3 Haziran 2012 Pazar

Çok mu karmaşık, cari açık?


Ekonomi ile ilgili bazı terimleri sık sık duysak da çoğu zaman anlamak için kafa yormayabiliyoruz. Bunların açıklamalarının karmaşık olabileceği ihtimalini peşinen benimseyip anlamak için kendimizi yormayabiliyoruz çoğu zaman. Aslında çoğu konuyu anlayabilmek için de çok kafa yormak gerekmiyor. Yeter ki her şey basitçe ayrıntılara inmeden anlatılsın.

Bu girişten sonra sürekli gündeme gelen baş ağrımız "cari açık" üzerine konuşalım. Cari açık özetin özeti şu demek. Yabancı ülkelere giden dövizin, yabancı ülkelerden bize gelen dövizden fazla olması durumudur. Bizim ülkemizden yabancı ülkelere neden para gider, oralardan bize neden para gelir? Bunun başlıca nedeni tabi ki her türlü mal ithalat ve ihracatıdır. Biz ülkemizde bir şeyler üretip bunu diğer ülkelere satarız (ihracat yaparız), diğer ülkelerden de oralarda üretilmiş bazı şeyler satın alırız (ithalat yaparız). Buna "genel mal ticareti" denir. Bu mal ticareti sürekli bizim aleyhimize işler maalesef, yani biz sürekli bir şeyler üretip bunu dışarıya satar 100 dolar kazanırken diğer yandan da 130-150 dolarlık mal alırız dışardan. Genel mal ticaretindeki bu aleyhimize denge 2009'da 28 milyar dolar, 2010'da 56 milyar dolar iken geçen yıl 84 milyar dolara çıktı. Bu yılın ilk üç ayında ne oldu derseniz, dünyaya 38 milyar dolarlık mal sattık, diğer ülkelerden de 54 milyar dolarlık mal aldık. 16 milyar dolarlık bir açığımız oluştu ki buna "dış ticaret dengesi" deniyor. Geçen yılın ilk üç ayında dış ticaret dengesi 21 milyar dolar eksideydi, bu yıl bu rakam ihracatımızın artmasıyla 16 milyara düştü.

Para sadece mal için gelip gitmiyor tabi ki. Bunun yanı sıra hizmetler dengesi dediğimiz bir kalem var. İlk akla geleni ve en önemlisi turizm başta olmak üzere, taşımacılık, inşaat hizmetleri gibi çeşitli hizmetler. Mal ticaretinde rakamlarımız ekside iken hizmetlerde ise aldığımız hizmetten daha fazlasını satıyoruz, para kazanıyoruz. Geçen yıl 39 milyar dolarlık hizmet sattık, 21 milyar dolar da hizmet satın aldık, net 18 milyar dolar para girişi olmuş oldu ülkemize.

Tüm bu hesapların tutulduğu "ödemeler dengesi" dediğimiz tabloda bir de hakkında türlü türlü söylentiler dolaşan net hata noksan dediğimiz bir kalem vardır. Bu kaynağı belli olmayan, nereden geldiği yahut nereye gittiği belli olmayan tespit edilebilen para miktarıdır. Bunun nedenleri hakkında en yaygın inanış başta İran ve Irak olmak üzere orta doğu ülkeleriyle yapılan mal ticaretinden elde edilen kazançların nakit olarak yurda sokulması. Bunun kanıtlanmış literatüre geçmiş bir tarafı yok tabi ki sadece söylenti. Geçtiğimiz üç beş yılın ortalaması iki üç milyar dolar civarında iken bu rakam 2011'de tam 12 milyar dolar oldu ve tüm dikkatleri üzerine çekti. Hizmetler dengesi dediğimiz turizm inşaat taşımacılık vs.de toplam 18 milyar dolar artımız varken 12 milyar dolar kaynağı belirsiz bir para girişinin ilgi çekmesi ve hakkında spekülasyonlar yapılması gayet normal. Bu yılın sadece ilk üç ayında net hata noksan dediğimiz bu kaynağı belirsiz para girişi 4 milyar dolara yaklaştı, geçen yılın aynı döneminde bu para 2,8 milyar dolar idi..

Son olarak mal, hizmet ve diğerlerinin genel toplamı olarak neticede geçen yıl 77 milyar dolar açık verdik. Ülkemizden giden para, gelen paradan 77 milyar dolar fazla idi (cari açık). Geçen yılın bu rekor rakamı alınan bazı tedbirlerle hızını azaltma eğiliminde. Geçen yılın ilk üç ayında cari açık 22 milyar dolar iken bu yıl 16 milyar dolara geriledi.

Bu açık nasıl finanse ediliyor, neden önemli vb gibi sorular ise başlı başına bir yazı konusu…

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bankacılık sektörünün ilk çeyrek karnesi

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bu yılın ilk çeyrek bankacılık sektörü sonuçlarını açıkladı. Henüz bankaların tek tek bağımsız denetim raporlarını açıklama süreci devam ediyor. Yedi bankanın ayrıntılı sonuçları elimizde, diğerleri de bugün yarın finansal tablolarını açıklarlar. Dolayısıyla karları, faaliyet gelirleri vs arttıranlar geçen yılın gerisinde kalanlar henüz banka bazında belli değil.

Bankaları sevseniz de sevmeseniz de şu anki finansal yapıda onlar piyasanın temel taşlarıdır. Öylesine devasa yapıda olan bankalar vardır ki zararları krizleri ülkeleri dahi krizlere sürükleyebilir. Genel anlamda sektörün gidişatının durumunun bilinmesinde fayda vardır.

Türk bankacılık sektöründe 2012'nin ilk çeyrek sonu itibarıyla 48 adet banka mevcut. Bunlardan 31 tanesi "mevduat bankası", 13 tanesi "kalkınma ve yatırım bankası", 4 tanesi de "katılım bankası" olarak faaliyetlerinde devam etmekteler. Bir de yeni oyuncu giriyor sektöre. 12 yıldan bu yana yeni bankacılık lisansı verilen ilk ve tek banka, ülkemizdeki HSBC bankasından transfer edilen isimlerle yönetilecek ve Türkiye'de "Odea Bank" ismiyle faaliyet gösterecek bir banka.

Bu mevcut 48 bankanın yaklaşık 11 bin şubesi ve 195 bin personeli mevcut. İlk üç ayda şube sayısı sadece 62, personel sayısı da 255 kişi artış gösterdi. Geçmiş dönemlere bakılınca şubeleşmedeki hızın ve buna bağlı olarak personel alımının yavaşladığını söyleyebiliriz.

Bankaların net karlılığı 3 ayda %12 artarak 6 milyar 124 milyon TL oldu. Bundaki en büyük etken ise bankaların mevduata verdikleri faizi düşürmeleri, öte yandan kredilerden aldıkları faizi ise yükseltmeleri.

Bankaların büyüklüğünü varlıklarını gösteren aktif büyüklük ise sadece %1 artarak 1 trilyon 229 milyar TL oldu. Az artışta yabancı para varlıklara bağlı olarak döviz kurlarının düşmesi en büyük etken.

Krediler cari açık için suçlu ilan edilip frenlenmesi için alınan onca tedbire rağmen arttı. Üç ayda mevcut kredi riskine ilaveten bankalar 16 milyar TL daha kredi dağıttılar ve toplam kredi riski dönem sonunda 700 milyar TL oldu. Kur etkisi sıfırlanınca bu artış %20'ye tekabül ediyor ki çok ciddi bir büyüme oranı bu. Bu artışın en büyük nedeni, yarısından fazlası, kredileri frenlemeyen ticari sektör kaynaklı. KOBİ'lerdeki artışın %10'da kaldığı, bu dönemde kredilerin küçük işletmelerden çok ticari kurumsal firmalara aktarıldığı anlaşılıyor. Bankaların verdiği 100 liralık kredinin 44 lirası ticari kurumsal kredilerde, 33 lirası bireysel kredilerde, geri kalan 23 lirası ise KOBİ kredilerinde. Batık kredilerin artışı ise kredilerin sektörlere göre artış oranıyla orantılı değil. Batıklarda en büyük artış tüketici kredilerinde ve kredi kartlarında oldu bu dönemde..

Kredilerdeki kur etkisi olmaksızın gerçekleşen %20'lik artışa karşın mevduatta ne oldu? Sektörün en acıklı tarafı mevduat olarak göze çarpıyor. Yurt içi tasarruf oranı BDDK'nın ifadesiyle "tarihi en düşük seviyelerinde" Bu şu demek, insanlar artık bankalara mevduat getirmiyorlar. 3 ayda bankalardaki toplam mevduat sadece binde 1 arttı.

Son olarak, altın fiyatlarındaki dalgalanma ve altın konusunda uzmanlaşan bazı bankaların çeşitli ürünlerle alternatif yatırım araçları sunması kıymetli maden depo hesaplarını (Altın) tabiri caiz ise patlattı. Mevduat binde 1 artarken aynı dönemde büyük ilgi görmeye başlayan altın hesaplar ise %15'in üzerinde büyüyerek 9 milyar dolara ulaştı.

Özet olarak ilk çeyrek sonuçları böyle. Yeni oyuncular ve yedek kulübesinde uyutulanların bazılarının daha oyuna gireceği değişik bir dönem olacak bu yıl…


6 Mayıs 2012 Pazar

Kredi kartı borçlarımız coştu


Kredi kartını kullanmayı öğrenemedik. O kadar can yakmasına rağmen o kadar söylenmesine rağmen hala kredi kartını çok yanlış kullanıyoruz. Bu ürünle ilgili bilmemiz gereken en önemli şey şudur: kredi kartı bir borçlanma aracı değildir, sadece bir ödeme aracıdır. Yani paramız yoksa nasıl harcama yapamaz isek dönem sonunda ödeyemeyeceğimiz durumda da harcamadan kaçınmamız gerekiyor.

Durum hiç de öyle görünmüyor oysa. Kredi kartı borçlarımız aydan aya sürekli keskin bir şekilde artıyor. Şubat sonu itibarıyla ülkemizde kredi kartı olan kişilerin kredi kartı borçları toplamı 60 milyar TL'ye yaklaştı. Geçen yılın aynı dönemine göre kıyaslandığında %33, yani üçte bir oranında bir artışa tekabül ediyor bu oran. Mevduat artışının aynı dönemde %11'de kaldığını hatırlarsak, bankacılık sektöründe son bir yılda %33'lük bir artış çok ciddiye alınması gereken bir oran..

Bir çok banka için kredi kartı en önemli gelir kalemlerinden biri haline geldi. Sadece yıllık kart ücretlerinden bir bankanın yüzlerce milyon TL para kazandığı bir durum söz konusu. Bankalar böylesine para kazandıkları bir ürünün pazarlamasında da inanılmaz agresifler.

Piyasadaki kredi kartı sayısı 55 milyona yaklaştı. 2011 sonu itibarıyla en çok kredi kartı olan ilk üç banka ve kart adetleri şöyle: Yapı Kredi 9,7 milyon adet, Akbank 9,5 milyon adet, Garanti 9,4 milyon adet. Her bir karttan yıllık 50 TL ücret alındığını hesaplarsanız kabaca, 400 milyon TL'nin üzerinde bir gelir görürsünüz bu her bir banka için..

Kredi kartı, doğru bankadan alınmış ise ve doğru kullanılır ise güzel bir ödeme aracıdır. Yanlış kullanıldığında ise çok acı sonuçlar doğurur. En azından temelde şunlara dikkat edilmelidir:

Kredi kartını doğru bankadan alın. Kart basım ve her ay ekstre gönderim maliyeti vb için yıllık 5 -10 lira makul bir ücrettir. Ancak bireysel bir kredi kartı için yıllık 60 lira 70 lira olan kartları tercih etmeyin. Yıllık ücreti olmayan, makul bir ücret talep eden yahut ekstreyi e-mail ile alıp her ay basılı zarf içinde ekstre istemez iseniz kart ücreti almayan bankaların kredi kartlarını araştırıp bunları değerlendirin.

Puan bonus vs odaklı olmayın çok fazla. Bunlar harcamayı teşvik eden tüketicileri gıdıklayan pazarlama promosyonları. Kredi kartını, sizi yanınızda nakit taşımaktan kurtaran bir araç gibi görün.

Taksitlerden mümkün mertebe kaçının. Hiç olmazsa taksitleri kısa tutun. Kullanım ömründen fazla sürede taksitle mal almanın bir alemi yok.

Kredi kartından nakit çekimden ateşe dokunmaktan çekinir gibi çekinin. (Oysa geçen sene 95 milyon kez nakit çekme işlemi yapıp 25 milyar TL para çektik kredi kartlarından)

Ay sonunda hepsini ödeyemeyeceğiniz tutarda harcama yapmayın. Ay sonunda bin lira ödeyebileceğim ama şu tatile de gideyim hele, 1500 lira olsun borç, geri kalanını da sonra öderim derseniz kredi kartı borcu sarmalına girer çıkamazsınız.

Doğru kullanıldığında güzel bir ürün, doğru kullanalım canımız yanmasın.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ortak ATM'de kim ne alıyor?


Cüzdanımızdaki banka kartları (ATM kartları) çılgınca artıyor. Beş altı sene önce 40 milyon civarında banka kartı varken bu rakam neredeyse ikiye katlanarak 80 milyonu geçti. Banka kartlarıyla geçen yıl 760 milyon kez para çekme işlemi yapıldı, her işlemde aşağı yukarı 320 TL para çekildi. 243 milyar liralık para ATM'lerden dolaştı yani.. ATM sayısı da aynı hızda arttı geçen sürede. Bundan beş altı sene önce 15 bin ATM varken, geçtiğimiz ay sonu itibarıyla 33 bini geçti ATM sayısı.

ATM'leri ortak kullanma fikri çok eski değil. Her bankanın kartıyla her ATM'de işlem yapabilme fikri 4-5 yıl önce ciddi ciddi konuşulmaya başlandı ve genelde olumlu karşılandı. Büyük bir iki bankanın isteksiz oluşuna rağmen uzlaşıldı ve Ekim 2009'dan sonra ortak ATM kullanımı başlamış oldu.

Ortak ATM kullanımında bilinmesi gereken en temel şey para çekiminde yahut bakiye sormada alınan temel bir ücret vardır ve bu, ATM hangi bankaya ait ise ona ödenir. Bu ücret Bankalararası kart merkezinin sitesinden ilan ettiği üzere, bakiye sormada 24 kuruş, para çekmede ise 91 kuruş sabit ücrete ilaveten çekilen paranın yüzde 1'idir. Ortak ATM'den para çekiminde yahut bakiye sorgulamada bu tarifenin üzerinde bir masraf alınıyorsa, kesilen paranın geri kalanını kartını kullandığınız banka alıyordur. Bu tarifede çekilen 100 TL için 1 lira 91 kuruş komisyon vardır ve bu komisyon hangi bankanın ATM'sinden işlem yapıyorsanız o bankaya ödenir. Örneğin, Garanti bankasının kartıyla Akbank'ın ATM'sinden 100 TL çekildiğinde 1,91 TL Akbank'a ödenir. Ama sizden 5 TL kesilmişse, bunun 1,91 TL haricindeki tutarını, kartını kullandığınız Garanti Bankası kesmiş demektir. Ortak ATM kullanımında şu an müşterisinden ekstra bir komisyon almayıp sadece karşı bankaya ödenecek komisyonu alan iki banka var, Albaraka ve Kuveyt Türk… Denizbank, Yapı Kredi ve Akbank ise ATM kullanımlarında 40-50 kuruş ilaveten ”makbuz ücreti” almaya başladılar.

91 kuruş rakamı ve %1 oranı aslında makul. Buraya kadar bir sorun yok. Sorun, ATM'si kullanılan bankaya verilen %1 ve 91 kuruş'un yanı sıra kart sahibi bankanın “ben de bu işten para isterim” demesi. Sorun, çoğu bankanın ortak ATM kullanımını, kart verdiği müşteriye bir kolaylık olarak değil de buradan güzel karlar elde edilecek bir alan olarak görmesi. Kart sahibi bankalar ücretleri o kadar arttırdılar ki ortak ATM'lerden para çekme ücretleri epey farklılaştı.

En güncel haliyle bankaların ortak ATM kullanım ücretleri ve aşağıdaki bankaların kartlarıyla herhangi bir başka bankanın ATM'sinden 100 TL çekildiğinde çıkan masraflar aşağıdaki tabloda. Garanti Bankası 500 TL, Akbank ve Vakıfbank 350 TL üzeri çekimlerde tarifeyi değiştirmekteler. “Makbuz ücreti” alan bankaların aldıkları bu ücretler toplam masrafa yansıtılmıştır:

18 Nisan 2012 Çarşamba

BES'te neler oluyor




Dün Ali Babacan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ile ilgili önemli bazı açıklamalar yaptı. BES'te neler oluyor diyerek konuyu iyi bilen bir isim ile, Kerim Barkın Yüksel ile görüştüm.

BES'te bazı şeyler değişiyor, değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?
Önceden BES'teki teşvik unsuru vergilerdeki indirim şeklindeydi, gelir vergisinde indirim şeklinde bundan faydalanılıyordu. Ancak sadece katılımcıların üçte birinin bu avantajdan faydalanabildiği görüldü. Değişikliğe gidilmesinin altındaki temel neden bu.

Sistemin en önemli avantajı vergi avantajı ama insanların büyük çoğunluğu bundan faydalanamıyordu yani.. Yeni sistemde ne değişiyor peki?
Yeni sistemle, BES'e giren herkes katkılardan istifade edecek. BES'e yatırılan miktar önce Emeklilik Gözetim Merkezine, bu merkez de ilgili kamu kuruluşuna iletecek. Örneğin, sisteme 100 lira koyan vatandaşa, 25 lira da devlet katkı sağlayacak. Bu 25 liralık kısım ayrı hesapta tutulacak. Maksimum devlet katkısı da yıllık brüt asgari ücretin yüzde 25'i ile sınırlı olacak.
Yeni sistemde ev kadınları da doğrudan vergi avantajından faydalanabilecek. Avantajdan faydalanılması için vergi mükellefi olunması şartı da kaldırmış durumda. Eski sistemde ev hanımı katkı payını eşi öderse (eşi vergi mükellefi olduğu için) avantajdan faydalanabiliyordu

Hali hazırda vergi avantajı elde edenler için bir şey değişmiyor gibi?
Önceki sistemde ödenen katkı paylarından hak edilen vergi maaş üzerinden iade ediliyordu. Şimdi maaş hesabına ilave edilmesi değil de ayrı hesapta tutulacak olmasının sisteme olan ilgiliyi pozitif etkilemesi beklenmektedir. Şu andaki uygulamada vergi iadesi alabilecek için katkı payı ödeyen katılımcının ödemelere ait dekontları şirketindeki Muhasebe servisine iletmesi gerekiyor. Vergi iadesinden katılımcıların ortalama %35'i faydalanmaktaydı. Bu yeni yöntem ile katılımcı hiçbir şey yapmadan iadeleri otomatik alarak ayrı bir hesaptan takip edebilecek. BES müşterisi net bir şekilde ne tutarda avantaj elde ettiğini görebilecek. Sağlanan avantaj maksimum tutarda yine aynı, yıllık brüt asgari ücretin %25'i..

Birikimleri istediği zaman çekebilecek mi insanlar?
Kademeli olarak geri çekme hakkı verilecek. Burada amaç vadeyi uzatmak. Devlet katkı payına ilk 3 yıl boyunca dokunmak mümkün değil, 3'üncü yılın sonunda yüzde 15'ini, 6'ıncı yılın sonunda yüzde 30'unu, 10'uncu yılın sonunda yüzde 60'ını alabilirken, ancak emekli olunca bu katkı payının tamamını alınabilecek.

Uygulamada kişi BES'teki birikimini istediği zaman çekebiliyor muydu?
Önceki sistemde katılımcı sistemden erken ayrılmak istediğinde %15 - %10 gibi tüm birikimlerinden stopaja maruz kalıyordu. Artık stopaj ana paraya değil sadece devletin yatırdığı katkı payına ve toplam getiriye uygulanacak.

Bu eskisine göre yatırımcı için daha cazip değil mi?
Evet, artık sistemden erken ayrılmalarda vergi kesintisi ana para ve kar toplamına değil, sadece kar ve vergi avantajına uygulanıyor. Amaç vergi avantajını hak etmek istiyorsan sistemde emekli olana kadar kal. Daha adil bir yöntem.

Bankaların Şube ve Personel Sayılarındaki değişim


Altınlar eve mi bankaya mı...




Son zamanlarda bankaların müşterilerinin ziynet altınlarını alarak bunları müşterilerin hesaplarına kaydî olarak yatırmaları ile ilgili çeşitli yazılar yayınlandı. Bu yazılardaki bazı bariz hatalar üzerine konunun uzmanı biriyle görüşerek ona bazı sorular sormak gereği hissettim ve bankaların fiziki altın toplaması konusunda uzman bir isim olan Evren Yaşar ile görüştüm:

İnsanlar neden evlerindeki kasalarındaki altınları bozdurmak için bankalara götürürler?

Altın, birçok ailenin zor günleri için tuttukları ya da ev araba gibi hayallerini gerçekleştirmek için biriktirdikleri bir yatırım aracıdır. Bu nedenle altının saklanması bir nevi insanların hayallerinin ya da geleceğinin saklanması gibidir. Kişilerin bir amaç için biriktirdikleri altınlarını bankalara getirmesinin altında yatan en büyük sebep aslında güvenlik güdüsüdür. Altın önemli bir yatırım aracı olmakla beraber, saklanması ve korunması da bir o kadar zordur. Çalınma riskine karşılık olarak genel olarak altın sahipleri ya bankaların kiralık kasalarını kullanmakta ya da tanıdıkları kuyumculara altınlarını bırakmaktadır ancak bu iki durumda da altınlar tam anlamıyla güvende kalmamakta, masraflı olmaktadır. Bu altınların bankaya yatırılması ile vatandaşların elde edeceği bir başka avantaj ise, genelde zor günlerde altın bozdurulmak istendiğinde, eğer bu altın bir takı seti yahut bilezik ise kişi bunun tamamını bozdurmak durumundadır. Fiziki altın bölünemez, oysa hesapta bulunan kaydi altın ise bölünebilir, kişinin ne kadar paraya ihtiyacı varsa o kadarını alır ve geri kalan kısmı ise yine altın olarak kişinin hesabında kalır dolayısıyla altın tasarrufunu devam ettirebilir. Ayrıca bankada bulunan altın internet şube vasıtasıyla her an alınıp satılabilir, dolayısıyla her an fiyat hareketlerinden yararlanılabilir. Bankalarda tutulan altının 50,000 TL’ye kadar olan kısmı da devlet güvencesi altındadır.

Bankaların kişilerden altın alma işi nasıl oluyor?

Kişi altınlarını şubeye götürür. Altın burada uzmanlar tarafından incelenir; ayar ve ağırlık tespitinden sonra müşteriye altının saflığı, gramajı, içindeki has altın miktarı, hesaba geçecek gram miktarı belirtilir. Müşteri kabul ettiği takdirde altın miktarı müşterinin hesabına gram olarak geçer.

Altının işçilik maliyeti ne olacak?

Takıların sadece saf altın miktarı dikkate alınıyor olacak. Eğer altın alırken buna işçilik ödendiyse bu değerlendirilmeyecektir. Bu nedenle fazla işçilikli altınları bankaya vermek çok mantıklı olmayabilir.

Alım satım kaynaklı her hangi bir değer kaybı olacak mı peki?

Belirtilen has altın miktarı müşterinin hesabına altın olarak yatırılır. Herhangi bir şekilde alım satım işlemi olmadığı için müşterinin al sat kaynaklı kur kaybı da olmayacaktır. Bir kişi eğer önce kuyumcuya gider ve altınlarını bozdurursa ve buradan aldığı TL ile gelip tekrar altın alırsa bu durumda önce alış kurundan altınlarını satacak sonra bankadan satış kurundan tekrar altın alacaktır. Oysa bankaların bu uygulamasında bir alış satış olmadığı için bu şekilde bir kayıp söz konusu değildir. Bankanın altın alım işlemlerinde en iyi fiyat garantisi bulunmamaktadır. Paraya sıkışmış ve altınlarını satıp TL'ye dönmek isteyen kişiler için banka en iyi çözüm olmayabilir.

Müşteriler bankaya verdikleri altınları geri alabilir mi?

Bankaya verilen altınlar orada aynen muhafaza edilmemektedir. Altınlarını bankaya veren kişiler hiçbir şekilde altınını verdiği şekilde geri alamayacaktır. Toplanan altınlar rafine edilerek 24 ayar külçe haline getirilecektir. Bu nedenle bilezikler ya da cumhuriyet altınlarının formları değiştirilerek külçe altın haline getirilmekte ve müşteriler adına bu şekliyle muhafaza edilmektedir.

Peki müşteriler altınlarını nasıl geri alabilirler?

İki şekilde işlem yapabilirler. Birinci yöntem altını bozmak istedikleri günkü kurlar üzerinden TL ya da Dolar karşılığını alabilirler. İkinci yöntemle ise bir katılım bankasında külçe gram altın olarak alabilirler.

Banka hesabına geçen altınların bir getirisi oluyor mu peki?

Şu an sadece bir katılım bankası topladığı ve hesaba geçen bu altınlara kar payı vermektedir