18 Nisan 2012 Çarşamba
Altınlar eve mi bankaya mı...
Son zamanlarda bankaların müşterilerinin ziynet altınlarını alarak bunları müşterilerin hesaplarına kaydî olarak yatırmaları ile ilgili çeşitli yazılar yayınlandı. Bu yazılardaki bazı bariz hatalar üzerine konunun uzmanı biriyle görüşerek ona bazı sorular sormak gereği hissettim ve bankaların fiziki altın toplaması konusunda uzman bir isim olan Evren Yaşar ile görüştüm:
İnsanlar neden evlerindeki kasalarındaki altınları bozdurmak için bankalara götürürler?
Altın, birçok ailenin zor günleri için tuttukları ya da ev araba gibi hayallerini gerçekleştirmek için biriktirdikleri bir yatırım aracıdır. Bu nedenle altının saklanması bir nevi insanların hayallerinin ya da geleceğinin saklanması gibidir. Kişilerin bir amaç için biriktirdikleri altınlarını bankalara getirmesinin altında yatan en büyük sebep aslında güvenlik güdüsüdür. Altın önemli bir yatırım aracı olmakla beraber, saklanması ve korunması da bir o kadar zordur. Çalınma riskine karşılık olarak genel olarak altın sahipleri ya bankaların kiralık kasalarını kullanmakta ya da tanıdıkları kuyumculara altınlarını bırakmaktadır ancak bu iki durumda da altınlar tam anlamıyla güvende kalmamakta, masraflı olmaktadır. Bu altınların bankaya yatırılması ile vatandaşların elde edeceği bir başka avantaj ise, genelde zor günlerde altın bozdurulmak istendiğinde, eğer bu altın bir takı seti yahut bilezik ise kişi bunun tamamını bozdurmak durumundadır. Fiziki altın bölünemez, oysa hesapta bulunan kaydi altın ise bölünebilir, kişinin ne kadar paraya ihtiyacı varsa o kadarını alır ve geri kalan kısmı ise yine altın olarak kişinin hesabında kalır dolayısıyla altın tasarrufunu devam ettirebilir. Ayrıca bankada bulunan altın internet şube vasıtasıyla her an alınıp satılabilir, dolayısıyla her an fiyat hareketlerinden yararlanılabilir. Bankalarda tutulan altının 50,000 TL’ye kadar olan kısmı da devlet güvencesi altındadır.
Bankaların kişilerden altın alma işi nasıl oluyor?
Kişi altınlarını şubeye götürür. Altın burada uzmanlar tarafından incelenir; ayar ve ağırlık tespitinden sonra müşteriye altının saflığı, gramajı, içindeki has altın miktarı, hesaba geçecek gram miktarı belirtilir. Müşteri kabul ettiği takdirde altın miktarı müşterinin hesabına gram olarak geçer.
Altının işçilik maliyeti ne olacak?
Takıların sadece saf altın miktarı dikkate alınıyor olacak. Eğer altın alırken buna işçilik ödendiyse bu değerlendirilmeyecektir. Bu nedenle fazla işçilikli altınları bankaya vermek çok mantıklı olmayabilir.
Alım satım kaynaklı her hangi bir değer kaybı olacak mı peki?
Belirtilen has altın miktarı müşterinin hesabına altın olarak yatırılır. Herhangi bir şekilde alım satım işlemi olmadığı için müşterinin al sat kaynaklı kur kaybı da olmayacaktır. Bir kişi eğer önce kuyumcuya gider ve altınlarını bozdurursa ve buradan aldığı TL ile gelip tekrar altın alırsa bu durumda önce alış kurundan altınlarını satacak sonra bankadan satış kurundan tekrar altın alacaktır. Oysa bankaların bu uygulamasında bir alış satış olmadığı için bu şekilde bir kayıp söz konusu değildir. Bankanın altın alım işlemlerinde en iyi fiyat garantisi bulunmamaktadır. Paraya sıkışmış ve altınlarını satıp TL'ye dönmek isteyen kişiler için banka en iyi çözüm olmayabilir.
Müşteriler bankaya verdikleri altınları geri alabilir mi?
Bankaya verilen altınlar orada aynen muhafaza edilmemektedir. Altınlarını bankaya veren kişiler hiçbir şekilde altınını verdiği şekilde geri alamayacaktır. Toplanan altınlar rafine edilerek 24 ayar külçe haline getirilecektir. Bu nedenle bilezikler ya da cumhuriyet altınlarının formları değiştirilerek külçe altın haline getirilmekte ve müşteriler adına bu şekliyle muhafaza edilmektedir.
Peki müşteriler altınlarını nasıl geri alabilirler?
İki şekilde işlem yapabilirler. Birinci yöntem altını bozmak istedikleri günkü kurlar üzerinden TL ya da Dolar karşılığını alabilirler. İkinci yöntemle ise bir katılım bankasında külçe gram altın olarak alabilirler.
Banka hesabına geçen altınların bir getirisi oluyor mu peki?
Şu an sadece bir katılım bankası topladığı ve hesaba geçen bu altınlara kar payı vermektedir
28 Mart 2012 Çarşamba
Bankaların 2011 karneleri
Geçtiğimiz yıla 49 banka ile başlayan sektör, 2011 yılı içerisinde bir birleşme yaşadı ve 2011’i 48 banka ile bitirdi. Fortis, tüm aktif ve pasifiyle geçen yılın Şubat ayından itibaren TEB’e katılmış oldu.
Türk Bankacılık Sektöründe otuz bir adet mevduat bankası, on üç adet Kalkınma ve Yatırım Bankası, dört adet Katılım Bankası toplam 48 banka mevcut. Bunların yaklaşık on bin şubeleri ve toplam iki yüz bin personeli bulunuyor Türkiye’nin her yanında.
Karlılıklar açısından 2011 bankalar için çok iyi bir yıl olmadı. 2010’da bankalar 22 milyar TL’yi aşkın net kar elde etmişler iken, 2011’de net kar yaklaşık 20 milyar TL olarak gerçekleşti. Tüm sektörün net karının yarısından fazlası ise sektörün dört büyüklerine ait: İş, Garanti, Ak,Yapı Kredi.
Belli bir büyüklükteki mevduat ve katılım bankalarının tablolarına baktığımızda net kar artışında katılım bankalarının ve kamu bankalarının ilk sıraları paylaştığını görüyoruz. Denizbank’ın Deniz Emeklilik ve Deniz Türev’in satışından elde ettiği gelirini bir kenarda tutarak karını en çok arttıran bankaları sıralarsak, en çok kar artışını %22 ile Kuveyt Türk, %19 ile Albaraka, %13 ile Türkiye Finans, %6 ile Vakıfbank ve %2’şer artışla Halkbank ile Denizbank sağladılar. Net karı geçen yıla göre en çok düşen üç banka ise %43 azalışla Ziraat, %31 azalışla TEB ve yine %31 azalışla Şekerbank oldu. Mevduat bankalarının her bir şubesi ortalama 1 milyon 700 bin TL, Katılım Bankalarının her bir şubesi ise 1 milyon 200 bin TL net kar elde etmiş oldular ortalamada.
Şube başına 3 milyon TL üzerinde net kar elde eden iki banka Garanti ve Akbank olurken şube net kar ortalaması 1 milyon TL altında kalan bankalar HSBC, Şekerbank, TEB ve ING olarak dikkati çekiyor.
Banka büyüklükleri sıralaması da değişti yıl içinde. Aktif toplamı büyüklüğüne göre belirlenen bankaların büyüklüklerinde üst sıralara çıkabilen dört banka oldu. İş Bankası Ziraat Bankasını liderlikten indirerek bir basamak çıktı ve Türkiye’nin en büyük bankası oldu. Halk Bankası bir basamak çıkarak Vakıfbank’ı geçti ve en büyük altıncı banka oldu. TEB, Fortis’i bünyesine katarak bir basamak yükseldi ve en büyük dokuzuncu banka oldu. Son olarak Kuveyt Türk, Şekerbank ve Türkiye Finans’ı geçerek iki basamak yükseldi ve en büyük bankalar sıralamasında 14.lüğe yükseldi.
Altın bankacılığında ise tam bir ralli yaşandı 2011’de. Bankalarda 44 ton altın vardı yıla başladığımızda. Yıl sonuna geldiğimizde ise bankalardaki altın miktarı 150 ton oldu. Altın bankacılığının en ciddi oyuncuları ise Garanti, İşbankası, Halkbank, Kuveyt Türk ve Yapı Kredi. Bu beş banka, sektördeki altın miktarının yaklaşık dörtte üçüne sahipler. Denizbank ve Bank Asya altın bankacılığında hayli iddialılar. Bu yıl bu iki bankanın agresif altın pazarlaması sektörde sıralamaları ve pazar paylarını değiştirecek gibi görünüyor.
Son olarak, Faaliyet gelirleri toplamına baktığımızda üç bankanın geçen yılki gelirlerinin altında kaldığını görüyoruz. Bunlar Ziraat Bankası, Akbank ve Yapı Kredi. Faaliyet gelirlerini en çok arttıran ilk üç banka ise TEB, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans oldu.
Bankaların 2011 yıl sonu karneleri kısaca böyle. 2012, geçen yıldan daha iyi geçecek bankalar açısından. Karların arttığı, şubeleşmenin hız kesmediği bir yıl olacak bu yıl…
9 Mart 2012 Cuma
Bankaların bono yarışı
Bu yıl bankalar için bono yılı olacak. Daha önce ülkemizde faaliyet gösteren sadece 13 adet kalkınma ve yatırım bankasının ihraç yetkisi olan banka bonoları Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun 30 Eylül 2010 tarihindeki kararından sonra 31 adet mevduat bankası tarafından da ihraç edilebiliyor artık.
Bono ihracı izni mevduat bankaları için oldukça önemli bir gelişme idi. Bankaların bilançolarındaki pasif tarafları gelişmiş ülkelerde epey geniş bir yelpazede olabiliyorken bizde pasif tarafta yabancı kaynak olarak mevduattan başka bir kalem yer almıyordu neredeyse. Yurt dışı sendikasyonlardan da sadece büyük bankalar ve stabil finansal ortamlar mevcut iken yararlanılıyordu.
Yurt dışında finansal istikrarsızlığın had safhada olduğu bir zamanda yabancı para cinsinden uygun maliyetlerle borçlanmakta zorlanılacak bir ortamdayız. İşte böyle zor bir zamanda bankaların likidite sıkıntısına girebileceği öngörülerek kalkınma ve yatırım bankalarının yanı sıra mevduat bankalarına da bono ihraç yetkisi verildi 2010 sonunda. Henüz iki ayını doldurduğumuz bu yılın ihraçlarına baktığımızda hemen hemen bono ihraç etmemiş belli bir aktif büyüklüğün üzerinde banka bulunmuyor. Bonolar böylesi bir zamanda bankalar için can suyu oldu.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun karar tarihindeki hesabına göre sektördeki bankaların ihraç edebileceği bono tutarı toplam 51 milyar TL. Henüz bu limitin çok altında bir bono ihracı gerçekleşti. Yani daha ihracını göreceğimiz çok bono olacak. Diğer yandan katılım bankaları da bilançolarının pasifindeki tek ağırlıklı kalemden kurtularak ellerini hafifletmek istiyorlar artık. Onlar da tahvil benzeri faizsiz ürün "Sukuk" ihracı ile bunu gerçekleştirecekler. Kuveyt Türk, Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen Sukuk ihracı ile önce 100 milyon dolar sonra 350 milyon dolarlık kaynak temin etti. 200 milyon dolarlık ihraçla Albaraka ve 300 milyon dolarla Bank Asya da sukuk ihracı için uygun zamanlamayı bekliyorlar. Türkiye Finans da diğer katılım bankaları gibi sukuk ihracında gecikmeyecektir. Sukuk ve bono ihraçları bankaların kaynak ihtiyaçlarının ilacı. Kısa vadeli mevduatlara nazaran uzun vadeli olmaları büyük avantaj. Genelde 6 ay en fazla da 1 yıl vadeli olabilen bonolarda yakın zamanda ihraç yapan bankaların ihraç tutarları ve oranları ise şöyle gerçekleşti:
Ekim 2011: Denizbank yıllık 11,11 oran ile 250 milyon TL.
Kasım 2011: Finansbank 10,45 oran ile 200 milyon TL.
Aralık 2011: Yapı Kredi 10,92 oran ile 1 milyar TL.
Ocak 2012: Vakıfbank 10,87 oran ile 1 milyar TL, İş Bankası 11,14 oran ile 1 milyar TL, Garanti 10,98 ile 1 milyar TL, Halkbank 11,31 oran ile 750 milyon TL, TEB 11,38 oran ile 350 milyon TL ve Akbank 11,24 oran ile 250 milyon TL.
Şubat 2012: Ziraat 10,02 oran ile 1 milyar TL ve ING 9,65 oran ile 1 milyar TL.
En çok ilgiyi 4 katı taleple Ziraat Bankası görürken Denizbank'ın 399 gün vadeli tahviline ise ilgi çok düşük kaldı, 50 milyon TL'lik Denizbank tahvillerine talep 30 milyon dahi olmadı.
Mevduat bankalarının bono ihracı Türk Bankacılık sektörü için bir ilk.. Her bankanın ihraç edebileceği maksimum tutarın ayrıntılı formüllerle belirlendiği sürecin sıkı takipçisi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. Bu ihraçların sektöre etkisini hem kredilerde hem mevduatta bu yıl göreceğiz…
28 Şubat 2012 Salı
Bankaların sevgilileri
Bankaların patronu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun başkanı Tevfik Bilgin geçen gün bir seminerde malumu ilan etti, “kredi kartı olan herkes tüm kart borcunu zamanında ödese bankalar kredi kartı işini bırakırlar” dedi. Kredi kartı borcunu gecikmeli faizle ödeyen tüketicilerin kart pazarını cazip kıldığını, kart borcunu zamanında ödeyen müşterilerin bankaların işine gelmediğini açıkça söyledi başkan. Bankalar kart borcu olan müşterileri severler yorumları yapıldı medyada haklı olarak.
Bankalar sadece kredi kartı borcu olanları sevmekle yetinmiyorlar. Öyle ürünler var ki onları kullanan müşterilere bayılıyor bankalar. Bu ürünlerin en başında kısaca KMH denilen Kredili Mevduat Hesabı müşterileri geliyor. KMH müşterileri bankaların asla ayrılmaya tahammül edemeyecekleri en sevgili müşteriler sınıfındalar. Hesabınıza tanımlanan belli bir tutar para kullanmaya her an hazır, hesabınızda bekliyor. Hesabınızda para olmadığında da kendi paranmış gibi al alışveriş yap harca.. Peki sonra? Sonra banka kullanılan tutara öyle bir faiz işletiyor ki bu KMH’ların ortalama aylık faiz oranı %5’e yakın. Faizin en acımasız olduğu ürün kredi kartlarında dahi en üst aylık gecikme faiz oranı yüzde 2,84 iken, yıllık enflasyon yüzde 10 seviyesinde iken, bankalar Merkez Bankası’ndan yıllık yüzde 11,5 faiz ile borç para alırken bankaların KMH ürünündeki yıllık basit faizi kabaca yüzde 60! Bu müşteriler tabi ki baş tacı edilen en hatırlı müşteriler bankalar nezdinde.
Bankaların en sevdiği müşteri tiplerinde ikinci sıra yazının başında değindiğimiz kredi kartı borcunun hepsini ödemeyen-ödeyemeyen müşterilere ait. Bu grupta iki milyonun üzerinde kişi bulunuyor ülkemizde. Bunlardan bir kısmı maddi yetersizlikten dolayı kredi kartının borcunun hepsini ödeyemez iken bir kısmı da kolayına geldiği için kartın minimum tutarını ödüyor, kalan kısmını bankadan faizli kredi kullanmış gibi oluyor. Ama bu faiz öyle bir faiz ki yıllık yüzde otuza yakın bir oran. Bankalar bu sınıftaki sevdiği müşterilerin sayısını arttırabilmek için bol taksitli ödeme imkanı ile iş yerleri ile anlaşmalar yaparak tüketimi alışverişi körüklüyorlar.
Bankaların sevgilileri listesinde üçüncü sırada hesap işletim ücreti ödeyen kişiler var. Bu ücret her hangi bir masrafa istinaden alınmayan, keyfi bir ücret olduğu için bankadan bankaya tutarı değişebiliyor. Hiç almayan banka olduğu gibi yıllık 100 lira hesap işletim ücreti altında müşterinin hesabındaki parayı alan banka da var. Eskiden yıllık alınan ücretler 6 ayda bir alındı bir ara, sonra 3 ayda bir alınırken şimdi müşterilerin hesaplarından aylık olarak hesap işletim ücreti alınmaya başlandı. Daha küçük meblağlar halinde, azar azar tırtıklandığı için daha az tepki çekiyor. Milyonlarca hesap sahibi kişi bankalara bu paraları ödeyerek bankaların karlılıklarına ciddi anlamda katkı sağlıyor. Bankalar bu müşterilere bayılıyorlar tabi ki..
Bankaların en sevdiği müşteri tiplerinde dördüncü sırayı kredi kullanan, kredi kullanırken sadece bankanın ilan ettiği orana bakan ve ona göre banka tercihi yapan müşterilere veriyoruz. Bankaların ilan ettikleri aylık kredi oranları kocaman bir kandırmaca. Her gün önünden geçtiğim bankanın şubesinin camında aylık 0,38 oran ile kredi verdiğini ilan ediyor bir banka. Bu banka aylık kabaca yüzde 1 faiz ödeyerek aldığı mevduatı nasıl aylık yüzde 0,38 ile kredi olarak satabilir? 100 liraya aldığı bir malı 38 liraya satmaktan farksız. Durum tabi ki öyle değil. Düşük oran ile müşterilerin aklını çelip hayat sigortası, istihbarat ücreti vs gibi bir çok maliyet giydiriliyor kredi kullanırken. Kredinin toplam maliyetine bakmadan sadece reklamdaki oranın düşüklüğüne tav olan müşteriler de bankaların en sevgili müşterileri sınıfındalar.
Sadece bu dört sınıfla sınırlı değil tabi ki en sevilen müşteriler listesi. Ama bu sınıflar bankalara en çok para kazandıran kişiler. Banka ile çalışmak durumunda iseniz bankanızı iyi seçin, cebinize sahip çıkın, bankaların sevgilisi olmayın…
17 Şubat 2012 Cuma
Faize yenildik
Ülkemizdeki faiz oranları sadece bankalara para yatırıp faiz geliri elde edenleri yahut bankalardan kredi çekerek borçlanan kişileri ilgilendirmekle sınırlı kalmaz. Faiz oranlarının seviyesi hepimizi ilgilendiren bir durum. En basitinden devletin giderlerini karşılayabilmesi için borçlanması gerekiyor. Bu borçlanmanın bir kısmını ülke içinde kağıt çıkararak yapıyor ve bu kağıtların faizi ülkedeki genel faiz oranları seviyesinde oluyor.
Yani ülkemizdeki faiz oranları ne kadar yüksekse devletin borçlanırken ödemek zorunda kaldığı faiz de o kadar fazla oluyor. Devletin borcu demek vatandaşın borcu demek tabi ki. Devlet bu borçları ödemek için dolaylı dolaysız vergilerle harçlarla hepimizden para topluyor, borç arttıkça ödeme artıyor ve bu sarmal en kötü şekilde vatandaşı, bizi vuruyor.
Kamu net borç yapısında yani devletin borçlarından varlıklarını düştüğümüzde kalan safi borç bakiyesinde gözle görülür bir iyileşme var eskisine nazaran. Kamu net borç stoku 200 milyar TL ile 300 milyar TL arasında dolaşıyor son on yıldır. Devlet artık daha düşük faizle ve daha uzun vadeli borç alıyor. Özellikle yabancı para cinsinden borçların oranında ciddi düşüş olması sevindirici. Yerli para cinsinden borcun ödenememe riski sıfır denebilir, en kötü senaryoda para basıp o borç ödenir ama bugün Yunanistan'ın içinde bulunduğu durum gibi borçlarınız kendi para cinsinizden değilse, borçlandığınız parayı kendiniz icabında basamıyorsanız ülkenin felaketlere sürüklenmesi mümkün.
Uzun yıllar yüksek faizlerle boğuştuk. Bu ülkenin anlı şanlı üretim firmalarının dahi gelirlerinin önemli bir kısmı faiz geliri idi bir zamanlar. Kimse fabrika açıp üretim yapmaya istihdam sağlamaya tenezzül etmiyordu, faiz geliri bunların hepsinden daha fazla getiri sağlıyordu çünkü. Faizi yener gibi olduk, yıllık yüzde 5'ler konuşurken ibre tekrar yukarı döndü. Hazine'nin en son 14 Şubat 2012 borçlanma ihalesinde faizler yüzde ona dayandı. Bu oranlar dünya ile kıyaslanınca epey yüksek kalıyor. Bugün dünyada Afrika ülkelerini bir kenara koyarsak, iflas etmiş Yunanistan'dan sonra borçlanırken en yüksek faiz ödeyen Portekiz Macaristan gibi üç beş ülkenin arasında hala biz de varız maalesef.
Bankalardaki faiz kısmına geldiğimizde ise bankaların faizlerini arttırmakta birbirleriyle yarıştıklarını görüyoruz. Bankalar mevduat yarışına girdiler, bu yıl mevduata verilen faiz oranlarında %15'leri görebiliriz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun geçtiğimiz hafta açıkladığı 2011 yıl sonu bankacılık bültenine göre yurt içi yerleşik kişilerin mevduatının neredeyse yarısı 1 milyon TL ve üzeri parası olan kişilere ait ve bunların sayısı sadece 44 bin. Mevduatın geri kalan yarısı ise 51 milyon hesaba ait. Yüksek faizden esas nemalanan bu 44 bin kişi ve yurt dışından para getirecekler olacak bu yıl da. Şartlarda değişen hiç bir şey olmadı.
80 milyar dolara dayanmış cari açığı finanse etmek için yurt dışından gelecek paralara ihtiyacımız artarak devam ediyor. Yabancılar dövizlerini getirecekler, Türk Lirasına çevirip yüksek faizli devlet tahvili hazine bonosu alacaklar, vadesinde faizi ve anaparasını alıp paralarını dövize çevirip gidecekler. Yurt dışından para Türkiye'ye yüksek faiz varsa geliyor, sadece yatırım için para pek gelmiyor maalesef. Geçtiğimiz yıl yurt dışından 21 milyar dolara yakın böyle nakit para geldi, sadece yüksek faizlerden para kazanabilmek için. Bu yıl geçtiğimiz yıldan daha da yüksek faizlerden alabilmek için yurt dışından Türkiye'ye para girişinde bir sorun olmayacaktır.
Para girişinde sorun olmayacak ama ülke olarak biz bu gariban halimizle daha ne kadar ve kimlere gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortalamasının üzerinde faizler ödeyeceğiz…
10 Şubat 2012 Cuma
Bankaların bu sene karnı çok ağrıyacak
2010’da tüm bankaların vergi sonrası net karları 22 milyar TL iken 2011 sonunda bu rakam 20 milyarın altına düştü, 100 lira olan kar 90’a indi yani. Bu senenin geçtiğimiz yıldan daha karlı bir yıl olacağını öngörüyor bankalar. Bu demek değil ki bankalar açısından rahat bir yıl olacak. Bu yıl bankaların karın ağrısı mevduat olacak.
Mevduat, geliri giderinden fazla olan kişilerin şirketlerin elinde kasasında kalan paraları ifade ediyor, bankaların olmazsa olmazı. Bu seneki sıkıntının nedeni mevduatın artış hızının düşmesi. 2011 yılında tüm bankalardaki kur etkisinden arındırılmış mevduat sadece yüzde altı arttı. Bu oran son beş yıldaki en düşük artış oranı. Mevduat yüzde altı artarken krediler ise yüzde yirmi iki arttı geçtiğimiz yıl. Bankalar 2010’da topladıkları 100 liranın 88 lirasını kredi olarak kullandırmışlardı. Mevduatın yeterince artmamasının sonucu mevduat miktarını dahi aştı kredi hacmi geçtiğimiz yıl.
Peki ne oldu da bankalardaki bu yıl paraların artışı son beş yılın rekor düşük oranında kaldı? Bunun böyle olmasının en büyük muhtemel nedeni geçtiğimiz yılın altın yılı olmasından kaynaklanıyor. Altının hızlı yükselişi nedeniyle tasarruf sahipleri birikimlerini altına yönlendirdiler. Henüz bankalardaki altın hesapların yeterince bilinmemesi nedeniyle birikimler bankalardan çekilerek fiziki altın alındı, binlerce ton olduğu tahmin edilen diğerlerinin yanındaki yerini aldılar; yastık altı.
Altındaki bu dalgalanma ve milletçe altına olan ilgimiz çok derinliği olmayan bankaların mevduat yapısında gözle görülür bir değişim meydana getirdi geçtiğimiz yıl. Buna tedbir olarak Merkez Bankası Erdem Başçı’nın geçtiğimiz günlerde çok önemli açıklamaları oldu. Merkez Bankası şu an sadece bir katılım bankasının gerçekleştirdiği fiziki altın toplayıp bu altınları bankadaki hesaplara yine altın cinsinden aktarımının yaygınlaşmasını arzu ettiklerini açıkladı.
Başkan “2012 yılında vatandaşın yastık altındaki altınlarının banka mevduatına, altın depo hesaplarına dönüşmesi, vatandaşların gelir elde etmesi, aynı zamanda Merkez’in altın rezervlerinin güçlendirilmesi yönünde adımlar atabiliriz” dedi.
Merkez Bankası’nın altınla ilgili bu planından sonra beklediğimiz bir başka düzenleme zorunlu karşılıklarda. Merkez Bankası, bankalara yatan paraların vadesine ve türüne göre yüzde onbirine kadar olan kısmını bankalardan alarak kendi kasalarında tutuyor. Zorunlu, munzam karşılık dediğimiz bu oranların düşmesi bankaların Merkez Bankası’na daha az para göndermesine, dolayısıyla ellerinde daha fazla paranın kalmasına yol açacak. Bankalar bu beklentilerini şimdiden Merkez’e dillendirmeye başladılar bile.
Şu an piyasada bir sıkıntı yok ama sektörde gidişat likidite açısından pek parlak değil, bankaların ellerindeki paralar yeterince artmıyor. Bunun için birikimlerin kendi bankalarına aktarılması için perde gerisinden kirli bir faiz yarışı başlamak üzere. Mevduata verdikleri bu yüksek faizi bir yandan kredilerin oranlarını arttırarak telafi edecekler diğer yandan da faizle mevduatla vs işi olmasa dahi bankacılık hizmetlerinden faydalanan kişilerden alınan komisyonlara yükleneceklerdir.
Net karlarının düşmesine bakmayın, geçen yıl bu komisyonlardan kaynaklanan gelirlerini yaklaşık yüzde yirmi arttırdı bankalar. Herkesin gözü faizlerde ama komisyonlara karışan yok nasıl olsa. Bu yıl da öyle olacaktır. Para gönderirken internet şubelerden masrafsız para gönderilebilen bankaları seçin. Hesap işletim ücretini sorgulayın, ödememek için anlaşın, hesap işletim ücreti olmayan bankaları seçin. Kredi kartı yıllık aidat vs gibi ücretler istemeyen kartları bankaları tercih edin. Bu ve buna benzer şeylerden bankalar 15 milyar TL’den fazla para kazandılar geçtiğimiz yıl. Kime ne kazandırdığınıza dikkat edin, seçici olun…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






