12 Ekim 2011 Çarşamba
Kredi kartları toz duman
Bankalar oldukça iştahlı bir şekilde, şahıslara verebildikleri kadar kredi kartı verdiler, aynı iştahla da iş yerlerini POS'larla donattılar. Ağustos sonu verilerine göre yaklaşık 50 milyon kredi kartı, 2 milyon adet POS bulunuyor piyasada.
Kredi kartı kullanılarak yapılan hemen her işlemden az ya da çok vergi kesildiği için, işine geldiği için otoriteler de bankaların bu agresif kredi kartı ve POS dağıtımını sessizce izlediler. İşleri hiç de yolunda gitmeyen milyonlarca insan gittikçe artan bir ivmeyle kredi kartlarından nakit çekmeye başladı. Yüksek faiz oranları herkesin malumu ancak denize düşen yılana sarılır misali nakit çekim sürekli arttı.
Çılgın bir tüketim toplumu olma yolunda küçük Amerika olma yolunda hızla ilerliyoruz toplum olarak. Ekranlardan gördüğümüz, bize gösterilen lüks hayat hepimizi cezbediyor. Kredi kartının “olan paramızı harcamakta bir araç” olduğunu unutup onu, “olmayan parayı harcayarak bir borçlanma aracı gibi” kullanıyoruz.
Aylık harcamasının sadece beşte birini ödeyebilen yaklaşık 2,5 milyon kişi, aylık harcamasının ancak yarısını ödeyebilen 4 milyon kişi olduğu tahmin edilmekte. Bunların bir kısmı mecburiyetten kredi kartından nakit çekim yapanlar ve harcama yapanlar, bir kısmı da maalesef ayağına yorganına göre uzatmayanlar. Parası olmadığı halde kredi kartıyla 18 taksit vs her şey dahil lüks otellerde tatil yapabilen bir topluma dönüştük.
Sonuçta çığ gibi büyüyen kredi kartı borçlarında nakit çekimin ağırlığı artınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu geçtiğimiz yıl 17 Aralık'ta bir yönetmelik yayımladı. Kredi kartı borcunun en az yarısını ödemeyi bir nevi zorunlu tuttu: “Bir takvim yılı içerisinde en fazla üç defa, dönem borcunun yüzde ellisine kadar ödeme yapılan kredi kartlarının limitleri, dönem borcunun tamamının ödenmesine kadar arttırılamaz ve bu tür kartlar nakit kullanımına kapatılır” Bu maddenin, yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceğini de açıkça belirtti.
Buna rağmen bu süre zarfında ne bankalar ne medya ne de tüketici dernekleri bilgilendirme yaptılar. Şimdi kredi kartının yarısından azını ödeyebilen yaklaşık 4 milyon kişi, aileleriyle birlikte kabaca 10 milyonun üzerinde kişi bu durumdan etkileniyor. Bunların arasında mecburiyetten kredi kartıyla borçlanıp bu miktarı ödeyemeyen kesim de maalesef hayli fazla.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun iyi niyetli bu düzenlemesi bu kesimin kredi kartlarını nakit çekime kapattı, kapatacak. Ancak bu kesimden önemli bir miktar insan öyle veya böyle kartı kullanarak nakit sağlamak zorunda. Bunların bu saatten sonra gidebilecekleri tek yer sokak aralarına kadar yayılmış POS'lu tefeciler. Kontörcü, cep telefoncu, kuyumcu vs tabelalar altında faaliyet gösteren önemli sayıda iş yeri, bu kişilerin boş limitleri kadar satış yapmış gösterip yüzde on beş civarlarındaki kesintiyle bu kişilere nakit verecekler.
Alışveriş sitelerinden vs kredi kartıyla altın alıp bunu kuyumculara bozdurup nakit elde etmek de sık kullanılacak bir yöntem ki tefecilerin yaklaşık %15'lik kesintisinden az bir kesinti olmuyor bunlarda da. İyi niyetle yapılan bu tür sert düzenlemeler asıl sorunu ortadan kaldırmıyor maalesef. Borçlanmak zorunda olan insanları bir yerden başka bir yere sevk ediyor sadece.
Dikkat, bundan sonra bankalar kart borcunun yarısından fazlasını ödeyebilen ellerinde kalan müşterilere dört elle sarılacaklar. Sadece bu kişilerin kart limitleri sorunsuzca arttırılabildiği için ve nakit çekime açık kaldığı için öncelikle bu müşteriler tek tek aranıp, bunlar da bu girdaba düşmeden bir an önce, kart limitleri arttırılmaya çalışılacak.
Bankaların yapacağı ikinci şey de sistemdeki “öteleme” açığından yararlanmak. “Kredi kartı borcunu ödeyemiyor musunuz, kart borcunuzun hepsini biz ödeyelim, borcunuzu öteleyelim, siz bize bunu borçlanın” mantığıyla borç sarmalını genişletecek bir açık hala mevcut sistemde. Bu açığı da tepe tepe kullanacak bankalar.
İşsizlik hastalık vs gibi mecburi nedenlerle hesaplı bir şekilde mecburiyetten bu yöntemleri kullananlar bir yana… Ancak daha fazla can yanmadan kendimize hakim olarak, olmayan parayı harcayıp kredi kartından bol bol harcama yapıp zor durumlara düşmeyelim. Kredi kartıyla alınan şeyin bedava alındığı gibi bir hissi artık bırakalım ve ayağımızı yorganımıza göre uzatalım.
Son söz, kredi kartı, olan parayı harcamak için bir araçtır, gelecekte kazanılacağı varsayılan paralara güvenip harcama yapılarak borçlanılacak bir araç değildir.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Ninja’lar artıyor
Star’dan Hüseyin Özay’ın anlattığına göre bankalarımız Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından NİNJA krediler hakkında uyarılmış.. NİNJA tabiri, İngilizce “No Income, No Job, no Asset” kelimelerinin baş harflerinden, geliri, mesleği ve hiç birikimi olmayan kişileri tasvir etmekte kullanılıyor. Amerika’da bu kişilere verilen mortgage kredileri, faizlerinin de değişken olması yüzünden, geri dönmeyince o malum “mortgage krizi”ni tetiklemişti. Bizde de bu tür kişilere verilen krediler varsa da bunların geri ödenmemesi tek başına bir kriz meydana getirmez.
Odaklanılması gereken şey bu kredilerin sektör için risk oluşturup oluşturmadığı değil aslında. Sektörde belli bazı bankalar, bu tür kişilere yönelik özellikle pazarlama yapıyorlar. Gayrı menkul kredisi kullandırımlarında nasıl olsa krediye aracılık edilen mülk teminat alınıyor, müşteri borcu ödeyemezse gayrı menkulü satarız olur biter basitliğiyle yaklaşmak çok yaygın bankacılar arasında. Banka çalışanlarını buna iten de yöneticileri.
Her sene katlanarak artan satış hedeflerini gelir hedeflerini gerçekleştirmek için yöneticilerin bazen yönlendirmesiyle bazen göz yummasıyla etik dışı işlemler çok yaygın hale geldi bankacılık sektöründe. Anlı şanlı bankaların şubelerinin gelirlerini daha yüksek gösterip genel müdürlükten ekstra prim alabilmek için açıkça ahlaksız işlemler yaptıklarını sektör çalışanları itiraf ediyorlar. Vadesiz hesabında para olan müşterilerin hesaplarından “yıllık hesap işletim ücreti 3.taksit” vb gibi tamamen uydurma açıklamalarla keyfe keder paralar kesilmesi, aslında 50 lira masrafı olan bir işlem için müşterinin hesabından 100 lira almak gibi şeyler en yaygın yapılan işlerden sadece bir kaçı.
Bankacılık Düzenlenme ve Denetleme Kurumu iyi niyetle çalışan bir kurum. Ancak önceliğini vatandaşı bankalara karşı korumak üzerine kurmamış, yetersiz kadrosuyla bankaları epey geriden takip etmeye çalışan hantal bir yapı. Hala bankaların “0,49 faiz ile kredi” gibi tamamen kandırmaca ilanlarının önüne geçmedi, geçemedi mesela. Bankalar açık açık, masrafları gizleyerek çarpıtarak yalan söyleyerek reklamlarını her mecrada hala yayınlayabiliyorlar. Dolayısıyla tüketicinin şunu anlaması gerekiyor, bankalara karşı onu koruyan bir yapı yok. Bankalarla çalışan kişiler sektör hakkında bilgi sahibi olacak, hakkına parasına sahip çıkacak. Yoksa banka yöneticilerinin kişisel ihtirasları uğruna, çalışanlara hedef baskısı yüzünden yüz liralık maaşı olana bin liralık kredi kartı da verilir, geliri olmayana gayrı menkul kredisi de verilir. İş işten geçtikten sonra bankaları uyarmanın bir anlamı da kalmaz.
21 Eylül 2011 Çarşamba
Altın’da 2000 Dolar uzak değil
Altın fiyatları inişli çıkışlı seyrine tam sürat devam ediyor. Geçen yıl bu zamanlar 1 ons’u 1200 dolar civarında olan altın fiyatları geçenlerde 1900 doların üstünü gördükten sonra şu sıralar 1800’ün altına inmiş durumda. Şimdi herkesin birbirine sorduğu soru ise altındaki seyrin aşağı yönlü mü yoksa yukarı yönlü mü olacağı.
Bunu konuşmaya başlamadan önce çok kısa bilinmesi zorunlu bir iki teknik bilgi edinmekte fayda var. Bunlardan ilki ve en önemlisi altın fiyatlarının ülkemizdeki arz talepten etkilenmediğidir. Düğün aylarının gelmiş olması, arzın artmış olması, altın piyasasının kalbi Kapalıçarşı’nın sinek avlaması altın fiyatları üzerinde hiçbir etki meydana getirmez. Altın fiyatları temelde Londra Altın Piyasası’nda belirlenir. İkinci olarak bilinmesi gereken husus altın fiyatları ons ve Amerikan Doları bazında takip edilir. Kıymetli madenler için 1 ons yaklaşık 31,1 grama eşittir. Bundan anlaşıldığı üzere üçüncü ve sonuncu belirtilmesi gereken şey de altının TL fiyatının bire bir doların artmasına azalmasına bağlı olarak değiştiğidir. 19 Eylül’de altın fiyatları keskin bir şekilde düşerken doların da aksi yönde sert bir şekilde 1,80’in üzerine çıkması yüzünden altının gram bazında TL fiyatı bu nedenle bu tarihte pek değişmedi. Dolar-TL paritesine aldanmadan trendi takip etmek için muhakkak altın fiyatları Ons-Dolar bazında takip edilmelidir.
19 Eylül 2011’i 1776 Dolardan kapatan altının aynı gün geçmiş 5 yıldaki fiyatları şöyle idi (1 ons/dolar) : 1279, 1012, 869, 725, 583. Şimdi soru, “altın yeterince değerlendi, hatta hak ettiğinden bile fazla değerlendi ve bu fiyat aslında bir balon” mu, yoksa “değerini bulmadı henüz, kısa zamanda gidecek yolu var” mı?
Altının global piyasalarda değerini en çok arttıran şey lokal ve sınırlı arz talepten ziyade gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin durumudur. Amerika ve lokomotif Avrupa ülkelerinin ekonomik durumu stabil ise yani bu ülkelerde her şey yolunda ise altın pek rağbet görmez ve fiyatlarında ani değişiklikler meydana gelmesi beklenmez. Durum tersi ise yatırımcılar bu ülkelerin kağıtlarını (bu kağıtlara para da dahil) ellerinde bulundurmak istemezler ve paralarını kağıt yerine her zaman kolayca nakde yahut takasa girebilen bu kıymetli madene yönelirler. Altının gelecekteki fiyatının ne olacağı beklentisinin ardında temelde işte bu durum yatar. Şimdi geleceğe yönelik fiyat tahminleri yaparken temel faktörlerin durumuna bakalım kısaca. Amerika’nın durumu stabil mi? Uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, ABD’nin kredi notunun “tekrar” düşebileceğini açıkladı. ABD 10 yıllık tahvil getirileri 1960’tan sonra ilk kez %2’nin altına geriledi. Lokomotif Avrupa ülkelerinde ve diğer önemli ülkelerde ekonomik durum stabil mi? Sadece Amerikan tahvilleri değil, Almanya ve Japonya’nın tahvilleri de tarihi düşük getirilerinde. 10 yıllık İngiliz tahvilleri ise1900’lü ve 2000’li yıllarda görülmemiş düşük getiri seviyelerinde. Uzun vadeli devlet tahvillerin getirilerinin düşük olması, bu ülkelere yönelik gelecek beklentilerinin karamsar olduğunun göstergesidir. Nitekim Moody’s, Fransız bankalarının da notunu düşürdü. Bir çok önemli Avrupa ülkesi borç batağında ve Avrupa Birliği kendini kurtarmak için çırpınıyor.
Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç nedir altın fiyatları açısından? Önümüzde büyük devletlerin ekonomik durumları hakkında karamsar bir tablo var. Bu karamsar tablo büyük yatırımcıların mecburen altına yönelmesini sağlayacaktır. Avrupa Birliği ülkelerinin borç batağı içinde olması, kur savaşları, tahvillerin inanılmaz düşük getirileri gibi durumlar güçlü bir altını teşvik eden etmenler. Nitekim HSBC de geçtiğimiz günlerde geleceğe yönelik altın fiyatları tahminlerini yükseltmek durumunda kaldı bu tablo yüzünden.
Şu tarihte şu fiyat olacak gibi bir şey söylemek zaten tahmin olmaz bilgi olur. Ama lafı dolandırmadan söylemek gerekirse, önümüzde bu tablo varken, şimdilerde 1700-1800 arasında dolaşan altın fiyatlarında yakın zamanda 2000 doları göreceğimizi tahmin ediyoruz.
Son olarak, altına yatırım yapıyorsanız ya da yapmayı düşünüyorsanız, bu piyasayı yakından takip eden uzmanların ve akademisyenlerin hazırladığı, altın hakkında güvenilir bilgiler sunan saglamaltin.com sitesini takip etmenizi öneririm.
10 Ağustos 2011 Çarşamba
En iyi ekonomistler milyonerlerdir
İki hafta önceki yazımızı “Dolar’ın 1,75 – 1,85 bandına gelmesi sürpriz olmayacaktır. Çok uzak olmayan bir zamanda altın gram fiyatında 100 TL’yi görmemiz de bizi şok etmemeli” diyerek bitirmiştik. Piyasalarda dolar ve altın fiyatları öngördüğümüz değerlere kısa sürede geldiler. Kısa zamanda anlık geri çekilmeler görülecekse de altın ve özellikle dolar için bu düzey artık tutunma rakamlarıdır, bu düzeylerin çok altına inip orada kalmaları beklenmiyor. Altında ise beklenti hala yukarı yönlü.
Ekonomi piyasalarını takip edip öngörülerde bulunmak isteyenlerin önündeki en büyük engel maalesef ekonomistlerimizdir. Tarafsız bir şekilde gelişmeleri yorumlayıp aktarması beklenen ekonomistler fena halde politize olmuş durumdalar. Gelişmeleri yorumlamalarına bakıldığında bu fena halde açığa çıkıyor. Bir yanda yandık bittik, kriz kapıda, perişan olacağız diye bardağın sürekli boş kısmına odaklananlar, diğer yanda ise ekonomide sanki her şey dört dörtlük yolundaymışçasına etrafa pembe gözlüklerle bakan ve herkesi de öyle bakmaya zorlayıp agresifleşen majestelerinin ekonomistleri. Bunlar da diğerleri gibi o kadar şirazeden çıkmış durumdalar ki hükümetin tehdit olarak kabul edip tedbirler aldığı konularda dahi o konuların bir olumsuzluk teşkil etmediğini ısrarla savunabiliyorlar. Bu yüzden bu tür ekonomistlerin söylemlerine kulak vermeden evvel, onların eğitiminden, geçmiş öngörülerinin gerçekleşme durumundan evvel politize olup olmadıklarının ve ne ölçüde ne yönde politize kişilikler olduklarının tahlil edilmesi gerekiyor. Siyasi kaftanlarını giyerek ekonomistliklerini ikinci planda tutan bu kişiler genellikle kasten verileri ve piyasaların gidişatını yanlı yorumlayabiliyorlar. Bu yüzden piyasaların gidişatını yorumlayıp doğru yatırım kararlarını erkenden alabilmek için öncelikle yabancı ekonomistlerin küresel yorumlarına dikkat etmek gerekiyor. Yine ülkemizde finansal danışmanlık hizmetleri sunan yabancı şirketlerin finansal açıklamalarını ve hamlelerini dikkatle takip etmek gerekiyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, 3 Temmuz Pazar sabahı başlayan futbolda şike operasyonu hepimiz için beklenmedik bir olay iken bu yabancıların henüz Haziran ayında yaklaşık 10 milyon TL Fenerbahçe hissesi, 2 milyon TL’lik Galatasaray hissesi, yarım milyon TL’lik Beşiktaş ve Trabzonspor hissesi satarak kulüplerin hisse senetlerinden çoktan çıktıklarını unutmayın.
“Milyonerler” diye özetlediğimiz yüksek tutarda birikimi olan ve ferdi olarak hareket eden, yatırım kararlarını kendi kanaatleriyle sezgisel olarak şahsen yönlendiren çok sayıdaki kişi bu durumu zaten çözmüş durumda. Altın 90 liraya çıktığında bunu fırsat olarak gören küçük yatırımcılar bu fiyattan satış yaparken, yakından gözlemledik ki, bu milyonerlerimiz akın akın bu fiyattan bankalardan altın alımı yapıyordu. Onlar yine haklı çıktılar.
Yabancıların ve milyonerlerimizin reflekslerine bakınca şimdi şunu görüyoruz. Dolar alımları kısıtlı, ancak altın fiyatları 90 liralardayken alım yapmaya cesaret edemeyenler şimdi ons fiyatı 1750 dolar olan altının yakın zamanda 2000 dolarları göreceğini tahmin ederek gramı 100 liradan yüklü miktarlarda altın almaya devam ediyorlar.
Alın teri birikimlerini doğru yerlerde değerlendirmek isteyenler için son söz. Ekonomistlerin, yazarların hepsine kulak verin, ama kesinlikle onlara değil sadece kendinize güvenin.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Tüketici kredilerinde ve mevduatta bankalar
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bu yılın ilk yarısına ait bankacılık verilerini 5 Ağustos’ta yayınladı. Bankalara getirilen bir takım yavaşlatıcı önlemlere rağmen bankalar tam gaz tüketicilere yönelik reklamlara devam ettiler. Mevduatta, konut ve taşıt kredilerinde hangi banka yılın yarısını nerede bitirdi? Dört temel kalemde sektörün durumuna bakacağız. Bu kalemlerde toplam meblağın yanı sıra bankaların büyüklüklerinden kaynaklanan farklılıkları göz ardı edebilmek için her bir bankanın şube başına düşen rakamlarını açıklayıp buna göre sıralamaları vereceğiz.
Tasarruf mevduatı, ticari olmayan, bireylerin tasarruf amacıyla bankalara yatırdıkları paraları ifade eder. 2010’un ilk yarı yıl sonunda bankalardaki tasarruf mevduatı tutarı 333 milyar TL iken bu yıl bu rakam %14 artarak 381 milyar TL’ye çıktı. Bankaların toplayabildikleri tasarruf mevduatlarına bakıldığında şube başına 45 milyon TL ve üzeri mevduat toplayabilen dört banka var. Bunlar sırasıyla Ziraat, İş, Albaraka ve Garanti. Topladıkları tasarruf mevduatı şube başına 25 milyon TL ve altında kalan bankalar ise HSBC, Şekerbank, Denizbank ve son sırada TEB yer alıyor. Diğer tüm bankalar ise şube başına 25-45 milyon TL tasarruf mevduatı topladılar.
Tasarruf mevduatına diğer mevduatı da ilave ederek esas toplam mevduata baktığımızda ise geçen yılın yarısında 526 milyar TL olan bu tutar %21 artarak 637 milyara yükseldi. Toplam mevduatta şube başına en çok mevduat toplayan bankalar sıralamasında 70 milyon TL ve üzeri meblağ ile dört bankayı görüyoruz. Bunlar sırasıyla Ziraat, Garanti, Vakıf ve İş Bankası. Şube başına en az toplam mevduatı olan bankalar sıralamasında en sonda ise şube başına 30 milyon TL altında kalan üç banka yer alıyor, bunlar Denizbank, Şekerbank ve TEB.
Konut kredileri 2010 yarı yılda 52 milyar TL iken bu tutar %37 artarak 71 milyar TL’ye çıktı. Şube başına en çok konut kredisi kullandıran ilk beş banka sırasıyla Finansbank, Vakıfbank, Garanti, Akbank ve Kuveyt Türk. Şube başına 5 milyon TL altında kalan en sondaki bankalar ise TEB, HSBC ve Şekerbank. Konut kredilerinde yaptığı yoğun reklamlar Şekerbank’a çok yaramamış. Reklamlarındaki 30 yıl vade vurgusu ters tepip uzun vadeden ürken müşterileri cezbetmeyip aksine onları kaçırmış görünüyor.
Son olarak taşıt kredilerindeki duruma bakacağız. Taşıt kredileri geçen yılın yarısında 4,4 milyar TL iken bu yılın yarısına gelindiğinde %50 artarak 6,6 milyar TL’ye ulaştı. Şube başına en çok taşıt kredisi kullandıran bankalar ise 1 milyon TL ve üzeri rakamlara ulaşan ING, Yapı Kredi, Garanti ve Akbank oldular. Bu kalemde en az taşıt kredisi kullandıran beş bankanın ise Albaraka, Ziraat, HSBC, Halkbank ve Şekerbank olduğu görülüyor.
Bankalara ne kadar tedbir getirilirse getirilsin bankalar agresif reklamlarına devam ederek tüketici kapma yarışına devam ediyorlar. Oranların artma eğiliminde olduğu önümüzdeki süreçte tablonun nasıl değiştiğini hep birlikte göreceğiz.
Tasarruf mevduatı, ticari olmayan, bireylerin tasarruf amacıyla bankalara yatırdıkları paraları ifade eder. 2010’un ilk yarı yıl sonunda bankalardaki tasarruf mevduatı tutarı 333 milyar TL iken bu yıl bu rakam %14 artarak 381 milyar TL’ye çıktı. Bankaların toplayabildikleri tasarruf mevduatlarına bakıldığında şube başına 45 milyon TL ve üzeri mevduat toplayabilen dört banka var. Bunlar sırasıyla Ziraat, İş, Albaraka ve Garanti. Topladıkları tasarruf mevduatı şube başına 25 milyon TL ve altında kalan bankalar ise HSBC, Şekerbank, Denizbank ve son sırada TEB yer alıyor. Diğer tüm bankalar ise şube başına 25-45 milyon TL tasarruf mevduatı topladılar.
Tasarruf mevduatına diğer mevduatı da ilave ederek esas toplam mevduata baktığımızda ise geçen yılın yarısında 526 milyar TL olan bu tutar %21 artarak 637 milyara yükseldi. Toplam mevduatta şube başına en çok mevduat toplayan bankalar sıralamasında 70 milyon TL ve üzeri meblağ ile dört bankayı görüyoruz. Bunlar sırasıyla Ziraat, Garanti, Vakıf ve İş Bankası. Şube başına en az toplam mevduatı olan bankalar sıralamasında en sonda ise şube başına 30 milyon TL altında kalan üç banka yer alıyor, bunlar Denizbank, Şekerbank ve TEB.
Konut kredileri 2010 yarı yılda 52 milyar TL iken bu tutar %37 artarak 71 milyar TL’ye çıktı. Şube başına en çok konut kredisi kullandıran ilk beş banka sırasıyla Finansbank, Vakıfbank, Garanti, Akbank ve Kuveyt Türk. Şube başına 5 milyon TL altında kalan en sondaki bankalar ise TEB, HSBC ve Şekerbank. Konut kredilerinde yaptığı yoğun reklamlar Şekerbank’a çok yaramamış. Reklamlarındaki 30 yıl vade vurgusu ters tepip uzun vadeden ürken müşterileri cezbetmeyip aksine onları kaçırmış görünüyor.
Son olarak taşıt kredilerindeki duruma bakacağız. Taşıt kredileri geçen yılın yarısında 4,4 milyar TL iken bu yılın yarısına gelindiğinde %50 artarak 6,6 milyar TL’ye ulaştı. Şube başına en çok taşıt kredisi kullandıran bankalar ise 1 milyon TL ve üzeri rakamlara ulaşan ING, Yapı Kredi, Garanti ve Akbank oldular. Bu kalemde en az taşıt kredisi kullandıran beş bankanın ise Albaraka, Ziraat, HSBC, Halkbank ve Şekerbank olduğu görülüyor.
Bankalara ne kadar tedbir getirilirse getirilsin bankalar agresif reklamlarına devam ederek tüketici kapma yarışına devam ediyorlar. Oranların artma eğiliminde olduğu önümüzdeki süreçte tablonun nasıl değiştiğini hep birlikte göreceğiz.
5 Ağustos 2011 Cuma
Dış ticarette son durum
Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, Haziran 2011 dönemine ait dış ticaret istatistiklerini yayınladı. Alınan bazı tedbirlerle ihracatın diri tutularak ithalatın azaltılması planlanmıştı ancak verilere bakıldığında durumun istenilen şekilde gelişmediği görülüyor. Haziran ayında ihracat geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %19 artarak 11 milyar dolar oldu. Aynı dönemde ithalat ise %42 arttı ve 22 milyar dolar oldu. Yabancı ülkelere mal hizmet satarak yurda kazandırdığımız döviz 11 milyar dolar iken yurt dışından satın aldığımız mal ve hizmetlere ise 22 milyar dolar ödemişiz. Bu durumun sürdürülemez olduğunu herkes her ortamda dile getiriyor. Alınan ilk tedbirler bankalara olmuştu. Kredilerin yavaşlatılarak ithalatın dolaylı yoldan frenlenmesi planlanmıştı. Bekleme süresini doldurduk ve bugün gördüğümüz manzara sadece bankalara getirilen önlemlerle ithalatın hız kesmediği oldu.
Cari açığın düşürülerek makul seviyelere getirilebilmesi için ek önlemler alınacağı çok açık. Vergi artışı gibi daha sancılı önlemler yerine son günlerdeki gelişmelere bakılırsa alınacak ilk tedbirin kurların arttırılması olacağını söylemek mümkün. Nitekim şimdiden dolar 1,60 TL’den 1,70 TL seviyesine oturmuş durumda. Geçen yazımızda bahsettiğimiz gibi ithalat ihracat makasını daraltabilmek için en kestirme çözüm kurların kontrollü bir şekilde arttırılmasıdır. Kurların ne oranda hangi seviyeye kadar arttırılacağını kesin olarak söylemek mümkün değil. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanvekili Ahmet Akbalık bir süredir sektörün devalüasyon isteğini açıkça belirtiyor. Aslında herkesin bildiği şeyler ancak herkesin açıklamakta çekingen kaldığı yegane çözüm bu süreçte devalüasyon. Akbalık, %20 civarındaki bir kur artışının ithalatı dizginleyeceğini ihracatı coşturacağını dolayısıyla cari açığın da böylelikle frenlenebileceğini söylüyor. Söylediklerinde son derece haklı. Cari açığı düşürmek için tüm piyasaları kapsayan tedbirlerle ekonominin tümüne yönelik değil özellikle tüketimle üretim yapan sanayiye yönelik tedbirlerin ayrıştırılması gerektiği son derece yerinde bir çözüm önerisi. Cari açık öyle bir noktaya geldi ki artık kur artışından başka herhangi bir tedbir cari açığı düşürmekte yetersiz kalacaktır. İhracatçıların istediği seviye 1,80 – 1,85 seviyeleri. Başbakan bu isteğe “ortasını yakında bulacağız” diyerek yanıt verdi. Çok uzun olmayan bir zamanda dövizde ortası bulunacaktır. Önümüzdeki dönem için kurların ne olacağını söyleyebilmek imkansız ancak ekonomistlerin tahminlerine göre en makul seviye tahmini doların 1,75 – 1,85 seviyelerine oturacağıdır.
Bu süreçte önemli bir diğer nokta da kurların artışından sonra ihracatın istenen seviyede gerçekleşebilmesi. Dünyada ortalık toz duman. En çok ihracat yaptığımız bölge Avrupa’nın durumu hiç iç açıcı değil. Kontrollü kur artışından sonra umudumuzu tamamen ithalatın azalmasına ihracatın artmasına bağlayacağız. İthal malların fiyatlarının artması kaçınılmaz olacak. Dolayısıyla ithalatta bir azalma tahmin etmek hiç de zor değil. Diğer kanatta da istediğimiz durumun olması için Avrupa’da işlerin rayında gitmesi gerekiyor. Geçtiğimiz ay en çok ihracat yaptığımız ilk üç ülke Almanya, İtalya ve İngiltere idi. Şayet Avrupa’da gündemde olan ülkelerin haricinde bir iki ülkede daha kriz çıkarsa ihracatçılarımız kur desteğine rağmen mal satışında zorlanacaklar ve bundan sonra en istenmeyen senaryo olarak diğer ilave tedbirler gündeme gelebilecektir.
26 Temmuz 2011 Salı
Piyasalar çıldırdı mı?

Piyasalar çıldırtıldı. Döviz ve altın fiyatlarının sıçraması işin içinde olmayan çoğu kişi için sürpriz oldu. Aslında bu manzarada, özellikle döviz fiyatları için, bir sürpriz yok. Olan biten tam olarak bir kontrollü devalüasyon, örtülü devalüasyondur. Bu kelimeyi kullanmak piyasaların huzurunu kaçıracağı için resmi makamlar otoriteler tarafından kullanılmaz, kullanılmayacaktır da, ama olan biten tam olarak bundan ibaret.
Son 1 haftadır bir tiyatro seyrediyoruz. Lütfen kronolojiye dikkat: 19 Temmuz’da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi İşleri Başkanı Dr. Bülent Gedikli, dünya ekonomisi üzerinde kara bulutların gözükmeye başladığını, bunun Türkiye’ye olumsuz etkileri olacağını ve tedbirli olunması gerektiğini açıkladı. “Ne varsa onu tutun. Fazla harcamayın, kriz kapıda” dedi. Ardından 20 Temmuz’da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan basın mensuplarına konuşarak “olumsuz senaryolara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Kokuyu alan derecelendirme kuruluşu Fitch de 21 Temmuz’da Türkiye’nin artık krize daha açık bir ülke olduğunu açıkladı. Bir gün sonra 22 Temmuz’da Merkez Bankası Başkanımız Erdem Başçı “Açık pozisyonu sınırlayan rahat eder” açıklaması yaptı, yani döviz artacak, döviz borçlarınızdan kurtulun mesajı verdi açık açık. Dün böyle konuşan başkaları vatan haini ilan edilip kriz simsarı olarak adlandırılırken hükümet üyelerinin ve otoritelerin birden bu söyleme geçmesinden mesajı alanlar aldılar. Tüm bu olanlardan ve açıklamalardan sonra Temmuz’a 1,60 TL’den başlayan Dolar 1,70 TL’nin üzerine çıktı. Bu çıkış bilinçli olarak yönlendirilmiş bir hareketin sonucunda meydana geldi. İthalatın patladığı, ihracatçıların belli bir banda sıkışmış döviz fiyatları karşısında kıvrandığı ve cari açığın sürekli artmaya devam ettiği bir ortamda “devalüasyon” beklenen bir gelişme olmalı. Devalüasyon nedir? Devalüasyon en basit anlatımıyla hükümet kararıyla döviz kurlarının belli bir oranda arttırılmasıdır. Döviz kurlarının artmasını neden ister bir hükümet? Döviz kurları artınca ithalat azalır, yurt dışından mal ve hizmet almak zorlaşır pahalı hale gelir, öte yandan ise bizim ürettiklerimiz döviz bazında ucuzladığı için bunları yurt dışına satabilmemiz kolaylaşır, ihracat artar. Böylelikle yurt dışına daha az döviz göndeririz, yurt dışından daha fazla döviz getirmiş oluruz. Yani şu an başımızın belası cari açığı azaltmak için önemli bir avantaj elde etmiş oluruz.
Yaşadıklarımız ve önümüzdeki dönemde yaşayacaklarımız cari açıkla mücadele için yetkililer tarafından bilinçli olarak tetiklenmiş bir süreçtir, "örtülü" ve Merkez Bankası "kontrollü" devalüasyondur. Bu devalüasyon öncekiler gibi akşamdan sabaha kurların % 20 vs arttırıldığı açık bir devalüasyon şeklinde olmayacaktır. Yatırım danışmanlık şirketlerinin ekonomistlerine göre, ay başına göre henüz % 7’lerde olan bu düzeltme önümüzdeki süreçte % 10 - % 15’i bulabilir. Yani Dolar’ın 1,75 – 1,85 bandına gelmesi sürpriz olmayacaktır.
Fiyatı uluslar arası piyasalarda oluşan altında ise ilginç bir durum yaşanıyor. Uluslar arası piyasalarda zaten ons’u 1600 Dolar’ı aşarak rekor seviyeye gelmiş altın, ülkemizde Dolar’ın da yükselmesiyle birleşince gramı 90 TLseviyesine geldi. Şunu çok açık, kısa ve anlaşılır bir biçimde ifade etmek gerekiyor: altın fiyatları uluslar arası piyasalarda zaten artış trendinde. Bizde döviz de artış trendinde olunca birleşen bu iki dalga ile çok uzak olmayan bir zamanda altın gram fiyatında 100 TL’yi görmemiz bizi şok etmemeli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




