25 Nisan 2012 Çarşamba

Ortak ATM'de kim ne alıyor?


Cüzdanımızdaki banka kartları (ATM kartları) çılgınca artıyor. Beş altı sene önce 40 milyon civarında banka kartı varken bu rakam neredeyse ikiye katlanarak 80 milyonu geçti. Banka kartlarıyla geçen yıl 760 milyon kez para çekme işlemi yapıldı, her işlemde aşağı yukarı 320 TL para çekildi. 243 milyar liralık para ATM'lerden dolaştı yani.. ATM sayısı da aynı hızda arttı geçen sürede. Bundan beş altı sene önce 15 bin ATM varken, geçtiğimiz ay sonu itibarıyla 33 bini geçti ATM sayısı.

ATM'leri ortak kullanma fikri çok eski değil. Her bankanın kartıyla her ATM'de işlem yapabilme fikri 4-5 yıl önce ciddi ciddi konuşulmaya başlandı ve genelde olumlu karşılandı. Büyük bir iki bankanın isteksiz oluşuna rağmen uzlaşıldı ve Ekim 2009'dan sonra ortak ATM kullanımı başlamış oldu.

Ortak ATM kullanımında bilinmesi gereken en temel şey para çekiminde yahut bakiye sormada alınan temel bir ücret vardır ve bu, ATM hangi bankaya ait ise ona ödenir. Bu ücret Bankalararası kart merkezinin sitesinden ilan ettiği üzere, bakiye sormada 24 kuruş, para çekmede ise 91 kuruş sabit ücrete ilaveten çekilen paranın yüzde 1'idir. Ortak ATM'den para çekiminde yahut bakiye sorgulamada bu tarifenin üzerinde bir masraf alınıyorsa, kesilen paranın geri kalanını kartını kullandığınız banka alıyordur. Bu tarifede çekilen 100 TL için 1 lira 91 kuruş komisyon vardır ve bu komisyon hangi bankanın ATM'sinden işlem yapıyorsanız o bankaya ödenir. Örneğin, Garanti bankasının kartıyla Akbank'ın ATM'sinden 100 TL çekildiğinde 1,91 TL Akbank'a ödenir. Ama sizden 5 TL kesilmişse, bunun 1,91 TL haricindeki tutarını, kartını kullandığınız Garanti Bankası kesmiş demektir. Ortak ATM kullanımında şu an müşterisinden ekstra bir komisyon almayıp sadece karşı bankaya ödenecek komisyonu alan iki banka var, Albaraka ve Kuveyt Türk… Denizbank, Yapı Kredi ve Akbank ise ATM kullanımlarında 40-50 kuruş ilaveten ”makbuz ücreti” almaya başladılar.

91 kuruş rakamı ve %1 oranı aslında makul. Buraya kadar bir sorun yok. Sorun, ATM'si kullanılan bankaya verilen %1 ve 91 kuruş'un yanı sıra kart sahibi bankanın “ben de bu işten para isterim” demesi. Sorun, çoğu bankanın ortak ATM kullanımını, kart verdiği müşteriye bir kolaylık olarak değil de buradan güzel karlar elde edilecek bir alan olarak görmesi. Kart sahibi bankalar ücretleri o kadar arttırdılar ki ortak ATM'lerden para çekme ücretleri epey farklılaştı.

En güncel haliyle bankaların ortak ATM kullanım ücretleri ve aşağıdaki bankaların kartlarıyla herhangi bir başka bankanın ATM'sinden 100 TL çekildiğinde çıkan masraflar aşağıdaki tabloda. Garanti Bankası 500 TL, Akbank ve Vakıfbank 350 TL üzeri çekimlerde tarifeyi değiştirmekteler. “Makbuz ücreti” alan bankaların aldıkları bu ücretler toplam masrafa yansıtılmıştır:

18 Nisan 2012 Çarşamba

BES'te neler oluyor




Dün Ali Babacan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ile ilgili önemli bazı açıklamalar yaptı. BES'te neler oluyor diyerek konuyu iyi bilen bir isim ile, Kerim Barkın Yüksel ile görüştüm.

BES'te bazı şeyler değişiyor, değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?
Önceden BES'teki teşvik unsuru vergilerdeki indirim şeklindeydi, gelir vergisinde indirim şeklinde bundan faydalanılıyordu. Ancak sadece katılımcıların üçte birinin bu avantajdan faydalanabildiği görüldü. Değişikliğe gidilmesinin altındaki temel neden bu.

Sistemin en önemli avantajı vergi avantajı ama insanların büyük çoğunluğu bundan faydalanamıyordu yani.. Yeni sistemde ne değişiyor peki?
Yeni sistemle, BES'e giren herkes katkılardan istifade edecek. BES'e yatırılan miktar önce Emeklilik Gözetim Merkezine, bu merkez de ilgili kamu kuruluşuna iletecek. Örneğin, sisteme 100 lira koyan vatandaşa, 25 lira da devlet katkı sağlayacak. Bu 25 liralık kısım ayrı hesapta tutulacak. Maksimum devlet katkısı da yıllık brüt asgari ücretin yüzde 25'i ile sınırlı olacak.
Yeni sistemde ev kadınları da doğrudan vergi avantajından faydalanabilecek. Avantajdan faydalanılması için vergi mükellefi olunması şartı da kaldırmış durumda. Eski sistemde ev hanımı katkı payını eşi öderse (eşi vergi mükellefi olduğu için) avantajdan faydalanabiliyordu

Hali hazırda vergi avantajı elde edenler için bir şey değişmiyor gibi?
Önceki sistemde ödenen katkı paylarından hak edilen vergi maaş üzerinden iade ediliyordu. Şimdi maaş hesabına ilave edilmesi değil de ayrı hesapta tutulacak olmasının sisteme olan ilgiliyi pozitif etkilemesi beklenmektedir. Şu andaki uygulamada vergi iadesi alabilecek için katkı payı ödeyen katılımcının ödemelere ait dekontları şirketindeki Muhasebe servisine iletmesi gerekiyor. Vergi iadesinden katılımcıların ortalama %35'i faydalanmaktaydı. Bu yeni yöntem ile katılımcı hiçbir şey yapmadan iadeleri otomatik alarak ayrı bir hesaptan takip edebilecek. BES müşterisi net bir şekilde ne tutarda avantaj elde ettiğini görebilecek. Sağlanan avantaj maksimum tutarda yine aynı, yıllık brüt asgari ücretin %25'i..

Birikimleri istediği zaman çekebilecek mi insanlar?
Kademeli olarak geri çekme hakkı verilecek. Burada amaç vadeyi uzatmak. Devlet katkı payına ilk 3 yıl boyunca dokunmak mümkün değil, 3'üncü yılın sonunda yüzde 15'ini, 6'ıncı yılın sonunda yüzde 30'unu, 10'uncu yılın sonunda yüzde 60'ını alabilirken, ancak emekli olunca bu katkı payının tamamını alınabilecek.

Uygulamada kişi BES'teki birikimini istediği zaman çekebiliyor muydu?
Önceki sistemde katılımcı sistemden erken ayrılmak istediğinde %15 - %10 gibi tüm birikimlerinden stopaja maruz kalıyordu. Artık stopaj ana paraya değil sadece devletin yatırdığı katkı payına ve toplam getiriye uygulanacak.

Bu eskisine göre yatırımcı için daha cazip değil mi?
Evet, artık sistemden erken ayrılmalarda vergi kesintisi ana para ve kar toplamına değil, sadece kar ve vergi avantajına uygulanıyor. Amaç vergi avantajını hak etmek istiyorsan sistemde emekli olana kadar kal. Daha adil bir yöntem.

Bankaların Şube ve Personel Sayılarındaki değişim


Altınlar eve mi bankaya mı...




Son zamanlarda bankaların müşterilerinin ziynet altınlarını alarak bunları müşterilerin hesaplarına kaydî olarak yatırmaları ile ilgili çeşitli yazılar yayınlandı. Bu yazılardaki bazı bariz hatalar üzerine konunun uzmanı biriyle görüşerek ona bazı sorular sormak gereği hissettim ve bankaların fiziki altın toplaması konusunda uzman bir isim olan Evren Yaşar ile görüştüm:

İnsanlar neden evlerindeki kasalarındaki altınları bozdurmak için bankalara götürürler?

Altın, birçok ailenin zor günleri için tuttukları ya da ev araba gibi hayallerini gerçekleştirmek için biriktirdikleri bir yatırım aracıdır. Bu nedenle altının saklanması bir nevi insanların hayallerinin ya da geleceğinin saklanması gibidir. Kişilerin bir amaç için biriktirdikleri altınlarını bankalara getirmesinin altında yatan en büyük sebep aslında güvenlik güdüsüdür. Altın önemli bir yatırım aracı olmakla beraber, saklanması ve korunması da bir o kadar zordur. Çalınma riskine karşılık olarak genel olarak altın sahipleri ya bankaların kiralık kasalarını kullanmakta ya da tanıdıkları kuyumculara altınlarını bırakmaktadır ancak bu iki durumda da altınlar tam anlamıyla güvende kalmamakta, masraflı olmaktadır. Bu altınların bankaya yatırılması ile vatandaşların elde edeceği bir başka avantaj ise, genelde zor günlerde altın bozdurulmak istendiğinde, eğer bu altın bir takı seti yahut bilezik ise kişi bunun tamamını bozdurmak durumundadır. Fiziki altın bölünemez, oysa hesapta bulunan kaydi altın ise bölünebilir, kişinin ne kadar paraya ihtiyacı varsa o kadarını alır ve geri kalan kısmı ise yine altın olarak kişinin hesabında kalır dolayısıyla altın tasarrufunu devam ettirebilir. Ayrıca bankada bulunan altın internet şube vasıtasıyla her an alınıp satılabilir, dolayısıyla her an fiyat hareketlerinden yararlanılabilir. Bankalarda tutulan altının 50,000 TL’ye kadar olan kısmı da devlet güvencesi altındadır.

Bankaların kişilerden altın alma işi nasıl oluyor?

Kişi altınlarını şubeye götürür. Altın burada uzmanlar tarafından incelenir; ayar ve ağırlık tespitinden sonra müşteriye altının saflığı, gramajı, içindeki has altın miktarı, hesaba geçecek gram miktarı belirtilir. Müşteri kabul ettiği takdirde altın miktarı müşterinin hesabına gram olarak geçer.

Altının işçilik maliyeti ne olacak?

Takıların sadece saf altın miktarı dikkate alınıyor olacak. Eğer altın alırken buna işçilik ödendiyse bu değerlendirilmeyecektir. Bu nedenle fazla işçilikli altınları bankaya vermek çok mantıklı olmayabilir.

Alım satım kaynaklı her hangi bir değer kaybı olacak mı peki?

Belirtilen has altın miktarı müşterinin hesabına altın olarak yatırılır. Herhangi bir şekilde alım satım işlemi olmadığı için müşterinin al sat kaynaklı kur kaybı da olmayacaktır. Bir kişi eğer önce kuyumcuya gider ve altınlarını bozdurursa ve buradan aldığı TL ile gelip tekrar altın alırsa bu durumda önce alış kurundan altınlarını satacak sonra bankadan satış kurundan tekrar altın alacaktır. Oysa bankaların bu uygulamasında bir alış satış olmadığı için bu şekilde bir kayıp söz konusu değildir. Bankanın altın alım işlemlerinde en iyi fiyat garantisi bulunmamaktadır. Paraya sıkışmış ve altınlarını satıp TL'ye dönmek isteyen kişiler için banka en iyi çözüm olmayabilir.

Müşteriler bankaya verdikleri altınları geri alabilir mi?

Bankaya verilen altınlar orada aynen muhafaza edilmemektedir. Altınlarını bankaya veren kişiler hiçbir şekilde altınını verdiği şekilde geri alamayacaktır. Toplanan altınlar rafine edilerek 24 ayar külçe haline getirilecektir. Bu nedenle bilezikler ya da cumhuriyet altınlarının formları değiştirilerek külçe altın haline getirilmekte ve müşteriler adına bu şekliyle muhafaza edilmektedir.

Peki müşteriler altınlarını nasıl geri alabilirler?

İki şekilde işlem yapabilirler. Birinci yöntem altını bozmak istedikleri günkü kurlar üzerinden TL ya da Dolar karşılığını alabilirler. İkinci yöntemle ise bir katılım bankasında külçe gram altın olarak alabilirler.

Banka hesabına geçen altınların bir getirisi oluyor mu peki?

Şu an sadece bir katılım bankası topladığı ve hesaba geçen bu altınlara kar payı vermektedir

28 Mart 2012 Çarşamba

Bankaların 2011 karneleri




Geçtiğimiz yıla 49 banka ile başlayan sektör, 2011 yılı içerisinde bir birleşme yaşadı ve 2011’i 48 banka ile bitirdi. Fortis, tüm aktif ve pasifiyle geçen yılın Şubat ayından itibaren TEB’e katılmış oldu.

Türk Bankacılık Sektöründe otuz bir adet mevduat bankası, on üç adet Kalkınma ve Yatırım Bankası, dört adet Katılım Bankası toplam 48 banka mevcut. Bunların yaklaşık on bin şubeleri ve toplam iki yüz bin personeli bulunuyor Türkiye’nin her yanında.

Karlılıklar açısından 2011 bankalar için çok iyi bir yıl olmadı. 2010’da bankalar 22 milyar TL’yi aşkın net kar elde etmişler iken, 2011’de net kar yaklaşık 20 milyar TL olarak gerçekleşti. Tüm sektörün net karının yarısından fazlası ise sektörün dört büyüklerine ait: İş, Garanti, Ak,Yapı Kredi.

Belli bir büyüklükteki mevduat ve katılım bankalarının tablolarına baktığımızda net kar artışında katılım bankalarının ve kamu bankalarının ilk sıraları paylaştığını görüyoruz. Denizbank’ın Deniz Emeklilik ve Deniz Türev’in satışından elde ettiği gelirini bir kenarda tutarak karını en çok arttıran bankaları sıralarsak, en çok kar artışını %22 ile Kuveyt Türk, %19 ile Albaraka, %13 ile Türkiye Finans, %6 ile Vakıfbank ve %2’şer artışla Halkbank ile Denizbank sağladılar. Net karı geçen yıla göre en çok düşen üç banka ise %43 azalışla Ziraat, %31 azalışla TEB ve yine %31 azalışla Şekerbank oldu. Mevduat bankalarının her bir şubesi ortalama 1 milyon 700 bin TL, Katılım Bankalarının her bir şubesi ise 1 milyon 200 bin TL net kar elde etmiş oldular ortalamada.

Şube başına 3 milyon TL üzerinde net kar elde eden iki banka Garanti ve Akbank olurken şube net kar ortalaması 1 milyon TL altında kalan bankalar HSBC, Şekerbank, TEB ve ING olarak dikkati çekiyor.

Banka büyüklükleri sıralaması da değişti yıl içinde. Aktif toplamı büyüklüğüne göre belirlenen bankaların büyüklüklerinde üst sıralara çıkabilen dört banka oldu. İş Bankası Ziraat Bankasını liderlikten indirerek bir basamak çıktı ve Türkiye’nin en büyük bankası oldu. Halk Bankası bir basamak çıkarak Vakıfbank’ı geçti ve en büyük altıncı banka oldu. TEB, Fortis’i bünyesine katarak bir basamak yükseldi ve en büyük dokuzuncu banka oldu. Son olarak Kuveyt Türk, Şekerbank ve Türkiye Finans’ı geçerek iki basamak yükseldi ve en büyük bankalar sıralamasında 14.lüğe yükseldi.

Altın bankacılığında ise tam bir ralli yaşandı 2011’de. Bankalarda 44 ton altın vardı yıla başladığımızda. Yıl sonuna geldiğimizde ise bankalardaki altın miktarı 150 ton oldu. Altın bankacılığının en ciddi oyuncuları ise Garanti, İşbankası, Halkbank, Kuveyt Türk ve Yapı Kredi. Bu beş banka, sektördeki altın miktarının yaklaşık dörtte üçüne sahipler. Denizbank ve Bank Asya altın bankacılığında hayli iddialılar. Bu yıl bu iki bankanın agresif altın pazarlaması sektörde sıralamaları ve pazar paylarını değiştirecek gibi görünüyor.

Son olarak, Faaliyet gelirleri toplamına baktığımızda üç bankanın geçen yılki gelirlerinin altında kaldığını görüyoruz. Bunlar Ziraat Bankası, Akbank ve Yapı Kredi. Faaliyet gelirlerini en çok arttıran ilk üç banka ise TEB, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans oldu.

Bankaların 2011 yıl sonu karneleri kısaca böyle. 2012, geçen yıldan daha iyi geçecek bankalar açısından. Karların arttığı, şubeleşmenin hız kesmediği bir yıl olacak bu yıl…

9 Mart 2012 Cuma

Bankaların bono yarışı



Bu yıl bankalar için bono yılı olacak. Daha önce ülkemizde faaliyet gösteren sadece 13 adet kalkınma ve yatırım bankasının ihraç yetkisi olan banka bonoları Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun 30 Eylül 2010 tarihindeki kararından sonra 31 adet mevduat bankası tarafından da ihraç edilebiliyor artık.

Bono ihracı izni mevduat bankaları için oldukça önemli bir gelişme idi. Bankaların bilançolarındaki pasif tarafları gelişmiş ülkelerde epey geniş bir yelpazede olabiliyorken bizde pasif tarafta yabancı kaynak olarak mevduattan başka bir kalem yer almıyordu neredeyse. Yurt dışı sendikasyonlardan da sadece büyük bankalar ve stabil finansal ortamlar mevcut iken yararlanılıyordu.

Yurt dışında finansal istikrarsızlığın had safhada olduğu bir zamanda yabancı para cinsinden uygun maliyetlerle borçlanmakta zorlanılacak bir ortamdayız. İşte böyle zor bir zamanda bankaların likidite sıkıntısına girebileceği öngörülerek kalkınma ve yatırım bankalarının yanı sıra mevduat bankalarına da bono ihraç yetkisi verildi 2010 sonunda. Henüz iki ayını doldurduğumuz bu yılın ihraçlarına baktığımızda hemen hemen bono ihraç etmemiş belli bir aktif büyüklüğün üzerinde banka bulunmuyor. Bonolar böylesi bir zamanda bankalar için can suyu oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun karar tarihindeki hesabına göre sektördeki bankaların ihraç edebileceği bono tutarı toplam 51 milyar TL. Henüz bu limitin çok altında bir bono ihracı gerçekleşti. Yani daha ihracını göreceğimiz çok bono olacak. Diğer yandan katılım bankaları da bilançolarının pasifindeki tek ağırlıklı kalemden kurtularak ellerini hafifletmek istiyorlar artık. Onlar da tahvil benzeri faizsiz ürün "Sukuk" ihracı ile bunu gerçekleştirecekler. Kuveyt Türk, Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen Sukuk ihracı ile önce 100 milyon dolar sonra 350 milyon dolarlık kaynak temin etti. 200 milyon dolarlık ihraçla Albaraka ve 300 milyon dolarla Bank Asya da sukuk ihracı için uygun zamanlamayı bekliyorlar. Türkiye Finans da diğer katılım bankaları gibi sukuk ihracında gecikmeyecektir. Sukuk ve bono ihraçları bankaların kaynak ihtiyaçlarının ilacı. Kısa vadeli mevduatlara nazaran uzun vadeli olmaları büyük avantaj. Genelde 6 ay en fazla da 1 yıl vadeli olabilen bonolarda yakın zamanda ihraç yapan bankaların ihraç tutarları ve oranları ise şöyle gerçekleşti:

Ekim 2011: Denizbank yıllık 11,11 oran ile 250 milyon TL.

Kasım 2011: Finansbank 10,45 oran ile 200 milyon TL.

Aralık 2011: Yapı Kredi 10,92 oran ile 1 milyar TL.

Ocak 2012: Vakıfbank 10,87 oran ile 1 milyar TL, İş Bankası 11,14 oran ile 1 milyar TL, Garanti 10,98 ile 1 milyar TL, Halkbank 11,31 oran ile 750 milyon TL, TEB 11,38 oran ile 350 milyon TL ve Akbank 11,24 oran ile 250 milyon TL.

Şubat 2012: Ziraat 10,02 oran ile 1 milyar TL ve ING 9,65 oran ile 1 milyar TL.

En çok ilgiyi 4 katı taleple Ziraat Bankası görürken Denizbank'ın 399 gün vadeli tahviline ise ilgi çok düşük kaldı, 50 milyon TL'lik Denizbank tahvillerine talep 30 milyon dahi olmadı.

Mevduat bankalarının bono ihracı Türk Bankacılık sektörü için bir ilk.. Her bankanın ihraç edebileceği maksimum tutarın ayrıntılı formüllerle belirlendiği sürecin sıkı takipçisi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. Bu ihraçların sektöre etkisini hem kredilerde hem mevduatta bu yıl göreceğiz…

28 Şubat 2012 Salı

Bankaların sevgilileri




Bankaların patronu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun başkanı Tevfik Bilgin geçen gün bir seminerde malumu ilan etti, “kredi kartı olan herkes tüm kart borcunu zamanında ödese bankalar kredi kartı işini bırakırlar” dedi. Kredi kartı borcunu gecikmeli faizle ödeyen tüketicilerin kart pazarını cazip kıldığını, kart borcunu zamanında ödeyen müşterilerin bankaların işine gelmediğini açıkça söyledi başkan. Bankalar kart borcu olan müşterileri severler yorumları yapıldı medyada haklı olarak.

Bankalar sadece kredi kartı borcu olanları sevmekle yetinmiyorlar. Öyle ürünler var ki onları kullanan müşterilere bayılıyor bankalar. Bu ürünlerin en başında kısaca KMH denilen Kredili Mevduat Hesabı müşterileri geliyor. KMH müşterileri bankaların asla ayrılmaya tahammül edemeyecekleri en sevgili müşteriler sınıfındalar. Hesabınıza tanımlanan belli bir tutar para kullanmaya her an hazır, hesabınızda bekliyor. Hesabınızda para olmadığında da kendi paranmış gibi al alışveriş yap harca.. Peki sonra? Sonra banka kullanılan tutara öyle bir faiz işletiyor ki bu KMH’ların ortalama aylık faiz oranı %5’e yakın. Faizin en acımasız olduğu ürün kredi kartlarında dahi en üst aylık gecikme faiz oranı yüzde 2,84 iken, yıllık enflasyon yüzde 10 seviyesinde iken, bankalar Merkez Bankası’ndan yıllık yüzde 11,5 faiz ile borç para alırken bankaların KMH ürünündeki yıllık basit faizi kabaca yüzde 60! Bu müşteriler tabi ki baş tacı edilen en hatırlı müşteriler bankalar nezdinde.

Bankaların en sevdiği müşteri tiplerinde ikinci sıra yazının başında değindiğimiz kredi kartı borcunun hepsini ödemeyen-ödeyemeyen müşterilere ait. Bu grupta iki milyonun üzerinde kişi bulunuyor ülkemizde. Bunlardan bir kısmı maddi yetersizlikten dolayı kredi kartının borcunun hepsini ödeyemez iken bir kısmı da kolayına geldiği için kartın minimum tutarını ödüyor, kalan kısmını bankadan faizli kredi kullanmış gibi oluyor. Ama bu faiz öyle bir faiz ki yıllık yüzde otuza yakın bir oran. Bankalar bu sınıftaki sevdiği müşterilerin sayısını arttırabilmek için bol taksitli ödeme imkanı ile iş yerleri ile anlaşmalar yaparak tüketimi alışverişi körüklüyorlar.

Bankaların sevgilileri listesinde üçüncü sırada hesap işletim ücreti ödeyen kişiler var. Bu ücret her hangi bir masrafa istinaden alınmayan, keyfi bir ücret olduğu için bankadan bankaya tutarı değişebiliyor. Hiç almayan banka olduğu gibi yıllık 100 lira hesap işletim ücreti altında müşterinin hesabındaki parayı alan banka da var. Eskiden yıllık alınan ücretler 6 ayda bir alındı bir ara, sonra 3 ayda bir alınırken şimdi müşterilerin hesaplarından aylık olarak hesap işletim ücreti alınmaya başlandı. Daha küçük meblağlar halinde, azar azar tırtıklandığı için daha az tepki çekiyor. Milyonlarca hesap sahibi kişi bankalara bu paraları ödeyerek bankaların karlılıklarına ciddi anlamda katkı sağlıyor. Bankalar bu müşterilere bayılıyorlar tabi ki..

Bankaların en sevdiği müşteri tiplerinde dördüncü sırayı kredi kullanan, kredi kullanırken sadece bankanın ilan ettiği orana bakan ve ona göre banka tercihi yapan müşterilere veriyoruz. Bankaların ilan ettikleri aylık kredi oranları kocaman bir kandırmaca. Her gün önünden geçtiğim bankanın şubesinin camında aylık 0,38 oran ile kredi verdiğini ilan ediyor bir banka. Bu banka aylık kabaca yüzde 1 faiz ödeyerek aldığı mevduatı nasıl aylık yüzde 0,38 ile kredi olarak satabilir? 100 liraya aldığı bir malı 38 liraya satmaktan farksız. Durum tabi ki öyle değil. Düşük oran ile müşterilerin aklını çelip hayat sigortası, istihbarat ücreti vs gibi bir çok maliyet giydiriliyor kredi kullanırken. Kredinin toplam maliyetine bakmadan sadece reklamdaki oranın düşüklüğüne tav olan müşteriler de bankaların en sevgili müşterileri sınıfındalar.

Sadece bu dört sınıfla sınırlı değil tabi ki en sevilen müşteriler listesi. Ama bu sınıflar bankalara en çok para kazandıran kişiler. Banka ile çalışmak durumunda iseniz bankanızı iyi seçin, cebinize sahip çıkın, bankaların sevgilisi olmayın…