25 Ağustos 2010 Çarşamba
Yoksa siz hâlâ Hesap İşletim Ücreti mi ödüyorsunuz?
Yahut bu ücreti ödememek için bankaların dayattığı, o bankanın diğer bazı ürünlerini satın almak zorunda mı bırakılıyorsunuz, kredi kartı gibi? Veya aslında kullanmak istemeyeceğiniz, ancak banka için gelir getirici diğer bazı hizmetlerini kullanmak zorunda bırakılmayı sineye mi çekiyorsunuz, “senden hesap işletim ücreti almayabiliriz ama en azından şu kadar otomatik fatura ödeme talimatı vereceksin” gibi? İyi de neden buna katlanmak zorunda olasınız ki? Okumaya devam edin…
Bankalar, özellikle büyük bankalar, bu yılın ilk yarısında da çılgın kârlar açıkladılar. Sektördeki yüksek kârlılık finansal piyasaların en önemli oyuncuları olan bankalar için olumlu, buna kimsenin bir itirazı yok ama bu gelirlerin kaynağına yöneltilen bazı haklı itirazlara da kulak vermek gerekiyor.
Eskiden, topladığı mevduatın önemli bir kısmını direkt devlet tahvili ve hazine bonosuna yatırarak “kâğıtçılıkla geçinen” bankalar, bu alandaki kârların erimesiyle yeni alanlara yelken açtılar; bireysel bankacılık önem kazandı ve bireysel sektörde trend hala da yukarı yönlü. Kâğıtçılığın (devlet tahvili, hazine bonosu vb gibi enstrümanlara yatırımın) taş atmadan, yorulmadan ve riske girmeden kolay getirisine alışan bankalar bu alışkanlıklarını bankacılık hizmeti verdiği müşterilerinden de sağlama eğilimindeler. Bunun en çarpıcı örneği hesap açtıran kişilerden alınan hesap işletim ücretleri. Bankayla tek ilişkisi kredi olan, sadece taksitlerini ödeyen bir kredi müşterisinin hesabından dahi hesap işletim ücreti alacak kadar zıvanadan çıkan bankalar var maalesef!
Peki neye dayanarak bunu yapabiliyorlar? Bakanlar Kurulu, bankaların müşterilerden alabilecekleri ücret ve komisyonları düzenleme yetkisini 2006 yılında Merkez Bankası’na devretti ve Merkez Bankası da hemen aynı yıl bir tebliğ yayınlayarak özetle “bankalar müşterilerden alacakları ücret ve komisyonların niteliklerini ve sınırlarını serbestçe belirleyebilirler” hükmünü ilan etti. “Kimden ne ad altında olursa olsun, ne ücret alabiliyorsanız almakta serbestsiniz, karışmıyorum” şeklinde de özetlenebilir bu karar. Bankalar bu ücretin alınmasını Merkez Bankası’nın bu tebliğine dayandırıyorlar.
Verilen bankacılık hizmetlerindeki “operasyonel maliyetler için” alındığı iddia edilen bu ücret nereden bakılırsa bakılsın, zorlamayla yasal bir temele oturtulsa dahi, etik değildir. Bu ücreti hiç almayan bankalar olduğu gibi alınan ücretler arasında da %300’ü aşan farklar da bu ücretin belli bir maliyeti karşılamaya yönelik, rasyonel hesaplamalara dayandırılarak ilan edilmiş bir ücret olmadığını kanıtlıyor. Zaten uygulamada hesap işletim ücreti, buna itiraz ederek hakkını arayan müşterilerden alınamıyor, alınan ücretler iade edilmek zorunda kalınıyor, nasıl mı? Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı vasıtasıyla.
İllerde Sanayi ve Ticaret müdürlüklerinde, ilçelerde ise kaymakamlıklarda bulunan hakem heyetlerine başvurarak 10 dakikada ücretsiz bir şekilde yapılacak başvuru neticesinde, heyet, bu ücretin rasyonel hesaplamalar neticesinde hesaplanmış, belirli bir maliyet karşılığı alınan insaflı ücret olmadığını tescil ederek ücretin iadesi yönünde karar veriyor. Evet, heyetin kararları mahkeme kararı hükmünde olduğundan, bankaların itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla, kesinlikle bağlayıcı oluyor. Ancak çoğu kişi heyetlere başvuruyu ihmal ettiğinden bankalar hesap işletim ücretlerini alabildikleri müşterilerden almaya devam ediyorlar.
Zaten etik olmayan bir ücret, etik olmayan bir şekilde, buna itiraz etmeyen, hakkını aramayan kimden alınabiliyorsa onlardan alınmaya devam ediliyor. Bu da güven müessesi olması gereken bankaların itibarını hayli zedeliyor ve haklı olarak toplumda bankalara karşı güvensizlik oluşturuyor. Düzenleyici kurumların harekete geçmesini beklemek bir yana, müşteri olarak bilinçlenmedikçe bankalar bu ve buna benzer etik olmayan ücretleri almaktan vazgeçecek gibi de görünmüyorlar.
BANKA --- YILLIK HESAP İŞLETİM ÜCRETİ
KUVEYT TÜRK HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALMIYOR
ALBARAKA 20
BANK ASYA 20
TÜRKİYE FİNANS 30
ZİRAAT BANKASI 40
HALK BANKASI 44
DENİZBANK 48
ŞEKERBANK 48
VAKIFBANK 50
FİNANSBANK 54
ING 54
FORTIS 54
TEB 60
İŞ BANKASI 60
AKBANK 65
HSBC 66
GARANTİ 68
YAPI KREDİ 72
19 Ağustos 2010 Perşembe
"Altın"ı tanıyalım, yastık altında tutmayalım
Yastık altı, bireylerin kıymetli varlıklarını finansal sistemin dışında, evde, işyerinde, kasada, sandıkta vs muhafaza etmelerini izah eden bir tabirdir. Bu muhafaza şekli bilhassa ülkemizde oldukça yaygındır ve hırsızlık, kaybolma, deprem, yangın, sel gibi olasılıklar yüzünden oldukça riskli, ülke kaynaklarının ciddi bir bölümünün atıl kalmasına sebebiyet vermesi yüzünden de artık terk edilmesi gereken bir muhafaza şeklidir. Kıymetli varlıkların en başında gelen altın üzerinden konuşacak olursak, altının yastık altında muhafazasına alternatif nedir sorusuna cevap vermeden evvel bu kıymetli madenin kısaca özgeçmişine bakmakta ve altını tanımakta fayda var.
Altın, yeryüzünde sınırlı miktarda bulunması, kolay işlenebilmesi ve göz alıcı bir maden olması hasebiyle eski çağlardan beri insanların ilgi gösterdiği bir maden olmuş ve kıymetli madenler kategorisindeki yerini almıştır. Mısır’daki yazıtlarda M.Ö. 2600’lü yıllarda hayranlıkla tasvir edilmiş, M.Ö. 1320 yılındaki bir haritada, bulunması muhtemel yerler işaretlenmiştir. Ekonomik bir değer açısından ise ilk kez Lidya’lılar tarafından M.Ö.560-547 yılları arasında kullanılmaya başlanmıştır. O yıllarda başlayan altının piyasalardaki itibarı, devletlerin rezervlerinde yer almasından tutun da bireylerin yatırımlarında önemli bir faktör olmasına kadar, artarak devam etmektedir. Yüz yılı aşkın bir süredir devletler merkez bankaları vasıtasıyla piyasalardan altın toplamakta ve kasalarında tutmaktadırlar. Dünyada en çok altın rezervi bulunduran ülke 8133 ton ile Amerika Birleşik Devletleri’dir. Türkiye ise 1995’ten bugüne kadar sabit 116 ton rezervle dünyada en çok altını olan 29. ülkedir.
Piyasada satılan altınlar yüzde yüz saf değil, belirli oranlarda başka madenler katıştırılarak üretilmiş altınlardır. Altına belli oranlarda gümüş katıştırılarak sarı altın elde edilir ve bu karışımdaki altın yoğunluğu çoğu ülkede “karat” bizde ise genellikle “ayar” olarak ifade edilir. 24 ayar altın %100 saf altındır, çok yumuşak olduğu için işlenmeye müsait değildir ve piyasada satılmaz. Piyasada kuyumcularda satılan 22 ayardaki bir altında %91,67 oranında has altın vardır, 18 ayardaki has altın oranı %75 ve 14 ayardaki has altın oranı ise sadece %58,3’tür.
Piyasada satılan altınların fiyatlarında işçilik maliyetleri de vardır. Bu yüzden alım satımlardaki fiyat farkları müşteri aleyhine artabilmektedir. Altına yatırımın en güvenilir yolu, yastık altında muhafazaya göre birçok avantajları bulunan alternatif, bir bankadan altın hesabı açtırmaktır, ancak dikkat, altın hesaplardan hesap işletim ücreti almadığını söyleyen bazı bankalar, altın hesabı kullanabilmek için açılacak vadesiz hesaptan ise hesap işletim ücreti almaktalar. Bu tuzağa düşmeden, altın hesap yahut vadesiz hesap, ne ad altında olursa olsun her hangi bir hesaptan hiç bir masraf komisyon vs almayacağını kesinlikle taahhüt eden bir bankayı seçmemiz gerekiyor menfaatimiz icabı...
Banka aracılığı ile, Dolar-Euro alıp satar gibi, miligram bazında bile alım satım yapabilecek, düşük meblağlarda dahi, 20 liralık, 50 liralık… altın alarak tasarruf etme imkânımız olacak ve bu işlemler için her hangi bir komisyon, muhafaza ücreti vs de ödemeyeceğiz. Devletin bankalardaki mevduata verdiği güvence altın hesaplarda da aynen geçerli ve altının değer artışlarından kaynaklanan kazancımız da her hangi bir vergiye tabi değil. Bunların yanı sıra altın fiyatlarındaki artış veya azalışlarda yahut dilediğimiz her hangi bir zaman alım satım yapabilme avantajı, ücretsiz ve güvenli muhafaza kolaylığı, işçilik ücreti giydirilmemiş saf altın fiyatlarından dar marjlarda alım satım imkânı, istenildiğinde fiziki teslim avantajlarıyla yastık altındaki altınlarımızı ve özellikle faizden kaçınmak için bankaların vadesiz hesaplarında atıl bekletilen birikimleri masrafsız bir şekilde güvenle altın hesaplara aktarmak en akılcı yöntemdir.
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Çalışacağınız bankayı iyi seçin, üzülmeyin!
Şubat 2001 krizinde kelimenin tam anlamıyla üzerlerinden silindir geçen bankalar, düzenleyici ve denetleyici kurumun sıkı çalışmasıyla standartlarını gelişmiş ülke bankalarının dahi üzerine çıkardılar. Bu krizi atlatarak ayakta kalan ve faaliyetlerine devam eden bankalar 2010 yılının ilk yarısına ait net kârlılıklarını geçtiğimiz günlerde açıkladılar. Özel sermayeli dört büyük bankadan birisi, yılın ilk 6 ayında 2 milyar TL’ye yakın net kâr açıkladı. Bu rakam, çalışan personel sayısına orantılandığında bankanın personel başına 6 ayda yaklaşık 112 bin TL net kâr elde ettiği sonucu ortaya çıkıyor. Personel başına düşen kârdan giderek bir genelleme yaptığımızda; etkin bir şekilde yönetilen, fevkalâde kârlı bir sektörde faaliyet gösteren ve 30 çalışan personeli olduğunu varsaydığımız hangi işletme Türkiye’de 6 ayda 3,5 milyon TL net kâr elde edebilir?
Reel sektör tarafından, güneşli havada müşterilerine şemsiye verip yağmur başladığında verdiği o şemsiyeyi geri almakla itham edilen bankaların bu yüksek kârlılıkları dikkat çekici. Çok haksız ve sert bir eleştiri değil bu, güneşli havada verdiği şemsiyeyi yağmuru bile beklemeden, hava karardığında geri alan bankaların örneklerini ülkemizde maalesef yakın zamanda gördük. 2008’in ikinci yarısında Amerika’da mortgage (konut kredileri) krizi ile patlak veren ve akabinde tüm dünyaya sıçrayan son yaşadığımız bankacılık krizinde, ticari kredi verdiği firmaya 3 gün sonra dönüp “aldığın krediyi hemen kapatacaksın, tüm borcunu hemen ödeyeceksin” diyen ve çalıştığı firmayı epey zor durumda bırakan bankalar maalesef görüldü. Kayseri’nin göz bebeklerinden 75 yıllık tekstil imalatçısı ve ihracatçısı Karartaş Grubu’nun kredilerini 6 ay erken çağırarak fabrikalarda üretimin durmasına, binlerce insanın işsiz kalmasına ve grubun bir şirketinin haraç mezat icradan satılığa çıkarılmasına neden olan iki özel banka örneği unutulacak gibi değil. (bankalar, bireylerin kullandığı konut, taşıt gibi tüketici kredilerini ise erken ödemeye zorlayamazlar, kanunen, tüketici kredilerinin taksitleri erken ödenebilmekle birlikte, taksitin vadesi ne zaman ise o zaman ödenir)
Dünya ekonomisi en büyük finansal ekonomik buhranlarından birini henüz atlatamamışken, gelişmiş ülkelerin batmaz denilen bankalarının dahi tel tel döküldüğü bir zamanda bizim bankalarımızın bu yüksek kârlılıklarının sırrı ne? Bu sorunun temelde iki cevabı var: ilki, 2001 krizinden itibaren bankaları denetleyen kurumun (BDDK) oldukça etkin bir düzenleme ve denetleme yaparak sektöre çeki düzen vermesi, ikincisi, banka müşterilerinin, kurumsal müşterilerin dahi, maalesef henüz yeterli bilince ulaşamamış olması! Bu ikinci etken üzerine biraz konuşmakta ve konuyu örneklendirmekte fayda var.
Bankaların sürekli daha da yüksek kâr elde etme hırsı, o bankanın, müşterilerinden gayrı ahlaki, etik olmayan yollardan kazanç elde edebilmek için fırsat kollamasına neden oluyor. Bu konuda denetleyici kurumdan ziyade biz müşterilere görev düşüyor aslında; bu tarz çalışmaya yatkın bankaları diğerlerinden ayıklamak ve bu bankalarla çalışmamak yapabileceğimiz, yapmamız gereken en temel ve haklı eylem. Bunu somut örneklerle açabiliriz; sektördeki dört büyük banka milyonlarca müşterisinden yıllık ortalama 70 TL (evet, yetmiş Türk Lirası!) hesap işlem ücreti adı altında etik olmayan ücretler alıyor ve bunları gelir olarak yazıyorlar. O kadar ki, bu yıl ilk 6 ayda 2 milyar TL’ye yakın net kâr açıklayan bankanın bu kârının yaklaşık 1 milyar 100 milyon TL’si bu ve benzeri gelirlerden oluşuyor. Bir başka örnek ise internet-telefon bankacılığı vasıtasıyla yapılan para gönderme (EFT) işlemlerinden alınan ücretler. Yine sektör lideri bu dört büyük banka, internetten yaptığımız bu tür işlemlerden minimum 3 TL, telefon bankacılığından yaptığımız işlemlerden ise minimum 15 TL ücret alıyorlar. Ticari fon kullandırımlarda, kullandırdığı fonu geri çağırmayacağını, müşterisine “kredi borcunun kalan tüm taksitlerini hemen ödeyeceksin” demeyeceğini taahhüt eden, hesap işletim ücreti almayan, internetten ve telefon bankacılığı vasıtasıyla yapılan işlemlerden komisyon vs almayan bankalar da sektörde faaliyet göstermekte iken, bizim müşteri olarak diğerlerini tercih etmemiz ne kadar mantıklı? Bankayla işimiz olduğunda bizden etik dışı veya rekabet dışı ücretler talep eden, bunun yanı sıra kaliteli bir hizmet de sunamayan bu tür bankaların gönüllü müşterileri olup, yazın sıcağında kışın soğuğunda kapılarında kuyruk olmaya gerek yok. 32’si mevduat ve 4’ü katılım bankası olmak üzere toplamda 36 finansal kuruluşun yer aldığı ve yoğun bir rekabetin yaşandığı bu sektörde hiçbir banka vazgeçilmez değil. Bilinçli bir müşteri olarak bankalarla çalışmadan evvel bankamızı dikkatlice seçmek durumunda olduğumuz ise âşikâr. Türk Ticaret Kanunu’nun tüccarda bulunması gereken özelliklerden biri olarak ifade ettiği “basiretli olma” vasfı, bazı bankaların değil, sektördeki tüm bankaların da sahip olması gereken bir vasıf olmalıdır. Biz müşteriler ise bankaların bu vasfı edinmelerinde en önemli faktörlerden biriyiz. Bilinçli olalım, müşterisini “kazan-kazan” mantığıyla iş yaptığı bir ortağı olarak gören, etik bankacılık yapan bankalarla çalışalım, çalıştığımız bankayı bu kriterlere göre yeniden değerlendirip bankamızı iyi seçelim.
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Krediyle konut almak, şimdi değilse ne zaman?
Bu sorunun cevabını vermeden önce ev sahibi olmak ve banka kredisiyle ev satın almak üzerine biraz konuşmamız gerekiyor. Konut sahibi olmak, bir ev satın almak şüphesiz ev sahibi olmayan herkesin bir gün mutlaka gerçekleştirmeyi düşündüğü, bunun için çalıştığı, ulaşmak istediği tatlı bir hedeftir. Ev satın almanın en güzel ve en kestirme yolunun mevcut maddi birikimle satın alma olacağından kuşku yok. Peki hayalimizdeki evi satın almak için yeterli birikimimiz yok ise ve bu birikimi sağlamak yıllarımızı alacaksa ne yapmalıyız? İşte tam burada imdadımıza banka kredileri yetişiyor. Geçmiş yıllarda kredi kullanan müşterilerine yanlış yaklaşan bazı bankalar yüzünden bankalardan uzak durma eğiliminde olan kişi sayısı azımsanmayacak kadar çok olsa da hesabımızı iyi yapıp akabinde bankamızı iyi seçtikten sonra bankalar korkulacak müesseseler, krediler de uzak durulacak ürünler değildir. Hele söz konusu olan bir ömür boyu yaşayacağımız bir ev ise...
Belli bir ortalamanın üzerinde geliri olan kişilerde dahi genelde tasarruf edebilme kaabiliyeti zayıftır. Konut kredisi ile, belirlenmiş bir vadeye bağlı olarak ev satın alındığında bu program kişileri tasarrufa zorlar. Peki biz ev satın almaya ve bu evi krediyle satın almaya gerçekten hazır mıyız? Şayet kirada oturmaktan, her ay kira ödemekten mutsuzsak ve önümüzdeki belli bir zaman diliminde hangi şehirde hangi bölgede yaşayacağımız belliyse, nasıl bir evin ihtiyacımıza en uygun olduğunda karar kılmışsak ev satın almaya hazırız demektir. İkinci sorumuza gelince: biz bu evi krediyle satın almaya hazır mıyız? Bu sorunun cevabı için kendimize mini bir test yapmak durumundayız:
1-Aylık düzenli bir gelirimiz var mı? Maaşlı çalışmıyorsak: kazandığımız 3 aylık paranın toplamı sürekli belli bir seviyenin üzerinde kalabiliyor mu? Aydan aya değişse de, her son 3 aylık toplam kazancımızın en az 5,000 TLolması gibi.
2-Kredi geçmişimiz düzgün mü? Bankaların kredi kartı, kredi, çek ve senet kullanan kişiler hakkında istihbarat imkanı son derece geniştir. (Bir bankadan alarak kullandığımız kredi kartımızın ödemelerini ne ölçüde düzenli yaptığımızı başka bir banka görebilir) Özellikle yakın geçmişte ödenmemiş bir çek, senet, zamanında ifa edilmemiş bir kredi borcu yahut kredi kartı borcu, kredi alırken mutlaka karşımıza çıkacak ve kredi almamızı olumsuz etkileyebilecektir.
3- Belli bir miktar birikimimiz var mı? Satın almayı düşündüğümüz evin değerinin en az dörtte biri kadar birikimimiz olması gerekiyor. Zîra bankaların çok büyük bir kısmı sadece konutun değerinin dörtte üçü kadar kredi verirler. Konutun değeri kadar (%100 finansman) kredi veren bankalar var ise de bunların kredi oranları daha yüksek olmaktadır. Bu da ödemelerimizi ağırlaştıracak, bizi zorlayacaktır. %100 finansman yerine biraz daha sabırlı olup peşinatı biriktirmek her halûkarda daha mantıklı bir yaklaşımdır.
4-Paramız var ancak buna rağmen kiramızı, faturalarımızı, senetlerimizi vs zamanında ödeyebiliyor muyuz? Unutmamak gerekir ki paramızın olduğu durumda da borcun ödenmesi kadar o borcu zamanında ödeme alışkanlığı da çok önemlidir.
5-Zor zamanımızda ailemizin bize maddi yardımda bulunma durumu var mı? İşlerimizin geçici olarak bozulması, belli bir dönem işsiz kalmamız halinde bize, borçlarımızla birlikte, ellerinden geldiği kadar sahip çıkabilecek maddi imkânı ve isteği olan bir ailemizin olması, kredi kullanım aşamasında, krediye resmi kefil olmasalar dahi, önemlidir.
Mini testimizdeki ilk iki soruya kayıtsız şartsız "evet" cevabı verebildiysek, biz kredi ile ev satın almaya hazırız, banka da bize kredi vermeye hazır demektir. Sonraki üç soruya "evet" demek, kredi kullanımında olmazsa olmaz şartlar değilse de banka itibarımız açısından son derece önemlidir, olumlu özelliklerdir.
Genelleme yapmak gerekirse: ülke ekonomisi rayındayken konut satışları yüksektir, ev fiyatları artmıştır ancak kredi oranları düşüktür, caziptir. Ekonominin bozuk olduğu zamanlarda ise konut satışları düşer, evlerin fiyatları nisbeten düşüktür ama bu defa da kredi oranları yüksektir. İçinde bulunduğumuz şu zaman ise istisnai bir zaman, krizden çıkış aşamasıdır, konut fiyatları ve satışlar ekonominin kötü olduğu zamanlardaki gibi düşük, konut kredisi oranları da ekonominin iyi olduğu zamanlardaki gibi düşüktür. Henüz kısa sayılabilecek bir zaman önce gazetelerin ekonomi sayfalarında manşette " .... Bankası, konut kredisi oranlarını Cumhuriyet Tarihinin en düşük oranlarına indirdi: aylık %2,55" (Hürriyet, 09.10.2003) haberlerini görürken şu an konut kredisi oranları en uzun vadelerde %1'in dahi altına inmiş durumda, bir süre daha bu seviyelerde kalmaya da devam edecek. Faizlerin 2011'den itibaren artmaya başlayacağının öngörüldüğü dikkate alındığında gönül rahatlığı ile "kredi ile konut almanın zamanıdır" diyebiliriz.
Mevduat ve katılım bankalarının şube başına mevduatları ve konut - taşıt kredisi kullandırımları
Konut kredisi kullandırımlarında ise ilk 5: Finansbank, Garanti, Vakıfbank, Kuveyt Türk ve ING. Konut kredisinde TEB'in kampanya üstüne kampanya yapmasına rağmen en son sıralarda yer alması ise dikkat çekici. Konut kredilerinde mevduat bankaları ortalaması katılım bankalarının ortalamasının üzerinde. Tasarruf mevduatında en çok paya sahip olan Ziraat Bankası'nın konut kredilerinde en sonda yer alması ve yine tasarruf mevduatında kamu bankaları arasında en sonda yer alan Vakıfbank'ın konut kredilerinde en önde olması diğer dikkat çekici bir nokta.
Şube başına düşen toplam tasarruf mevduatında ilk beş banka Ziraat Bankası, Garanti, İş Bankası, Akbank ve Albaraka olarak sıralanıyor. Katılım bankalarının şube başına düşen toplam tasarruf mevduatı ortalaması 36 milyon TL iken mevduat bankalarında bu tutar 28 milyon TL. Vakıfbank'ın mevduat toplamada diğer kamu bankalarına göre performansının epey düşük kaldığı görülüyor. Fortis, şube başına 12 milyon TL ile toplam tasarruf mevduatı toplamada en sonda yer alıyor.
Türk Lirası tasarruf mevduatında Ziraat Bankası'nın açık ara liderliği söz konusu. İş Bankası, Bank Asya, Garanti ve Halkbank ise Ziraat'ten sonra en çok Türk Lirası mevduat toplayan bankalar olarak sıralanıyor. Fortis şube başına sadece 8 milyon TL ile Türk Lirası mevduat toplamada en zayıf banka.
Yabancı para tasarruf mevduatında ilk 5 Garanti, Akbank, İş Bankası, Albaraka ve Kuveyt Türk. Mevduat lideri Ziraat Bankası yabancı para mevduatta epey alt sıralarda yer alıyor. Katılım bankaları ortalaması 12 milyon TL iken mevduat bankalarının şube başına düşen yabancı para tasarruf mevduatı ortalaması 9 milyon TL. Fortis 4 milyon TL ile listenin en sonunda yer alıyor.
Tasarruf mevduatı ve diğer kurumsal mevduatla birlikte toplam mevdutlara bakıldığında şube başına 81 milyon TL ile Vakıfbank'ın lider olduğu görülüyor. Vakıfbank'ı Ziraat Bankası, Garanti, Halk Bankası ve İş Bankası takip ediyor. Katılım bankalarının şube başına topladığı toplam mevduat 49 milyon TL iken bu tutar mevduat bankalarında 44 milyon TL.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



