17 Şubat 2013 Pazar

Coştuk, altın miktarımızı üçe katladık


Ülkelerin altın rezervlerini takip eden ve bunları belirli zaman aralıklarıyla ilan eden en güvenilir kuruluş, Dünya Altın Konseyi’dir. Bu kuruluşun verilerine göre, ülkemizin altın rezervleri Şubat ayı itibarıyla 359,6 tona ulaştı. Bu miktar ile, ülkeler sıralamasında en çok altını olan 14.ülke olduk.

1995 yılından bu yana altın rezervimiz 116 ton idi. Bu miktar ile uzun süre 29. idik en çok altını olan ülkeler sıralamasında. Ne zaman ki altın bankacılığı başladı, Merkez Bankası bankaların bu altınlarını zorunlu karşılık olarak kabul etmeye başladı, altın rezervlerimiz de tabiri caizse patladı, kısa bir sürede altın rezervlerimizi üçe katladık ve 116 tondan 360 tona ulaştık.

En çok altını olan ülkeler sıralamasında ilk 10’a girebilmemiz için 558 ton altını olan Hindistan’ı geçmemiz gerekiyor, diğer ülkelerin rezervlerinde büyük bir değişiklik olmaz ise. Genelde diğer ülkelerde pek değişiklik olmuyor zaten. Bizde ise Merkez Bankası, Rezerv Opsiyonu Katsayısını sürekli yükseltiyor. 100 TL zorunlu karşılık için önceleri bankalara 100 TL’lik altın getir yeter diyordu. Daha sonraları ise 100 TL zorunlu karşılık için istediği altın miktarını sürekli arttırmaya başladı. Bankalar da kendileri için yüksek maliyetli olan TL vereceklerine, çok çok düşük maliyetli altın vermek için canla başla Merkez Bankası’na altın yetiştirmeye çalışıyorlar. Ülkemizin altın rezervlerinin artmasının altında yatan temel neden, özetin özeti, budur.

En çok altını olan ülkeler sıralamasında en güncel verilere göre ilk 15 şöyle:

1. ABD 8133 ton

2. Almanya 3391 ton

3. İtalya 2452 ton

4. Fransa 2435 ton

5. Çin 1054 ton

6. İsviçre 1040 ton

7. Rusya 958 ton

8. Japonya 765 ton

9. Hollanda 612 ton

10. Hindistan 558 ton

11. Tayvan 424 ton

12. Portekiz 382 ton

13. Venezüella 366 ton

14. Türkiye 360 ton

15. S.Arabistan 323 ton

Kur savaşları, yine, yeniden…

Kur savaşı tabiri yeni sayılabilecek bir tabir, isim babası halen görevdeki Brezilya maliye bakanı. Ne demek kur savaşı? En kısa tarifiyle, ülkelerin kendi paralarının değerini, diğer ülkelerin paraların değerinden düşük tutmaya çalışması. Döviz fiyatlarının mevcut seviyesinden daha yukarılarda olması için çabalamak… Biz ülke olarak bu kur savaşlarının içinde yer alacak olsak, bu savaşın gereği çabamız şu olacaktı yani, dolar 1,75 TL değil 2,50 TL olsun, euro 2,35 TL değil 3,25 TL olsun…

Neden böyle bir şey istensin ki? Cevabı çok basit, değeri düşen para birimine sahip ülke, parası ne kadar değersizleşirse yurt dışına kadar kolay mal satabilir duruma gelir. Dolar şu an 1,75 TL iken 2 TL olsa ihracatçılarımız bayram eder, bu yüzde 15’lik kur artışı yurt dışındakiler için bizim mallarımızın aynı oranda fiyatının düşmesi demek.

İç talebin durgun olduğu ülkelerin şu zamanlarda yeniden ısıttıkları konu da bu. İç talebin durgun olduğu hemen her ülke kendi parasının değerini düşürmeye çalışıyor. Para biriminin değeri en kolay nasıl düşürülür? Tabi ki para basarak. Parasal genişleme, parasal gevşeme denen bu taktik tüm dünyada merkez bankalarının kolayca davrandığı bir silah haline geliverdi. İşin tıkandığı yer de tam olarak burası. Durgunluk yaşayan ülke sayısı bir iki olsa sorun yok. Bunlar paralarının değerini düşürür, diğerleri bunu idare edebilir. Ama şimdilerde birçok ülke aynı anda aynı şeyi yapmak istiyor, çarşı bu yüzden karışıyor.

Bizim ülke olarak kur savaşlarında yer almadığımızı-almayacağımızı söylemeliyim. Biz şu anki mevcut talepten, enflasyondan, faizlerden çok memnun olmasak da durum kontrol altında görünüyor. Merkez Bankası’nın politikalarına bakınca, TCMB’nin bu yıl dövizin mevcut değerinden yüzde 5’ten fazla değerlenmesine müsaade etmeyeceği tahmin edilebilir. Japonya, ABD ve Avrupa Birliği’nin başrolde olduğu, para birimlerinin değerleri konusunda kıyasıya bir bilek güreşinin yapılacağı bir süreç başlıyor…

Altın Bankacılığı, hangi banka nerede?

Bankalardaki altın miktarı 16 milyar TL’yi aştı. Bu çok ciddi bir rakam. Bankalar kendileri için maliyeti çok çok düşük olan altınlarıhesaplarına alabilmek için kıyasıya yarışıyorlar. Peki bu yarışta hangi banka nerede?

İş Bankası 2,6 milyar TL’lik altın ile birinci sırada yer alıyor. Banka en az 10 gram altınla 6 aydan başlayan vadeli hesap açıp 5 kg ve üzerini fiziken teslim edebiliyor.
İkinci sırada 2,1 milyar TL’lik altın ile Garanti Bankasıgeliyor. En az 12 ay vadeyle ve 100 gramdan başlayan miktarlara vadeli altın hesabı açabiliyor.

Üçüncü sırada altın bankacılığının lokomotiflerinden Kuveyt Türk yer alıyor. 2 milyar TL’yi aşan altın hesap mevcut. En az 10 gram ile 3 aydan başlayan vadelerle katılma hesabıaçılabiliyor. 1 gramdan başlayarak her gramajı fiziken teslim edebiliyor.
Halkbankası 1,9 milyar TL’lik altın ile dördüncü sırada yer alıyor. Bankanın şu an altın hesaplarla ilgili ürün çeşitlendirmesi mevcut değil.

Yapı Kredi 1,2 milyar TL’lik altın ile beşinci sırada. En az 10 gramdan başlayan miktarlar için vadeli hesap açabiliyor. Altın bankacılığıkonusunda zayıf kalan büyük bankalardan Yapı Kredi.

Altıncı sırada Bank Asya geliyor. 1,2 milyar TL’lik altın hesap mevcut bankada. En az 250 gram ve 3 ay vade ile katılma hesabı açıp, istenirse 1 gramdan başlayarak fiziki teslimat yapabiliyorlar.

Akbank altın hesaplarda yedinci sırada, 755 milyon TL’lik altın hesap mevcut. 700 milyon TL ile TEB sekizinci. Dokuz ve onuncu sıralarda ise kamu bankaları olan Vakıfbank ve Ziraat Bankası bulunuyor.

Fiziki teslimat, hesap açılış miktarı, hizmet kalitesi, reklamlara verdiği ağırlık gibi birçok etken mevcut bu rekabette. Önümüzdeki süreçte sıralamanın değiştiğini göreceğiz…

Altın Bankacılığı, kuyumcular bankalara karşı…

Kuyumcularla bankalar yine kapıştılar. 10’a yakın ilin kuyumcular odası başkanları Salı günü Türkiye Bankalar Birliği’ni ziyaret ettiler. Bankalardan gelen altın bankacılığı yetkilileri ve Bankalar Birliği temsilcileriyle görüşen kuyumcular, bankaların altın satmasından, kaydi yahut fiziki altın işine girmiş olmalarından son derece muzdaripler. “Kuyumcuların olmadığı bir altın ticaretine izin vermeyiz” şeklinde açıklamalar yapmaktalar. Gelinen noktada işler iyice karışmış görünüyor, kuyumcular bankalara karşı seslerini her geçen zaman biraz daha yükseltiyorlar. Durum nedir, kim haklı kim haksız?

En baştan başlamak gerekirse, bankaların altın işine girmesi, daha doğrusu bu işin patlama noktası halkın elindeki altınların bankalara götürülerek altın hesaplara geçilmesi uygulamasının başlamasıdır. Bu işin başlangıç aşamasında bankalar aslında büyük kuyumcular odası başkanlarıyla fikir alışverişinde bulunmaya teşebbüs ettiler. “Altın projeleriyle ilgili siz kuyumcular odalarıyla ortak ne gibi çalışmalar yapabiliriz” sorusunu bazı kuyumcular odası başkanları “dergilerimize reklam verebilirsiniz” deyip savuşturdular. İşin en başında aslında kendi kendilerini bu sürecin dışında tutmuş oldular. Çok da basiretli olmayan bazı oda başkanlarının ciddi bir hatası idi bu yaklaşım. İş patladıktan sonra “biz de yer alalım bu projelerde” demenin bir anlamı kalmadı bu noktadan sonra. İkinci olarak, insanların altın bankacılığına bu kadar ilgi göstermesinin nedenlerini irdelemek gerekiyor. En başta gelen nedenlerden biri de kuyumculara karşı çok ciddi şekilde azalan güvendir. Bugün sadece biz müşterilerin değil, tertemiz siciliyle ahlaklı bir şekilde kuyumculuk yapan kişilerin de en büyük baş ağrısı kuyumcular arasındaki pek de güvenilir olmayan insanların varlığıdır, bunların sayılarının maalesef günden güne artmasıdır. Sektördeki en büyük açıklardan biri de bir kuyumculuk kanunu olmamasıdır. Bu durum o kadar aptalca durumlarla karşılaşmamıza neden oluyor ki, bizzat kendisi sahte altın yapıp bunu satmaya çalışırken yakalanan, yargılanan ve hapis yatan sabıkalı biri yeniden hiçbir engelle karşılaşmadan kuyumcu dükkanı açabilmekte ve “altın” alım satımıyla uğraşabilmektedir.

Kısa sürede bankalar kanalıyla 13 ton yastıkaltı altın ekonomiye dâhil oldu. Bu kadar az zamanda çok ciddi bir miktar ve bu daha başlangıç. Son tahlilde değerlendirilince bu durumun artarak devam etmesi bütün tarafların (altın sahiplerinin, finansal sistemin ve devletin) menfaatine bir durumdur. En büyük sorunumuz kayıt dışı ekonomi, ekonominin dışında atıl duran değerli kaynaklarımızdır. Bir taraftan üretirken diğer yandan tasarrufa yönelmeli, aynı zamanda da kenarda atıl duran değerli kaynaklarımızı ekonomiye dahil etmenin yollarını aramalıyız. Şahsi çıkarlar için, sadece bir zümrenin kazancı için ülke menfaatine aykırı uygulamalar özlemi içinde yer alan ve bunu açık açık ifade eden birlikler, odalar, insanlar görmek istemiyor artık bu ülkenin insanları…

Yastık Altında Ne Kadar Altın Var?

Altın ile ilgili kişilerin ve kurumların açıklamalarına bakılırsa yastık altında ne kadar altın olduğu tam bir muamma. Gerçekten halkımızın kenarda köşede sakladığı altınların yekûnu fevkalade bir servet değerinde mi yoksa dikkate almaya değmeyecek bir meblağ mı?

Yastık altı altın diye tabir ettiğimiz şey aslında finansal sistemin dışında evde işte vs muhafaza edilen kara günler için kenara saklanmış yahut fiyat hareketlerinde al sat yapılan altınları ifade ediyor. Bunların ne kadar olduğuyla alakalı farklı söylemler var. İstanbul Kuyumcular Odası Başkanı’na göre yastık altında 800 ile 1000 ton arası altın mevcut. İstanbul Altın Rafinerisi’nden yapılan ve daha itibar gören açıklamalarda ise beş bin ton altının yastık altında olduğu görüşü ifade ediliyor. Cari fiyatlarla 50 milyar dolar ile 250 milyar dolarlık bir değerden bahsediliyor yani.

Hangisi doğru? Gerçekte ülkemizde yastık altında ne kadar altın var? Bu konuda yapılmış en ciddi çalışma Merkez Bankası’na ait. Merkez Bankası’nın Ekim 2012’de duyurduğu ekonomi notları çalışmasına göre Türkiye’de mevcut yastık altı altın stoku 2189 ton. Merkez Bankası çalışmayı kabaca şu şekilde yaptı, 1984 yılından bugüne yabancı ülkelerden gelen altın miktarını hesapladı, buna ülkemizde üretilen altın miktarını ilave etti. Bu genel toplamdan altın ihracatı çıkarıldı ve bu 2189 ton verisine ulaşıldı.

Bu çalışma hakkında bilinmesi gereken en önemli konu Merkez Bankası’nın 1984 yılından önce ülkemizde altın miktarını sıfır olarak kabul etmesidir. Hepimizce malum olduğu üzere bu yıldan evvel de yastık altı altın ülkemizde hep revaçta idi. Bu çalışmayı şu şekilde okumak daha doğru olur, 1984’ten bu yana yurt dışından getirdiğimiz ve ürettiğimiz altınlardan yurt dışına sattıklarımızı çıkarınca, ülkemizde kalan altın miktarı 2189 tondur. En az bu kadar daha altının evvelce ülkemizde stoklarda olduğunu kabul edersek yastık altında olduğu tahmin edilen altının beş bin ton civarında olduğu kabul edilebilir. Bu altınların tabi ki hepsi hanelerde değil ama Türkiye’de mevcut 17,5 milyon haneye paylaştırılmış olsa hane başına düşen altın miktarı 250-300 gram olmakta.

Beş bin ton, 250 milyar dolarlık bir kaynak çok ciddi bir birikim. Bu kadar ciddi bir kaynağın atıl olması ve ekonomi dışında öylesine beklemesi ise gerçekten içler acısı bir durum. Ekonomi dışındaki her bir kuruşun nasıl sisteme, ülke ekonomisine dâhil edilebileceği ile ilgili ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor.

Bu kazanç dünyada yok, bizde her isteyene

Parasal konularda insanları yönlendirirken çok ama çok dikkatli ve titiz olmak her zaman en dikkat ettiğim husustur. Altın alın, dolar satın, konut almak için tam zamanı vb gibi söylemleri hiç ama hiç inandırıcı bulmam. Ama bir husus var ki çok rahat bir şekilde çevremdeki herkesi yönlendiriyorum ve hararetle tavsiye ediyorum: Bireysel Emeklilik Sistemi.

Daha evvel bir iki yazı yazmıştım konu ile ilgili ama 1 Ocak 2013’ten itibaren yürürlüğe giren değişikliklerden sonra tekrar önemle hatırlatmak istiyorum.

Yeni değişen sistemden önce bireysel emeklilik’ten sadece kayıt altında çalışan kişiler (devlet babaya göre ‘kümesteki kazlar’) bir takım vergisel avantajlar vasıtasıyla yararlanabiliyordu. Malum, ülkemizde kayıt dışılık o kadar fazla ki, sistemden yararlanabilen kişi sayısı da haliyle çok kısıtlı kaldı geçen zaman içinde. Kayıt dışılığın azaltılması çok uzun yıllar alacağından devlet radikal bir karar aldı ve bireysel emeklilik sistemindeki kümesteki kişiler için olan eski vergisel avantajları kayıt dışı kişiler için de cazip hale getirerek “kim ne yatırırsa yüzde 25 de benden” sistemine geçti. Bu şu demek, kim olduğuna bakılmaksızın, ne iş yaptığına bakılmaksızın bireysel emeklilik sistemine girerek prim ödeyen kişilerin ödedikleri primlerin yüzde 25’i kadar da devlet bu kişilere para veriyor. Ayda 100 lira ödeyene her ay 25 lira, 200 lira ödeyene 50 lira.. ilave para da devletten.

İşte bu avantaj, bu yüzde 25 garanti getiri, çok açık söylüyorum, dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir yatırım enstrümanında olmayan muazzam bir garanti getiri. Şimdiye kadar bireysel emeklilik sistemine girmemiş olabilirsiniz, eski sistemin –vergisel- avantajlarından yararlanamayan kişi sayısı yararlanabilen kişi sayısından çok daha fazlaydı ne de olsa. Ama 1 Ocak 2013’ten itibaren ne yapın edin mutlaka bireysel emeklilik sistemine dahil olun. Kredi kartınızdan vereceğiniz aylık 100 liralık otomatik ödeme talimatıyla devletin de ilave edeceği yüzde 25 ilave ile damlaya damlaya göl olacaktır. Sistem tamamen Hazine Müsteşarlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu kontrolünde. Faizli faizsiz portföyler sunan 17 emeklilik şirketinden masrafları düşük ve iyi hizmet veren birini tercih edebilirsiniz. Şu an sistemdeki kişi sayısı 3 milyonun üzerinde. Bu teşvikle katılımcı sayısının epey artacağına şüphe yok.

Sistem hakkında ayrıntılı bilgileri Emeklilik Gözetim Merkezi’nin internet sitesinden (egm.org.tr) alabilirsiniz.

Kuyumculuk Kanunu Şart…

Altın çok kıymetli bir varlık olduğu için altın işiyle uğraşan kişilerin alelade kişiler olmasının önüne geçilmeli. Altının kıymeti dolayısıyla bu işle iştigal eden kişiler sadece alım satımla başladıkları bu işi çok daha farklı noktalara götürebiliyorlar. Bugün hemen hemen her kuyumcu minik bir banka şubesi gibi çalışmakta. Kimine borç (kredi) vermekte kimisinin de altınlarını paralarını (mevduat) yüksek faiz vermek vaadiyle almaktalar. Bu kadar başıboş bu kadar düzensiz bir sektör daha mevcut mudur emin değilim. Dolandırıcılıktan sahtecilikten sabıkası olan kişilerin dahi bir kuyumcu dükkanı açıp işletebilmesine gülmek mi gerek ağlamak mı gerek bilemiyorum. Bundan en muzdarip olanların başında şüphesiz sektörde namusuyla çalışan esnaf geliyor.

Google’a “kuyumcu dolandırıcı” yazarsanız üç yüz bine yakın sonucun sayfalandığını göreceksiniz. İnsanlar hala mahalledeki, sokak arasındaki “güvenilir” buldukları kuyumculara ellerindeki altınları birikimleri paraları vererek sözüm ona ortak oluyorlar, kar payı yahut direkt oranı baştan belirleyip faiz alıyorlar. Bunların büyük bir kısmı eninde sonunda pişman oluyor ama “bade harabül Basra”, iş işten çoktan geçmiş oluyor.

Burada en büyük sorumluluk tabi ki müşterilerde. Ama devletin de bazı tedbirler alması gerekiyor. En azından yukarıda bahsi geçtiği üzere, dolandırıcılıktan sabıkası olan da kuyumculuk yapamasın değil mi?! Bunun için bir kuyumculuk kanunu şart görünüyor. Hem sektörün bazı sorunlarına çözüm olacak hem de halkı bir takım sözüm ona uyanık kişilerin gazabından koruyacak bir kuyumculuk kanununa ihtiyaç var. Tefeci gibi çalışan her köşe başında bir kuyumcu ile, milletten para altın toplayan ve ortalıktan kaybolan insanların istilasına uğramış bir kuyumculuk sektörü kaybetmeye mahkum. İnsanların altın konusunda neden bankalara inanılmaz bir teveccüh gösterdiğini kuyumcular ve sektör gerçekten çok çok iyi analiz etmelidir.

Altının çok çok önemli olduğu bizim gibi bir ülke için zıvanadan çıkmış altın sektörünü yola getirecek düzenlemelere ve esaslı bir kanuna gerçekten çok ihtiyaç var. Sektöre hak ettiği itibarın acilen kazandırılması gerekiyor…