583836343777486157.post-7229372380447852778</id><published>2010-07-31T15:53:00.007+03:00</published><updated>2010-08-02T19:34:55.495+03:00</updated><title type='text'>Mevduat ve katılım bankalarının şube başına mevduatları ve konut - taşıt kredisi kullandırımları</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQdvUHw_eI/AAAAAAAACG8/6oI4KmFdlnM/s1600/banka+%C5%9Fube+ba%C5%9F%C4%B1na+mevduat+ta%C5%9F%C4%B1t+konut.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 172px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500053743618555362" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQdvUHw_eI/AAAAAAAACG8/6oI4KmFdlnM/s320/banka+%C5%9Fube+ba%C5%9F%C4%B1na+mevduat+ta%C5%9F%C4%B1t+konut.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; 2010 ilk çeyrek sonu itibarıyla mevduat ve katılım bankalarının şube başına taşıt kredisi kullandırımlarına bakıldığında en çok kredi kullandıran ilk 5 banka'nın ING, Garanti, Yapı Kredi, İş Bankası ve Finansbank olduğu görülüyor. Taşıt kredisinde 3 kamu bankası da sonlarda. Mevduat bankalarının şube başına taşıt kredisi kullandırımları 444 bin TL olurken katılım bankalarının ortalaması ise 370 bin TL ile mevduat bankalarının altında. Katılım bankaları arasında Kuveyt Türk'ün taşıt kredilerinde önde olduğu görülüyor. Şube başına 43 bin TL'lik taşıt kredisi kullandırımıyla Halk Bankası'nın neredeyse taşıt kredileri segmentinde yer almadığı söylenebilir.&lt;br /&gt;Konut kredisi kullandırımlarında ise ilk 5: Finansbank, Garanti, Vakıfbank, Kuveyt Türk ve ING. Konut kredisinde TEB'in kampanya üstüne kampanya yapmasına rağmen en son sıralarda yer alması ise dikkat çekici. Konut kredilerinde mevduat bankaları ortalaması katılım bankalarının ortalamasının üzerinde. Tasarruf mevduatında en çok paya sahip olan Ziraat Bankası'nın konut kredilerinde en sonda yer alması ve yine tasarruf mevduatında kamu bankaları arasında en sonda yer alan Vakıfbank'ın konut kredilerinde en önde olması diğer dikkat çekici bir nokta.&lt;br /&gt;Şube başına düşen toplam tasarruf mevduatında ilk beş banka Ziraat Bankası, Garanti, İş Bankası, Akbank ve Albaraka olarak sıralanıyor. Katılım bankalarının şube başına düşen toplam tasarruf mevduatı ortalaması 36 milyon TL iken mevduat bankalarında bu tutar 28 milyon TL. Vakıfbank'ın mevduat toplamada diğer kamu bankalarına göre performansının epey düşük kaldığı görülüyor. Fortis, şube başına 12 milyon TL ile toplam tasarruf mevduatı toplamada en sonda yer alıyor.&lt;br /&gt;Türk Lirası tasarruf mevduatında Ziraat Bankası'nın açık ara liderliği söz konusu. İş Bankası, Bank Asya, Garanti ve Halkbank ise Ziraat'ten sonra en çok Türk Lirası mevduat toplayan bankalar olarak sıralanıyor. Fortis şube başına sadece 8 milyon TL ile Türk Lirası mevduat toplamada en zayıf banka.&lt;br /&gt;Yabancı para tasarruf mevduatında ilk 5 Garanti, Akbank, İş Bankası, Albaraka ve Kuveyt Türk. Mevduat lideri Ziraat Bankası yabancı para mevduatta epey alt sıralarda yer alıyor. Katılım bankaları ortalaması 12 milyon TL iken mevduat bankalarının şube başına düşen yabancı para tasarruf mevduatı ortalaması 9 milyon TL. Fortis 4 milyon TL ile listenin en sonunda yer alıyor.&lt;br /&gt;Tasarruf mevduatı ve diğer kurumsal mevduatla birlikte toplam mevdutlara bakıldığında şube başına 81 milyon TL ile Vakıfbank'ın lider olduğu görülüyor. Vakıfbank'ı Ziraat Bankası, Garanti, Halk Bankası ve İş Bankası takip ediyor. Katılım bankalarının şube başına topladığı toplam mevduat 49 milyon TL iken bu tutar mevduat bankalarında 44 milyon TL.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8583836343777486157-7229372380447852778?l=hhdeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hhdeniz.blogspot.com/feeds/7229372380447852778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/07/blog-post.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7229372380447852778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8583836343777486157/posts/default/7229372380447852778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hhdeniz.blogspot.com/2010/07/blog-post.html' title='Mevduat ve katılım bankalarının şube başına mevduatları ve konut - taşıt kredisi kullandırımları'/><author><name>Hüseyin Deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00214023517862140946</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQck8ZXH9I/AAAAAAAACGY/vfQfj9SRYVY/S220/hhdeniz.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yrdWp22g1tI/TFQdvUHw_eI/AAAAAAAACG8/6oI4KmFdlnM/s72-c/banka+%C5%9Fube+ba%C5%9F%C4%B1na+mevduat+ta%C5%9F%C4%B1t+konut.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
