27 Şubat 2013 Çarşamba

Altın, Sık Sorulan Sorular

Altın güvenilir liman olma özelliğini kaybetti mi?

Altın bu sıfatını tek bir olayda, kısa bir fiyat çıkışında, az bir zamanda kazanmadı ki keskin de olsa bir fiyat düşüşünde hemen bu vasfını kaybetsin... Altın hala güvenilir bir limandır yatırımcılar için ve öyle kalmaya da devam edecektir. Dünya ekonomisinin lokomotif ülkelerinde işsizlik artınca, belli başlı ülkelerin ekonomileri kötüye gittikçe yahut zaten kötü ekonomilerin toparlanmasının zaman alacağı anlaşıldıkça, savaşlar kaoslar konuşuldukça yatırımcıların ilk kaçacağı ve sığınacağı liman her zaman altın olacaktır.

Altına ne oldu da fiyatı bu kadar düştü?

Dünyanın sayılı dev fonları altın fiyatlarını aşağı yönlü harekete geçirdi. Bunun nedeni, bu fonların altından çıkıp, altına alternatif olarak gördükleri diğer enstrümanlara yatırım yapmaları. Altından çıkma nedenleri ise bir takım önemli baz verilerin olumlu gelmesi-yorumlanması. Avrupa’daki kriz henüz bitmedi ancak felaketle sonuçlanmayacağı belli oldu.. Yunanistan Euro’dan çıkmayacak, İspanya, Portekiz ve İtalya’da durum daha da vahim bir hal almadan kontrol altına alınabilecek… Amerika’daki mali durumda toparlanma umut verici. Çin’in büyüme ile ilgili soru işaretleri gittikçe azalıyor. Bu ve benzeri bir takım bardağın dolu tarafını görmek isteyen fonların altından çıkmaları altın fiyatlarının düşmesine neden oldu.

Altın fiyatları ne olacak, düşer mi çıkar mı?

Şu an 1600 civarında seyreden fiyatlar için yorumcuların tahminleri iki odakta yoğunlaşıyor. İlk grup, fiyatın 1400’lere kadar inip o seviyelerde seyretmesini öngörüyor. Başını Marc Faber’in çektiği ikinci grup ise altının 1550’leri görüp sonra çıkışa geçmesini ve Eylül 2011’deki rekor 1900’leri yeniden test etmesini öngörüyor. Altın 1630 dolar iken Marc Faber bu tahminini çok açık bir şekilde paylaşmıştı yaklaşık iki hafta önce. Nitekim son iki haftadır Faber’in tahmin ettiği gibi altın gerçekten de 1550’leri gördü, yazıyı yazarken spot piyasada altın fiyatı (27/02/2013- 0:15) 1615 dolar. Ben bu iki grup tahminci arasında Faber’e daha çok güveniyorum. Her şey süt liman olsa dahi merkez bankalarının harıl harıl para bastığı bir yıl olacak bu yıl ve böyle bir yılda altın fiyatlarının keskin düşüşler yapıp o dip seviyelerde uzun süre kalmasını da beklemem.

Altın'a ilgi duyanlara genel bir öneri?

Gelecek ile ilgili yazılanların tümü, sadece öngörüden ibaret. Fiyatların böylesine oynak olduğu zamanlarda yatırım kararı vermek büyük riskler barındırıyor. Analistlerin, yorumcuların, özellikle de büyük fonların ve şirketlerin ilan ettiği öngörülerin bir kısmı yönlendirme amaçlı spekülatif söylemler olabiliyor, bunlara güvenerek karar vermek büyük hata olabilir. Yatırım kararı vermeden önce neye yatırım yapacaksanız o enstrümana çalışın. Çok zor değil, fiyatı nelerden etkilenir, dönemsel düşüşleri çıkışları var mıdır, ülkelerin piyasaların süt liman olması mı bu yatırım enstrümanının işine gelir yoksa kaosu seven, krizlerde değer kazanan bir enstrüman mıdır.. gibi konuları öğrenerek durum tespitini sizin yapmanız en sağlamı… 'Altın nedir'den, alfabeden başlayıp ileri seviyelerde makalelerin yer aldığı saglamaltin.com sitesini takip etmenizi öneririm..

Altın için banka mı kuyumcu mu?

19 Şubat Salı günü kuyumcu odaları Ankara’da basın toplantısı düzenleyip BDDK’ya, Hazine’ye ve bankalara veryansın ettiler, POS parçalayıp kredi kartı yaktılar vs… Nedeni, bankaların altın işiyle iştigal etmeleri, yeni ürünler çıkarmaları, yeni izinler almaları…

Önce, bankalar altın işine ne kadar girdiler, altın ile alakalı neler yapıyorlar, bakalım… Bankaların altın ile ilgili işlemlerini şöyle sıralayabiliriz. İlk olarak, altın hesaplar var. Altın tasarruf etmek isteyenler gidip para yatırıp karşılığında altın hesabına tamamen kaydi altın alıyorlar. İkinci olarak,gram altın satan bankalar var. Altına yatırım yapmak istiyorum ama kaydi altın olmasın, fiziken 24 ayar has altın almak istiyorum diyenlere yönelik, gidip bazı bankalardan 1 gram 5 gram vs saf altın alıyorlar. Bankaların altın ile alakalı üçüncü iştigal şekli evdeki fiziki altınların kaydi altına dönüştürülmesi. Evde muhafazası zor, çalınır vs diyerek bankaya götürenler ve bunları kaydi hesaba dönüştürenler var. Dördüncü ve en yeni iştigal şekli ise cumhuriyet altını alım satımı işi olacak. BDDK, bankalara darphanenin bastığı çeyrek yarım vb altınları alıp satabilirsiniz diye izin verdi. Henüz bunu yapan banka yok, bu işe giren banka olacak mı, o da şimdilik belli değil. Ama kuyumcular için bardağı taşıran son damla oldu bankalara ziynet altın alım satım izni verilmesi…

Acaba müşteriler hangi tarafı tutacaklar? Üzerinde durulması gereken asıl konu bu.

Genel tepkilere bakınca, altın müşterisi olan insanların, bankaların altın işine girmesinden memnun olduğu kanaati hasıl oldu bende. Kuyumcular, “Kuyumcunun mağdur ettiği müşteri oranı yüz binde birdir” deseler dahi, bu oran maalesef daha yüksekmiş gibi geliyor bana. Bankaların bu işi zaten başaramayacağını kesin bir dille ifade ediyor kuyumcular. Madem öyle, gösterilen bu tepkiler biraz aşırı kaçmıyor mu? Zaten başarısız olacağı ifade edilen projeler için bu öfke niye? İnsanların kuyumculardan yaptığı bazı işlemleri bundan sonra bankalar vasıtasıyla yapmasından korkuluyor sanırım. Kuyumcuların aynaya bakarak çok ciddi bir özeleştiri yapmaları gerekiyor bu noktada. İşi sadece altın olan kuyumcular varken insanlar neden bankalara yönelmeye başladılar altınla ilgili işlemlerde?

“Altın için banka mı kuyumcu mu”ya gelirsek… Bundan sonra şu makul ayrımı göreceğiz muhtemelen. Altın takı müşterileri kuyumcuları ziyaret etmeye devam edecekler. Altına yatırım yapan müşteriler ise bankalara yönelecekler. Devlet ise, altına yapılan yatırım meblağının sistem dışına çıkmaması için bankaların altın işlemlerine destek vermeye devam edecektir.

17 Şubat 2013 Pazar

Coştuk, altın miktarımızı üçe katladık


Ülkelerin altın rezervlerini takip eden ve bunları belirli zaman aralıklarıyla ilan eden en güvenilir kuruluş, Dünya Altın Konseyi’dir. Bu kuruluşun verilerine göre, ülkemizin altın rezervleri Şubat ayı itibarıyla 359,6 tona ulaştı. Bu miktar ile, ülkeler sıralamasında en çok altını olan 14.ülke olduk.

1995 yılından bu yana altın rezervimiz 116 ton idi. Bu miktar ile uzun süre 29. idik en çok altını olan ülkeler sıralamasında. Ne zaman ki altın bankacılığı başladı, Merkez Bankası bankaların bu altınlarını zorunlu karşılık olarak kabul etmeye başladı, altın rezervlerimiz de tabiri caizse patladı, kısa bir sürede altın rezervlerimizi üçe katladık ve 116 tondan 360 tona ulaştık.

En çok altını olan ülkeler sıralamasında ilk 10’a girebilmemiz için 558 ton altını olan Hindistan’ı geçmemiz gerekiyor, diğer ülkelerin rezervlerinde büyük bir değişiklik olmaz ise. Genelde diğer ülkelerde pek değişiklik olmuyor zaten. Bizde ise Merkez Bankası, Rezerv Opsiyonu Katsayısını sürekli yükseltiyor. 100 TL zorunlu karşılık için önceleri bankalara 100 TL’lik altın getir yeter diyordu. Daha sonraları ise 100 TL zorunlu karşılık için istediği altın miktarını sürekli arttırmaya başladı. Bankalar da kendileri için yüksek maliyetli olan TL vereceklerine, çok çok düşük maliyetli altın vermek için canla başla Merkez Bankası’na altın yetiştirmeye çalışıyorlar. Ülkemizin altın rezervlerinin artmasının altında yatan temel neden, özetin özeti, budur.

En çok altını olan ülkeler sıralamasında en güncel verilere göre ilk 15 şöyle:

1. ABD 8133 ton

2. Almanya 3391 ton

3. İtalya 2452 ton

4. Fransa 2435 ton

5. Çin 1054 ton

6. İsviçre 1040 ton

7. Rusya 958 ton

8. Japonya 765 ton

9. Hollanda 612 ton

10. Hindistan 558 ton

11. Tayvan 424 ton

12. Portekiz 382 ton

13. Venezüella 366 ton

14. Türkiye 360 ton

15. S.Arabistan 323 ton

Kur savaşları, yine, yeniden…

Kur savaşı tabiri yeni sayılabilecek bir tabir, isim babası halen görevdeki Brezilya maliye bakanı. Ne demek kur savaşı? En kısa tarifiyle, ülkelerin kendi paralarının değerini, diğer ülkelerin paraların değerinden düşük tutmaya çalışması. Döviz fiyatlarının mevcut seviyesinden daha yukarılarda olması için çabalamak… Biz ülke olarak bu kur savaşlarının içinde yer alacak olsak, bu savaşın gereği çabamız şu olacaktı yani, dolar 1,75 TL değil 2,50 TL olsun, euro 2,35 TL değil 3,25 TL olsun…

Neden böyle bir şey istensin ki? Cevabı çok basit, değeri düşen para birimine sahip ülke, parası ne kadar değersizleşirse yurt dışına kadar kolay mal satabilir duruma gelir. Dolar şu an 1,75 TL iken 2 TL olsa ihracatçılarımız bayram eder, bu yüzde 15’lik kur artışı yurt dışındakiler için bizim mallarımızın aynı oranda fiyatının düşmesi demek.

İç talebin durgun olduğu ülkelerin şu zamanlarda yeniden ısıttıkları konu da bu. İç talebin durgun olduğu hemen her ülke kendi parasının değerini düşürmeye çalışıyor. Para biriminin değeri en kolay nasıl düşürülür? Tabi ki para basarak. Parasal genişleme, parasal gevşeme denen bu taktik tüm dünyada merkez bankalarının kolayca davrandığı bir silah haline geliverdi. İşin tıkandığı yer de tam olarak burası. Durgunluk yaşayan ülke sayısı bir iki olsa sorun yok. Bunlar paralarının değerini düşürür, diğerleri bunu idare edebilir. Ama şimdilerde birçok ülke aynı anda aynı şeyi yapmak istiyor, çarşı bu yüzden karışıyor.

Bizim ülke olarak kur savaşlarında yer almadığımızı-almayacağımızı söylemeliyim. Biz şu anki mevcut talepten, enflasyondan, faizlerden çok memnun olmasak da durum kontrol altında görünüyor. Merkez Bankası’nın politikalarına bakınca, TCMB’nin bu yıl dövizin mevcut değerinden yüzde 5’ten fazla değerlenmesine müsaade etmeyeceği tahmin edilebilir. Japonya, ABD ve Avrupa Birliği’nin başrolde olduğu, para birimlerinin değerleri konusunda kıyasıya bir bilek güreşinin yapılacağı bir süreç başlıyor…

Altın Bankacılığı, hangi banka nerede?

Bankalardaki altın miktarı 16 milyar TL’yi aştı. Bu çok ciddi bir rakam. Bankalar kendileri için maliyeti çok çok düşük olan altınlarıhesaplarına alabilmek için kıyasıya yarışıyorlar. Peki bu yarışta hangi banka nerede?

İş Bankası 2,6 milyar TL’lik altın ile birinci sırada yer alıyor. Banka en az 10 gram altınla 6 aydan başlayan vadeli hesap açıp 5 kg ve üzerini fiziken teslim edebiliyor.
İkinci sırada 2,1 milyar TL’lik altın ile Garanti Bankasıgeliyor. En az 12 ay vadeyle ve 100 gramdan başlayan miktarlara vadeli altın hesabı açabiliyor.

Üçüncü sırada altın bankacılığının lokomotiflerinden Kuveyt Türk yer alıyor. 2 milyar TL’yi aşan altın hesap mevcut. En az 10 gram ile 3 aydan başlayan vadelerle katılma hesabıaçılabiliyor. 1 gramdan başlayarak her gramajı fiziken teslim edebiliyor.
Halkbankası 1,9 milyar TL’lik altın ile dördüncü sırada yer alıyor. Bankanın şu an altın hesaplarla ilgili ürün çeşitlendirmesi mevcut değil.

Yapı Kredi 1,2 milyar TL’lik altın ile beşinci sırada. En az 10 gramdan başlayan miktarlar için vadeli hesap açabiliyor. Altın bankacılığıkonusunda zayıf kalan büyük bankalardan Yapı Kredi.

Altıncı sırada Bank Asya geliyor. 1,2 milyar TL’lik altın hesap mevcut bankada. En az 250 gram ve 3 ay vade ile katılma hesabı açıp, istenirse 1 gramdan başlayarak fiziki teslimat yapabiliyorlar.

Akbank altın hesaplarda yedinci sırada, 755 milyon TL’lik altın hesap mevcut. 700 milyon TL ile TEB sekizinci. Dokuz ve onuncu sıralarda ise kamu bankaları olan Vakıfbank ve Ziraat Bankası bulunuyor.

Fiziki teslimat, hesap açılış miktarı, hizmet kalitesi, reklamlara verdiği ağırlık gibi birçok etken mevcut bu rekabette. Önümüzdeki süreçte sıralamanın değiştiğini göreceğiz…

Altın Bankacılığı, kuyumcular bankalara karşı…

Kuyumcularla bankalar yine kapıştılar. 10’a yakın ilin kuyumcular odası başkanları Salı günü Türkiye Bankalar Birliği’ni ziyaret ettiler. Bankalardan gelen altın bankacılığı yetkilileri ve Bankalar Birliği temsilcileriyle görüşen kuyumcular, bankaların altın satmasından, kaydi yahut fiziki altın işine girmiş olmalarından son derece muzdaripler. “Kuyumcuların olmadığı bir altın ticaretine izin vermeyiz” şeklinde açıklamalar yapmaktalar. Gelinen noktada işler iyice karışmış görünüyor, kuyumcular bankalara karşı seslerini her geçen zaman biraz daha yükseltiyorlar. Durum nedir, kim haklı kim haksız?

En baştan başlamak gerekirse, bankaların altın işine girmesi, daha doğrusu bu işin patlama noktası halkın elindeki altınların bankalara götürülerek altın hesaplara geçilmesi uygulamasının başlamasıdır. Bu işin başlangıç aşamasında bankalar aslında büyük kuyumcular odası başkanlarıyla fikir alışverişinde bulunmaya teşebbüs ettiler. “Altın projeleriyle ilgili siz kuyumcular odalarıyla ortak ne gibi çalışmalar yapabiliriz” sorusunu bazı kuyumcular odası başkanları “dergilerimize reklam verebilirsiniz” deyip savuşturdular. İşin en başında aslında kendi kendilerini bu sürecin dışında tutmuş oldular. Çok da basiretli olmayan bazı oda başkanlarının ciddi bir hatası idi bu yaklaşım. İş patladıktan sonra “biz de yer alalım bu projelerde” demenin bir anlamı kalmadı bu noktadan sonra. İkinci olarak, insanların altın bankacılığına bu kadar ilgi göstermesinin nedenlerini irdelemek gerekiyor. En başta gelen nedenlerden biri de kuyumculara karşı çok ciddi şekilde azalan güvendir. Bugün sadece biz müşterilerin değil, tertemiz siciliyle ahlaklı bir şekilde kuyumculuk yapan kişilerin de en büyük baş ağrısı kuyumcular arasındaki pek de güvenilir olmayan insanların varlığıdır, bunların sayılarının maalesef günden güne artmasıdır. Sektördeki en büyük açıklardan biri de bir kuyumculuk kanunu olmamasıdır. Bu durum o kadar aptalca durumlarla karşılaşmamıza neden oluyor ki, bizzat kendisi sahte altın yapıp bunu satmaya çalışırken yakalanan, yargılanan ve hapis yatan sabıkalı biri yeniden hiçbir engelle karşılaşmadan kuyumcu dükkanı açabilmekte ve “altın” alım satımıyla uğraşabilmektedir.

Kısa sürede bankalar kanalıyla 13 ton yastıkaltı altın ekonomiye dâhil oldu. Bu kadar az zamanda çok ciddi bir miktar ve bu daha başlangıç. Son tahlilde değerlendirilince bu durumun artarak devam etmesi bütün tarafların (altın sahiplerinin, finansal sistemin ve devletin) menfaatine bir durumdur. En büyük sorunumuz kayıt dışı ekonomi, ekonominin dışında atıl duran değerli kaynaklarımızdır. Bir taraftan üretirken diğer yandan tasarrufa yönelmeli, aynı zamanda da kenarda atıl duran değerli kaynaklarımızı ekonomiye dahil etmenin yollarını aramalıyız. Şahsi çıkarlar için, sadece bir zümrenin kazancı için ülke menfaatine aykırı uygulamalar özlemi içinde yer alan ve bunu açık açık ifade eden birlikler, odalar, insanlar görmek istemiyor artık bu ülkenin insanları…

Yastık Altında Ne Kadar Altın Var?

Altın ile ilgili kişilerin ve kurumların açıklamalarına bakılırsa yastık altında ne kadar altın olduğu tam bir muamma. Gerçekten halkımızın kenarda köşede sakladığı altınların yekûnu fevkalade bir servet değerinde mi yoksa dikkate almaya değmeyecek bir meblağ mı?

Yastık altı altın diye tabir ettiğimiz şey aslında finansal sistemin dışında evde işte vs muhafaza edilen kara günler için kenara saklanmış yahut fiyat hareketlerinde al sat yapılan altınları ifade ediyor. Bunların ne kadar olduğuyla alakalı farklı söylemler var. İstanbul Kuyumcular Odası Başkanı’na göre yastık altında 800 ile 1000 ton arası altın mevcut. İstanbul Altın Rafinerisi’nden yapılan ve daha itibar gören açıklamalarda ise beş bin ton altının yastık altında olduğu görüşü ifade ediliyor. Cari fiyatlarla 50 milyar dolar ile 250 milyar dolarlık bir değerden bahsediliyor yani.

Hangisi doğru? Gerçekte ülkemizde yastık altında ne kadar altın var? Bu konuda yapılmış en ciddi çalışma Merkez Bankası’na ait. Merkez Bankası’nın Ekim 2012’de duyurduğu ekonomi notları çalışmasına göre Türkiye’de mevcut yastık altı altın stoku 2189 ton. Merkez Bankası çalışmayı kabaca şu şekilde yaptı, 1984 yılından bugüne yabancı ülkelerden gelen altın miktarını hesapladı, buna ülkemizde üretilen altın miktarını ilave etti. Bu genel toplamdan altın ihracatı çıkarıldı ve bu 2189 ton verisine ulaşıldı.

Bu çalışma hakkında bilinmesi gereken en önemli konu Merkez Bankası’nın 1984 yılından önce ülkemizde altın miktarını sıfır olarak kabul etmesidir. Hepimizce malum olduğu üzere bu yıldan evvel de yastık altı altın ülkemizde hep revaçta idi. Bu çalışmayı şu şekilde okumak daha doğru olur, 1984’ten bu yana yurt dışından getirdiğimiz ve ürettiğimiz altınlardan yurt dışına sattıklarımızı çıkarınca, ülkemizde kalan altın miktarı 2189 tondur. En az bu kadar daha altının evvelce ülkemizde stoklarda olduğunu kabul edersek yastık altında olduğu tahmin edilen altının beş bin ton civarında olduğu kabul edilebilir. Bu altınların tabi ki hepsi hanelerde değil ama Türkiye’de mevcut 17,5 milyon haneye paylaştırılmış olsa hane başına düşen altın miktarı 250-300 gram olmakta.

Beş bin ton, 250 milyar dolarlık bir kaynak çok ciddi bir birikim. Bu kadar ciddi bir kaynağın atıl olması ve ekonomi dışında öylesine beklemesi ise gerçekten içler acısı bir durum. Ekonomi dışındaki her bir kuruşun nasıl sisteme, ülke ekonomisine dâhil edilebileceği ile ilgili ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor.