29 Ağustos 2018 Çarşamba

Altın fiyatları arttıkça bankalardaki altınlar da arttı...


Bankaların altın hesaplarında biriken altın miktarı Haziran sonu itibarıyla 180 tona ulaştı. Bu miktarı en son 2014 sonunda görmüştük, o tarihten bu yana bankalardaki altın miktarı en yüksek seviyeye ulaşmış oldu.

Aradaki tutar farkı elbette muazzam: o zamanlar altının gramı 89 lira idi, yani bankalardaki altınların değeri 16.2 milyar TL idi.

Haziran 2018 itibarıyla ise altının gramı 185 TL idi, bankalardaki altınların değeri 33.3 milyar TL’ye ulaşmış oldu.

İşin ilginç olan kısmı ise altın fiyatlarının arttıkça bankalardaki altın hesapların da artması.

Evet, bu ilginç bir durum, çünkü şimdiye kadar şahit olduğumuz durumun aksi bir gelişme.

Şimdiye kadar altın yatırımcısında hep şunu gördük: altın fiyatları arttıkça bankalardaki altın miktarı azaldı, altın yatırımcısı bu artışı bir satış fırsatı olarak gördü, satışlar da bankalardaki altın hesapları eritti.

Şimdi ise, doların yukarı yönlü seyrinin başladığı Mart’tan beri altın fiyatları arttıkça bankalardaki altın miktarı da artıyor.

Bu artış iki türlü olmakta, birincisi, vatandaşlar ellerindeki yastıkaltındaki fiziki altınları bankalara götürmekte ve kaydileştirmekteler.

İkinci yol ise vatandaşlar, ama TL ama yabancı para cinsinden birikimleriyle, bankalardan altın satın almaktalar.

Peki fiyatlar artarken vatandaşlar neden altın almaktalar.

Bunun temelde iki sebebi olabilir.

Birincisi, altın yatırımcısı altın fiyatlarının daha da yukarı gideceğini düşünerek alım yapmakta.

İkincisi, yastıkaltı değerlerin kaydileştirilmesi yönündeki çağrılara olumlu bir cevap olarak vatandaş bankalarda altın hesap açtırmakta, kaydi altın alımı gerçekleştirmekte.

Alımın altında yatan temel sebep ne olursa olsun, bankalardaki varlıkların artışı ülkemiz için güzel bir gelişmedir.

Yastıkaltı varlıkların ekonomik sisteme girerek görünür olmasına her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan günlerdeyiz çünkü…  


24 Ağustos 2017 Perşembe

5 liralık düşüş, bankalara 36 ton altın getirdi!


Bankalardaki altın miktarı Haziran sonu itibarıyla 164 tonu aştı.
Bu altınların parasal büyüklüğü ise 23 milyar liranın üzerinde.
Bu miktarın yüzde 19’u (faizsiz) katılım bankalarında iken, kalan yüzde 81’i ise (faizli) mevduat bankalarında
Altın miktarı olarak bankacılık sektörü daha yüksek rakamları da görmüştü ama, o zamanki fiyatlar şimdiki fiyatlara nazaran düşük olduğu için parasal karşılığı hiç bu kadar yüksek bir düzeye ulaşmadı bankacılık sektöründeki altınların.
Dört sene önce 2013 Haziran sonunda bankacılık sektöründe 268,5 ton (rekor seviye) altın vardı ama altının gramı o zaman 75 lira idi, yani bu altınların toplam değeri 20 milyar lira idi…
Altın yatırımcısının çok tipik, çok öngörülebilir çok basit davranışları var, satın alma yahut satma yönünde; fiyatlar düştükçe altın alınıyor, bankalardaki altınlar artıyor. Fiyatlar yükselmeye başladığında ise bu altınlar satılıyor, bankalardaki altınlar erimeye başlıyor…
Nisan ayını gramı 145,10 lira ile bitiren altın, Mayıs ayında 143,80 ve Haziran sonunda ise 140,90’ı görünce, iki aydaki bu 5 liralık düşüşü fırsat olarak yorumlayan altın yatırımcıları bu iki ayda tam 36 ton altın alımı yaptılar bankalardaki altın hesaplara.
Ülke olarak müthiş bir zenginlik kaynağımız altın. Finansal kurumlara olan güvensizlik başta olmak üzere pek çok sebepten dolayı ekonomik sistem dışında atıl bir şekilde muhafaza ediliyor maalesef.
“Altın tahvili” gibi enstrümanlar ise halkın elindeki altınları sisteme dahil etmek için çok ama çok zayıf fikirler…

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Bankalardaki altınlar eridi, peki neden?

Bankacılık sistemindeki altın hesaplar son 2-3 yılda yakın zamana kadar kıyas kabul etmeyecek derecede artmıştı. Artmıştı dememe bakmayın, halen yüksek miktarda altın mevcut bankalarda. Ancak son bir yıl ile mukayese edince altın hesapların azaldığını görüyoruz. Bir sene evvel, 2013 yarısında, bankalarda yaklaşık 21 milyar TL’lik altın mevcutken, bu yılın yarısında bu tutar 17 milyar TL’ye geriledi. Bu tarihlerdeki altın fiyatını da dikkate alırsak, miktar olarak neredeyse dörtte bir azalma görülüyor bankaların altın hesaplarında.

Bunun sebepleri elbette haklı olarak sorgulanıyor. En başta gelen sebep altın fiyatlarındaki yükseliştir. Geçtiğimiz Mart ayının ortalarında altın atak yaparak fiyatını neredeyse 100 TL’ye çıkardı. Bu fiyat, altına yatırım yapan kesim tarafından satış fırsatı olarak görüldü ve büyük bir kesim altınlarını sattı. Bu satışlar sonrasında bankalardaki altın miktarı epey azaldı. Yakın sayılabilecek bir zamanda 80 liranın altını gören yatırımcılar, şimdiki 90 liralardan altın satın almaya pek hevesli görünmüyorlar.

Tamam, Altın fiyatları yükselince altınlarını satan çok fazla sayıda yatırımcı oldu. Fakat bankalardaki Altın hesapların artışında bir yavaşlama da yok değildi bu durumdan evvel. Bunun en büyük sebebinin de, bankaların pek çoğunun hala hesaplardaki altını müşteriye fiziki altın olarak verememesi olduğunu düşünüyorum. Biz altını bankada, hesapta, kaydi olarak vs her durumda severiz ama fiziksel altından vazgeçemeyiz, görmek dokunmak isteriz. İnsanlar, çok haklı olarak, bankadaki altın hesabındaki altını fiziki olarak almak isteyebilirler. Ancak günümüzde bankaların çoğu müşterilerin bu haklı isteğini karşılayamamakta. Altın hesaplardaki altının sadece parasal karşılığını alabilmek, müşterileri tatmin eden bir uygulama değil. Altın yatırımcılarının bankalardaki altın hesaplara ilgisini körelten fiziki teslimat yapılamaması konusunun çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Son bir güncel bilgi de müşterilerin en çok altın tuttuğu bankalar sıralaması olsun. Bu bankalar ve bunlardaki altın hesapların tutarları şöyle:
İş Bankası 2,8 milyar TL,
Kuveyt Türk 1,9 milyar TL,
Garanti 1,8 milyar TL,
Ziraat 1,7 milyar TL,
Halkbank 1,6 milyar TL.

Doğrucu Davut, Ali Babacan

Bir faiz kavgasıdır gidiyor… Başbakanın Merkez Bankası başkanına hitaben “yükseltirken 5 puan birden, indirirken yarım puan, sen dalga mı geçiyorsun” sözü olay oldu.
Ben Merkez Bankası başkanı Erdem Başçı nezdinde Merkez Bankası yönetimine bu sözlerin çok şık olmadığı kanaatindeyim. Olaya herkes kendi açısından bakıyor ama Allah’tan bir de “Doğrucu Davut”umuz var: Ali Babacan…

Ali Babacan dün Türkiye Katılım Bankaları Birliği’nin olağan genel kurulunda konuştu ve Merkez Bankası yönetimine açıkça destek çıktı, “Kurumlar kendilerine yapılan baskılara aldırmadan doğru bildiklerini yapmaya devam etmeliler” mealli konuştu ve bir de anlamlı uyarıda bulundu: “Populizm tuzağına düşmeyelim..” Populizm ülkemizi zamanında iflasın eşiğine getirmişti… 30’lu yaşlarında emekli edilip kendilerine devletin maaaş bağladığı yüzbinlerce insan, tarım desteklemesi adı altında kendi seçim bölgelerindeki çiftçilere para saçan hükümetler ve daha neler..

Faiz kararı zor bir karar ve bu karara bağlı pek çok etken bulunuyor. En basitinden, bugünkü şartlarda faizlerdeki sert bir düşüş sermaye çıkışına neden olacak ve bu sermaye çıkışı zaten yüksek olan döviz kurlarını kontrol edilemez derecede yükseltecek. Hadi faizleri düşürelim, hadi faizleri yükseltelim denilerek alınan kararlar değil bunlar… Bu ülkede hiç kimse “benim zaten faizle işim olmaz, oranların ne seviyelerde olduğu beni hiç ilgilendirmez” diye de düşünemez vatandaş olarak. Bu oranların seviyesi hepimizi etkileyecek sonuçlar doğuruyor çünkü.

İşi eline bırakmak lazım, evet, ama sonrasını da getirmek lazım… Bu ehil insanların kararlarına saygı duyup onlara güvenmek de lazım. İyi ki Ali Babacan var…

Faizsiz Bireysel Emeklilik Sistemi

Yine bir bireysel emeklilik sistemi (BES) yazısı. Sistemde değişen bir şeyler mi var ki yeniden bir BES yazısı diyeceksiniz… Sistemde değişiklik yok ancak oyuna yeni bir oyuncu giriyor.. Onu birazdan tanıtacağım ama, önce BES hakkında kısa bir bilgi sunmak istiyorum.

Ülkemizde bireysel emeklilik sistemine giren kişi sayısı 5 milyona, bu katılımcıların sisteme aktardıkları fonlar ise 30 milyar TL’ye yaklaştı. Bunlar ilk bakışta önemli rakamlar gibi görünse de, 70 milyonun üzerinde nüfusa sahip, bankalarda 1 trilyon TL’ye yakın mevduatın bulunduğu bir ülke için çok ciddi rakamlar değil.

BES’e katılmayı önerir miyim, kesinlikle evet. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan, devlet garantili %25 getirisi olan bir sistemi elbette kesinlikle tavsiye ederim. Bu getirinin kaynağı, sisteme 100 lira koyana devletin 25 lira hediye vermesinden ibaret. Ayrıntılı bilgi içinhttp://www.egm.org.tr/?sid=69 adresini ziyaret edebilirsiniz.

Faizle işleyen ekonomik sisteme tamamlayıcı bir unsur olarak faizsiz bir modelin de sunulması bir gereklilik. Faizin haram olduğuna inanan ve bu nedenle kaynaklarını sistem dışında tutan milyonlarca kişi, ekonomik sistem dışında milyarlarca lira var. Bankacılık sisteminde bu durum katılım bankaları modeli ile aşılmaya çalışılıyor. Bireysel emeklilik sisteminde ise şimdiye kadar Bank Asya’nın Asya Emeklilik’i vardı sadece. Katılım bankalarının diğerleri ağır aksak, kimisi Garanti Emeklilik ile kimisi Vakıf Emeklilik ile isteklilere faizsiz BES planları sunuyorlardı. Sunulan bu planlar istenen sonuçları elbette vermedi.

Şimdi, topladığı fonları tamamen faizsiz enstrümanlarla değerlendirecek müstakil bir bireysel emeklilik şirketi devreye giriyor, “Katılım Emeklilik”. Albaraka ve Kuveyt Türk’ün yarı yarıya ortaklığıyla kurulan Katılım Emeklilik, faiz içermeyen enstrümanlarla (döviz, altın, katılma hesapları, bazı hisse senetleri..) bireysel emeklilik sistemine girmek isteyenlere hizmet verecek.

Doğru kanallardan hedef kitleye ulaşıp kendilerini anlatabilirlerse, vahim hatalar yapmadıkları müddetçe başarılı olmamaları için, kısa sürede ciddi bir katılımcı sayısına ve fon büyüklüğüne ulaşmamaları için hiçbir neden yok…

Bankalardaki Altınlar Eriyor…

Bankalardaki altın miktarı bu yıl hızla azaldı. Yılın ilk iki ayında bankalardaki altınlarda 60 tonun üzerinde bir azalma gördük. Henüz Mart sonu verilerini bilmiyoruz ama, bankalardaki altınların Mart’ta daha da hızlı bir şekilde azaldığını tahmin ediyorum. Mart sonu verisi açıklanan iki banka var, ikisinin de altınlarında keskin bir düşüş var. Halkbank’ın altın miktarı 9 ton azalarak 15,7 tona geriledi. Garanti Bankası’nın altın hesapları ise 10 ton azaldı, 18 tona düştü…

Neden böyle oldu? Konunun, altının güvenilir liman olma özelliğinin sorgulanmasıyla vs alakası yok. Konu tamamen fiyat dalgalanmalarıyla ilgili. Hem doların yükselmesi, hem de altının fiyatının yükselmesi beraber olunca, altında 95-100 TL arası fiyatları gördük. Daha evvel yüksek fiyatlardan alım yapmış tasarruf sahipleri 95-100 TL arası fiyatları bir satış fırsatı olarak gördüler, iyi de yaptılar. Mart ortasında 100 TL’yi görmesine çok az kalmıştı altının, elinde altını olanların esas satışlarını Mart’ta yaptığı söylenebilir.

Altın fiyatları konusunda bundan sonra ne olacağını kestirmek çok zor. Her zamankinden farklı durumlar var altın fiyatlarını etkileyen. Dolar geçmiş yıllarda bu kadar dalgalı değildi, hesaplamalarda yaklaşık sabit bir kur alıp gelecek değer tahmini yapmak daha kolaydı ama bundan sonra altının uluslararası fiyatının yanı sıra bir de dolar-TL gelecek değer tahmini gibi bir muamma var…

Altının inebileceği en dip seviye kaç TL’dir sorusu en sık sorulan sorulardan… Altında dip tahmini yapmam gerekirse, 1 dolar=2 TL ve 1 ons altın =1000 dolar temelinden hareketle 65 TL gibi bir rakam diyebilirim. (1000 dolar yaklaşık olarak 1 ons altının madenden çıkarılıp nihai ürün hale gelme maliyeti)

Ukrayna sorunu çözüldükten sonra, altın fiyatlarının aşağı yönde hareket edeceğini bekleyenlerin çoğunlukta olduğunu görüyorum. Alım için tekrar güzel fiyatlar görebiliriz…

Yok mu bankaları dizginleyecek bir yiğit?

Benzeri feryatlar arşa ulaştı ama değişen pek bir şey olmadı. Durumu kısaca özetlemekte fayda var…

Düşük faiz ortamında kar oluşturmakta zorlanan bankaların yeni stratejisi faiz dışında gelirler elde etmek. Kendilerine yatırılan paraya verdikleri faiz ile, müşterilerine kullandırdıkları kredilerden elde ettikleri faiz farkı, esasında bankaların ana gelir damarıdır. Ancak yıllarca yüzde 50’nin üzerinde faizli ortamlarda çalışıp aşırı karlar elde eden bankalar için yüzde 10-15 aralığında dalgalanan faiz ortamında çok yüksek karlar elde etmek epey zorlaştı.

Mevduata verilen faiz ile kredilerden alınan faizden olağanüstü paralar kazanamayan bankalar bunu telafi edebilmek için oldukça basit bir alana yoğunlaştılar. Faiz dışı kalemlerden elde ettikleri gelirler: para transferlerinden aldıkları ücretler, hesap işletim ücreti, hesap işletmeme ücreti, kredi kartı yıllık ücreti… liste uzayıp gidiyor.

10 sene önce bankaların ücret, komisyon ve bankacılık hizmet geliri kalemlerinden elde ettikleri gelir, toplam gelirlerinin yüzde 6-7’sine tekabül ediyordu. Şimdi ise bu oran yüzde 15’e yükselmiş durumda. Daha da artacaktır bu oran, çünkü bankalara “dur” diyen bir merci yok…

Bankalara neden dur diyen birilerinin olmadığı merak edilir hep. Bunun sebepleri çok basit, çünkü bankaların tüm işlemleri kayıt altında, çok vergi veriyorlar, çünkü istihdama katkıları çok fazla, çünkü devlete de borç veriyorlar, çünkü… bunun gibi nedenlerle otorite, bankalarla vatandaş arasında kaldığında sessiz duruyor, müdahale etmiyor, ağırdan alıyor…

Bu konuda ben bankaları suçlamıyorum. Kapitalist sistemin acımasız oyuncuları bankalar, onlardan merhamet beklemek abes. Bu konuda müşterilerin sorumluluğu büyük esasında. Yıllık 80 TL ücreti olan kredi kartını kullanmakta ısrar eden, altı ayda bir 29 TL hesap işletim ücreti kesen bankaların kapısındaki, ATM’lerinin önündeki kuyruklar erimedikçe bu bankaların da bu insanlara karşı insaflı olmaları için hiçbir neden göremiyorum…